|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tevekkeli, "Yabancı basından al haberi" dememişler... Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin, Kanal-D'nin sahibi, CNN-Türk'ün yerli patronu Aydın Doğan'ın, elinde Dışbank olduğu halde, BBDK tarafından gözetim altına alınan Demirbank'a da tâlip olduğunu Financial Times (FT) gazetesinde okudum. Bu 'müjdeyi', İngilizlerin ünlü gazetesinin Türkiye muhabiri Leyla Boulton'a, Doğan Medya Grubu'nun (DMG) başındaki Aydın Doğan bizzat söylemiş... Bir de "Aydın Bey gazetecilerle konuşmaz, onlara tâlimat verir" derler; konuşmuş, hem de uzun uzun... Gazete fiyatlarının patronlar tarafından beraberce belirlendiğini söylemiş, "Eskiden bunun için protokol bile imzalanırdı" itirafında da bulunmuş. Zor durumdaki Sabah Grubu'na mâlî yardımı esirgemediğini de bildirmiş. Mehmet Emin Karamehmet ve Uzan Ailesi gibi medyaya yatırım yapan işadamlarının, "Bu sektöre, medyayı silâh olarak kullanıp başka alanlardaki çıkarlarını sürdürmek amacıyla ve para kaybetmek üzere girdikleri" suçlamasında da bulunmuş... Aydın Bey'in bu açık sözlülüğünün İngiliz meslektaşı hayrete düşürdüğü yazıdan anlaşılıyor. Aydın Doğan ve Dinç Bilgin gibi büyük medya patronları hakkında kitaplar yazıldı, yüzlerce makale çıktı; bunların hiçbirinde rastlamadığım bir ayrıntıyla Leyla Boulton'un yazısında karşılaştım: Meğer, Aydın Doğan'ın babası memleketleri Kelkit'in belediye başkanıymış ve kendisi de 35 yıl kadar önce politikaya girmeye niyetlenmiş, niyetinden karısının "Ya ben, ya o" resti üzerine vazgeçmiş... Türkiye Kelkitli bir politikacı kaybetmiş, ama İngiliz gazetesinin bile "İmparatorluk" diye söz ettiği büyük bir medya grubu kazanmış; Aydın Bey'in uzak görüşlü eşi sayesinde... Bizler "28 Şubat bir psikolojik savaş ürünüdür ve medya bu savaşın silâhıdır" diye yazdığımızda, Aydın Doğan medyasının başyazar ve baş olmayan yazarları, "Yalan söylüyorsunuz" diye üzerimize gelirlerdi. İngiliz gazetecinin karşısına çıkarken, kendisini, "Aman doğrudan ayrılma" diye uyarmış olmalılar ki, Aydın Doğan, 28 Şubat'taki rollerini tatlı tatlı anlatmış. "Askerler tarafından baskı altında tutulan Refahyol Hükümeti'ne karşı savaşı medya kazandı" demesi hoşuma gitti; "Türkiye'nin lâik demokrasisinin 'temel değerlerini' savunmamızın bedeli İslâmî basın tarafından 'kartel medyası' olarak suçlanmak oldu" demeyi ihmal etmemesi de... Aydın Doğan'la ben görüşseydim ya da herhangi bir erkek meslektaş görüşmüş olsaydı görünüşüne dikkat eder miydik, sanmam; İngiliz bayan gazeteci etmiş... "65 yaşındaki, yağlı, kapkara saçlı Bay Doğan" diyor Leyla Boulton, "Hesaplılık, samimiyet ve çekiciliğin baştan çıkarıcı karışımı" diye anlatıyor makam odasındaki masasının ardından konuştuğu işadamının görünüşünü... Baştan çıkarıcı yön, uzun boylu görüşmesine rağmen Leyla Boulton'u ikna etmediği anlaşılan yeni RTÜK Yasası'ndaki mülkiyet hakkıyla ilgili fikirleri olmasa gerek; Aydın Bey'deki esas çekici yön, onun Türk medyasına gelen reklâmların yüzde 66'sına egemen oluşu... Sekiz gazete, iki televizyon kanalına ek olarak, verdiği 'sınırlı katkı' ile Sabah Grubu'nu da etki alanına çektiği düşünülürse, reklâm girdisi şimdilerde yüzde 80'e yaklaşıyor olmalı... Bu durum gerçekten 'baştan çıkarıcı'... İngiliz gazeteciye, herhalde tevazuundan, kendisinin Dünya Gazeteler Birliği (WAN), 'faal gazeteci olmayan' kızının da faal gazetecileri bünyesinde toplayan Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) yönetim kurulu üyesi olduklarını söylememiş Aydın Doğan... Oysa, "Yurtdışı bağları bizim gazeteyle işbirliğini de kapsıyor" diye yazan Financial Times muhabiri için, o da ilginç bir ayrıntı olabilirdi... Kimselere kendini göstermeyen 'medya imparatoru' ile görüşebilme mazhariyetini, Leyla Boulton, Aydın Bey'in son zamanlarda hem iç hem de dış basında eleştiri sağanağı altında kalmasına bağlıyor. Doğrudur. FT gibi 'ortak iş' yaptığı bir gazetede, Dinç Bilgin'in tutuklanması üzerine çıkan (6 Haziran 2001) yine Leyla Boulton imzalı değerlendirmede, Türk medyasındaki 'tekelleşme eğilimi' olağanüstü güzellikte vurgulanmıştı. O FT haberinin başlığı ("End of a priviledged empire": İmtiyazlı imparatorluğun sonu) bile kendisini rahatsız etmiş olmalı... Akıldâneleri, "En iyi savunma hücumdur" demiş olmalılar ki, Aydın Doğan, yine FT aracılığıyla dışarıya 'esas yüzünü' göstermeye çalışmış... Eğer ben bu işlerden biraz anlıyorsam, kendisine akıl verenlere uymakla hiç de iyi etmemiş Aydın Bey; FT'deki son yazı, okuyan yabancıları, "Aman uzağında duralım" demeye sevk etmiştir... İngiliz meslektaş, "Meclis RTÜK Yasası'nı tartışıyor, ama Doğan medyasında genellikle tık yok" diye yazmayı da ihmal etmemiş diyeyim de siz durumu anlayın... Aydın Bey'le ilgili yazı FT'de bir hafta önce (6 Haziran 2001) çıktı; "Ferai Tınç'ın Guardian'da yazısı yayımlandı" diye haber yapan Hürriyet'in, patronunu ve görüşlerini anlatan bu yazıyı görmezden gelmesinin sebebi, sanırım, sizin için de açık... Eh, Demirbank da şimdiden hayırlı olsun... İstediği RTÜK Yasası'nı çıkartan hükümet, Aydın Doğan'dan bir banka daha esirgeyecek değil ya? Yok "Tapınak şövalyeleri", yok "Gümüşsuyu çetesi" diyen, CNN-Türk'e çıkıp Dışbank üzerine Aydın Doğan'la kavga eden Sadettin Tantan da hazır gitmişken...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |