Logo... Gündem...

'Parmağıma değil, gösterdiğine bakın!'





'ORDA Kimse Var mı?' sorusunu milletçe depremden sonra sormaya başladık. Ama Alev Alatlı, 1990'lı yılların başından beri yazdıklarıyla bu soruyu soruyor. Son romanı Kâbus'ta da 'Orda'kilerle Türkiye gerçeğini tartışmaya devam eden Alatlı, çıkış yolunu ikinci kitabı 'Rüya'ya saklıyor. Alev Alatlı ile Kâbus'u, yeni aydınlanmayı ve toplumsal hastalıklarımızı konuştuk.


R omanın genel havası oldukça karamsar. Ancak Kabûs bir umut ışığı ile bitiyor. Roman kahramanı İmre Kadızade'yi kurtaranlar, "Senin bugüne kadar yaptığın hamamı sabit tutup tellakları değiştirmekti. Bundan böyle hamam değişecek! Malazgirt'ten bu yana top ilk kez ayağımıza geldi" diyorlar. Nedir sizi bu kadar umutlandıran?

Beni umutlandıran önümüzdeki yüzyılda dünyayı etkisi altına alacak "İkinci Aydınlanma" ve bu akımın "Birinci Aydınlanma"yı yadırgayan, içine bir türlü sindiremiyen Türk insanına çok daha yakın geleceğini düşünüyor olmam."Tellaklar değil hamam değişecek" derken, radikal bir düşünce devrimine işaret ediyorum.

İkinci aydınlanmadan kastınız nedir?

"İkinci Aydınlanma"yı anlamak için birincisinin ne olduğunu hatırlamamız lazım. Aydınlanma Çağı diye bildiğimiz döneme kadar dünya ve kainat ya vahiy ya da usavurumla tarif ve izah edilirdi. Sonra Kopernik, Kepler, Galile ve Newton'un başkişileri olduğu akım, dünya ve kainat tanımlarını "klasik fizik"in bulguları doğrultusunda değiştirdi. Dinsel tarifleri reddeden açıklamalar getirdi. Eski Yunan'ın düşüncesini arkasına alan klasik fiziğin tanımladığı evren ve dünya, belli kurallara göre işleyen, "deterministik", yani başı sonu belli olan bir sistemdi. Açık, kesin bir sistem. Kainatı oluşturan parçacıklar belirli fizik kurallarına göre hareket ederlerdi. Birbirleriyle olan ilişkileri de nedensellik çerçevesindeydi. Bu kuralları keşfedersek, bizi sistemin nasıl işlediğini kesin olarak öğrenmekten alakoyacak hiçbir şey yoktu. Klasik fiziğin dünyası bir ya-ya da dünyasıydı. Siyah-beyaz bir dünyaydı. Bir şey, ya doğruydu, ya da yanlış. "Hem doğru hem de yanlış" olamazdı, çünkü "doğru" tekti.

Yani kurtuluş klasik fiziğe karşı yeni fizikte..

Günümüze hakim olan "mekanize" dünya görüşünü klasik fiziğe borçluyuz. Klasik fizik, tüm bilimleri, sanatı, edebiyatı etkiledi. Örneğin, Newton'un bireysel atomlardan oluşan kainat fikri, ekonomide Adam Smith'in münferit girişimcilerden oluşan, çıkarlarını kovalayan kapitalist/liberal anlayışının mesnedini teşkil eder. Münferid atomların birbirleriyle ilişkisi ekonomide bireylerin ilişkisi şeklini alır. Her ikisinde de yapılan iş aynıdır: sistemi mümkün olan en küçük parçasına indirmek ve bu parçacıkların davranışına bakarak, bütünün geleceğine dair karar vermek, tahmin yürütmek. Dediğim gibi "yeni fizik" yazarın "seçimi" değil, dünyanın gidişatı. Yüce Pir'in faşizminin engellenmesine gelince -açıkcası, bu saatten sonra bunu mümkün görmüyorum. Dünya, kainatın pis çocuğu olacak ve kıyamete kadar böyle devam edecek. Buna karşın, sembolü "Schrödinger'in Kedisi" olan günümüz fiziği, "Yeni Fizik" bambaşka bir dünya ve kainat görüşüne işaret ediyor. Yeni fizik, ya da kuantum fiziği, bize doğrunun tek olmadığını, dünya ve kainatın Aristo'nun ve onu izleyenlerin önerdikleri gibi siyah-beyaz olmadığını kanıtladı. Yeni fizik bütüncül, yani "holistic" yani "tevhididir". Bu bağlamda, tasavvufun ve tasavvufun babası Buda'nın peşinden gider, Aristo'nun değil. Schrödinger'in kedisi, aynı zamanda ölü ve diri olmak gibi bir kuantum realitesini temsil eder. Kuantum fiziği gelecek yüzyıldan itibaren insanın kendisine, kendi bedenine, topluma, kainatı oluşturan canlı cansız tüm varlıklara hatta canlılık ve ölülük durumlarına bakışını değiştirecek. Radikal bir biçimde değiştirecek. 2020'lerin Türkiyesi bu devrimden kaçınılmaz olarak etkilenecektir. Ama bu mutluluk verici bir etkilenme olacak. Romandaki onarımcılar öyle iddia ediyorlar! Ama sizi uyarmalıyım, bu bir roman -siyaset bilimi kitabı değil. O nedenle de diyorum: "Parmağıma değil, gösterdiğine bakın."

Roman kahramanınızın Müslümanlar'a ilişkin de ciddi eleştirileri var.

İmre Kadızade, İslami söylemle yapılan ticari faaliyeti yadırgayan birisi. Allah'ın herhangi bir finans kuruluşunun, örneğin "murakıbı" gibi sunulmasına isyan ediyor. Kitapta bu duruma isyan etmeyen, hatta alkışlayan karakterler de var.

Kabûs, 2020'lerden 1990'lı yılların Türkiye'sine bakıyor. Roman, kahramanları İmre Kadızade ve yeğeni Devrim Kuran'ı çözümlemek suretiyle eski Türkiye'nin ruh haline açıklık getirmeye çalışıyor. Bu noktada Devrim'i ve onun kuşağını nihilizme iten nedir?

Dikkatli bir okur, teyze ile yeğenin yaşamlarının aynı eksende sürdüğünü farkedecektir. İmre Kadızade'nin sürgit değişen dünya ve kainat açıklamalarının neden olduğu bezginliği, Devrim'de yankılanır. Devrim, birbirini dışlayan, birbirine ters düşen mesajlar karşısında bunalır. Kimsenin bir şey bilmediği sonucuna varır ki, bu hiççilikle sonuçlanacak olan bir boşluktur.

Kabûs'ta kurguladığınız, Yüce Pir'in liderliğindeki kutsal koalisyon, hiç de yabancısı olduğumuz bir şey değil. Kimdir Yüce Pir?

Kitapta Yüce Pir, ABD'yi işaret ediyor. Önümüzdeki yüzyılı bırakın, daha şimdiden dünyanın tek hakimi. Müzikten, yemeğe, yemekten giyime kadar hemen herşeyi dikte ediyor. Ne ki, bu defa dikte silah zoruyla değil, ikna suretiyle evrensel medya aracılığıyla.

Romanda Türkiye'nin Anadolu Devletçikleri Hareketi sonucu parçalanıyor. Bu parçalanmada en büyük etkenler nelerdi?

En büyük etken olarak "toplumsal afazi" dediğim bir soruna işaret ediyorum. "Toplumsal afazi" konuşamama, konuşulanı anlamama sorunudur.



Geri


 
|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || KÜLTÜR ||
|| YAZARLAR || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED