YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Amma da "şeffaf yıllar" geçirdik!..

Şöyle bir geriye dönüp, geçen asrın son 10 yılını hatırlayın..

Ne demişti Süleyman Demirel, 1991 seçim kampanyasında..

-Karakollar şeffaf olacak.. Herkes herşeyi bilecek..

-Elimde Koskotas dosyaları var.. Hesap soracağım!..

Ne karakollar (veya devlet), şeffaf oldu, ne de Koskotas Dosyaları açıklandı..

Sonra baktık, Demirel'in başbakan olduktan sonraki ilk icraatı, devlet bankalarına borçlu olan Cavit Çağlar'ı, Devlet Bakanı yaparak, bu bankaların başına getirmesi oldu..

Aynı süreçte, "Susurluk" diye bir bomba patladı kamuoyunda..

Günlerce, aylarca, devletin "rutin-dışı" işler yapmış olabileceği tartışıldı..

Sonra 28 Şubat post-modern müdahalesi ve kurdurulmuş Mesut Yılmaz-Bülent Ecevit hükümeti geldi..

Bu arada devlet bankalarından sorumlu eski Devlet Bakanı Cavit Çağlar'ın, kendi bankası boşaldı ve kamulaştırıldı..

Ama bankaya el koyulmadan önce, Çağlar'a ait olan NTV televizyon kanalı Doğuş Holding'e, Etibank'ın yüzde 50'si de Medya Holding'e devredildi..

Kimse "olur mu" demedi..

Arkasından, Mesut Yılmaz adının merkezde bulunduğu, "medya-mafya-siyaset" ilişkileri manşetlere taşındı.. Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazeteleri, Türk Ticaret Bankası ve Bank Express, Kanal-E ve Kanal-6 gibi televizyon kanalları, alındı, satıldı, geri alındı, kamulaştırıldı..

Bir ara canlı yayınlarda Korkmaz Yiğit bantlarını ve Çakıcı ile Yılmaz'ın bakanlarının ses kasetlerini falan izledik..

Sonuç, Yılmaz hakkındaki 8 tane soruşturma dosyasının Meclis'te reddedilmesi ve Mesut Yılmaz'ın yeniden başbakan yardımcısı olması ile noktalandı..

Kimsenin (veya bir kısım medyanın) çıtı bile çıkmadı..

Derken Ekonomiden Sorumlu bir Devlet Bakanı olan Hikmet Uluğbay, kendini vurarak, öldürmek istedi..

Rivayete göre, bu intihar girişiminin arkasında, boşaltılmış ve el konulmasına karar verilmiş bankaların sayısına ilişkin bir tartışma vardı..

Uluğbay "baskı"ya dayanamamıştı..

Bu olay da, öylece geçiştirilip, unutturuldu.

Şimdi de, Egebank ve Murat Demirel olayı var gündemimizde..

Geçen asrın son 10 yılındaki sonucu getirilmeyen bütün olayların ortak özelliği şuydu..

"Medya-siyaset-derin devlet", bütün olaylarda vardı..

"Bir banka-bir gazete-bir tv. kanalı" ele geçiren kişiler, kendilerini her işi yapmaya ehil görüyorlardı..

İstenilen kişiler cilalanıyor, aynı çemberin içinde bulunan isimler ise "medyatik koruma" altına alınıyordu..

Buna karşı, bu bozuk düzeni eleştirenler, susturuluyor, karalanıyordu..

Şimdi yine aynı durum var..

"Egebank Olayı"nda da, medya var, siyaset var..

Kimin eli kimin cebinde.. Herşey biliniyor adeta..

Geçmiş yıllarda bir işadamı ile konuşuyordum.. Önemli bir bürokrata, kendi eliyle büyük miktarda rüşvet verdiğini iddia ediyordu.

Tabiî ki, rüşvetin belgesi yoktu..

Bu görüşmeden iki gün sonra, rüşvet verildiği bana anlatılan bürokratın, gazetelerde yer alan bir demecini okudum..

-Devlette bazı bürokratlar rüşvet alıyor, diye, demeç vermişti bu bürokrat..

Bu olayı hatırlayınca, hep dikkat ediyorum..

Galiba bu tür kirli ilişkilerde bulunanlar, "hem suçlu-hem güçlü" olmak durumunda.. "Ahlaksız" olmak yetmiyor.. "Mütecaviz ahlaksız" olmak şart..

Bakalım bu asrı, nasıl geçireceğiz?..

ŞAKA

Ah bu sorular!..

-Murat Demirel'den 1 milyon dolar alan gazeteci kim?

Birinci soru bu..

Gelelim ikinci soruya..

-Bu gazeteci hakkındaki ihbarları ilk elden dinleyen ve kendisi yazmak yerine, Hürriyet'in bir köşesine yazdıran gazeteci kim?

-Suskun gazeteci kim?

-Kullanılan gazeteci kim?

-Kullanılan gazeteciler arasında, Cavit Çağlar'dan ayda 10 bin dolar maaş alanlar da var mı?

FİLİSTİN

Ortadoğu'da savaş olur mu?

İsrail işgali altındaki topraklarda yaşayan Filistin halkının, haklı öfkesini anlamamak mümkün değil..

Ancak, "olaylar, sonunda Arap devletlerinin de katılacağı bir topyekûn savaşa dönüşür mü?" sorusuna cevap ararken, ihtiyatlı olmak gerekiyor.

Birincisi, "savaş", gerek Araplar, gerekse Filistinliler için, geçmişte hiçbir olumlu sonuç getirmedi.. Sadece "yenilgi" ve "toprak kaybı" getirdi..

"Barış ve diyalog süreci" ise, Filistinlilerin, uluslararası düzeyde hukuki varlığını, diplomatik temsilini ve "devlet olma ümidi"ni getirdi..

Şimdiki FKÖ ve Arafat, eskisi gibi "terörizm"i değil, "Filistin Devleti"ni ifade ediyor..

Yani Arafat'ın, Hamas veya Hizbullah çizgisine girip, bir "cihat" çağrısı içine çekilmesi, pek mümkün değil..

Ayrıca uluslararası dengeler açısından, Arap devletlerinin, bir cihat girişiminde yer almaları da, imkânsız gibi..

Fakat, İsrail'in aşırıları tahriklerini ve insanlık-dışı eylemlerini tırmandırırlarsa sonuç, ne olur, bilemeyiz..


14 EKİM 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...