|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Devlet özkaynaklarını tüketen bankalara el koydukça, Hazine'nin borçları katlanarak artıyor. Hazine'nin sırtına yeni batan beş bankanın borçları da yüklendi. Ahlak krizi derinleştikçe, Hazine'nin borçları çığ gibi büyüyor. Devlet'i iflas ettiren ekonomik ve siyasi bunalımın kaynağında ahlak krizi var. Ahlak krizi derinleştikçe, kamu kesimiyle birlikte özel kesim de onulmaz yaralar alıyor. Çünki Türkiye'nin Hazine'si delik kovaya benziyor. Delik kovayı ne kadar doldurursanız doldurun, bir süre sonra kova yine boşalır. Türkiye'nin Hazine'si kova örneğinde olduğu gibi, IMF ve Dünya Bankası'ndan ne kadar borç alınırsa alınsın, bir bütçe döneminde eriyip gidiyor. Borçlanmanın bir ölçü ve sınırı vardır. Sınırı aşan devlet de olsa, bir gün iflas etmekten kurtulamaz. Çünkü borçla büyüyen ülke ekonomisi, balon gibi, önünde ya da sonunda patlar. Türk ekonomisi iç ve dış borçla yapay olarak şişirildi. Dünyadan kopuk dayatmacı kötü yönetimler elinde de patladı. Ahlak ilkeleri çiğnenmeden aşırı, ölçüsüz ve sınırsız bir biçimde borçlanılmaz. Nerede ilkesiz bir borçlanma varsa, orada mutlaka ahlaksız bir uygulama, haksız bir kazanç ve sınırsız bir vurgun vardır. Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun, hırsızlık yapmadan bir banka kolay kolay batırılamaz. Ahlaki ilkelerin ayaklar altına alındığı kesimlerin başında finans ve sigorta sektörü gelir. Finans ve sigorta sektörü söz ve güvene dayanır. Verilen sözlerin tutulmadığı, güven bunalımının olduğu bir ortamda ahlaki ilkeler geçerliliğini büyük ölçüde yitirir. Finans ve sigorta sektörü, bu bağlamda krizi bünyesinde saatli bomba gibi taşır. Bir ilkesizlik büyük patlamalara yol açar. Türkiye'de olduğu gibi, banka sistemi çöker. İlkesizliği ilke haline getirmiş kişi ve işletmeler, ilkesiz politikacıların elindeki bankalara hiçbir zaman borçlarını geri ödemek için borçlanmaz. Bu alanda geliştirilmiş sayısız vurgun ve soygun yöntemi vardır. En geçerli yöntemlerden biri, değeri kasıtlı olarak abartılmış ipoteklerle borçlanmaktır. Türkiye'deki kamu bankalarındaki soygunların önemli bir bölümü bu yöntemle yapılır. Kamu bankalarını kendi bakanlarına bağlayan koalisyon hükümetlerinin ilk işi, partilerini destekleyen kişi ve kuruluşlara Hazine kaynaklarını aktarmaktır. Bu, aynı zamanda kapalı bir ekonomide siyaseti fonlamanın da yoludur. Türkiye'de yolsuzluk yapan politikacılara hesap sorma geleneği olmadığı için, kamu bankaları bırakın zayıf teminatları, çoğu kez teminatsız kredi verirler. Borçlu şirket günü gelince borcunu ödiyemezse, yeni bir ödeme planı yapılır. Bankanın alacakları enflasyonla erir. Sonuçta şirket borcunu ödemiş, banka da alacağını almış gibi görünür. Asıl ahlaksızlık, hem siyasi partilerin hem de onların destekçilerinin finansmanının vergi ödeyenlerin kaynaklarından yapılmasıdır. Tasarruf sahipleri fonlarının emin ellerde olduğunu düşünür. Çünkü bankaların arkasında Hazine vardır. Oysa çift taraflı bir soygun yapılır. Ancak sokaktaki insan farkında değildir. Devletle iş dünyası, bankalarla hesap sahipleri arasındaki ilişkilerde Hazine garantisinin nerede başlayıp, nerede bittiği birbirine karışırsa, ahlaksızlıklar katlanarak artar. Hele araya IMF ve DB'sı girerse, kimin elinin kimin cebinde olduğunu kimse anlıyamaz. Her alanda yeni oluşumlara ihtiyaç var.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |