AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Becirman - Vergili

Bu bir yol yazısı... Cumartesi - Pazar'ı Mardin, Nusaybin, Midyat, Dargeçit, Batman yollarında geçirdim. "İslam ve Rahmet Toplumu" üzerine konuştum.

Hani zaman zaman sorulur ya, "Balkanlar'dan Ortadoğu'ya uzanan bölgeyi Osmanlı uzun asırlar nasıl sulh içinde yönetti de sonra bölgenin başı kargaşadan, dertten kurtulmuyor?" İşte bu sorunun cevabını anladım bir ölçüde...

Yazının başlığını ancak Türkçe ve Kürtçe'yi birlikte bilenler anlayabilir. Onu anlatınca, siz de yukardaki soru ile ilgili bazı gerçeklere vakıf olacaksınız.

Diyelim, Nusaybin - Midyat arasında gidiyoruz, gözüm bir yerleşim yerinin ismini gösteren tabelaya ilişti, sordum, "Bu bu yerleşim yerinin asli ismi mi, sonradan değiştirilen ismi mi?" İşte bu sorunun cevabını verirken, aşağı - yukarı bütün köyleri kapsadığını belirttikleri isim değiştirme operasyonundan bir örnek anlattılar. İşte başlık onunla ilgili.

"Becirman" bir köy ismi. Gercüş'e bağlı... Türkçe anlamı "Vergisiz" demek. Köy halkı "Seyyidler"den oluşuyor. Yani bütünüyle Hazreti Peygamber'in soyundan gelmiş insanlardan... Anlaşılıyor ki Osmanlı, Peygamber soyuna hürmet gereği, köy halkından vergi almamış ve köyün adını da "Becirman" yani "Vergisiz" koymuş. Hem Kürtçe'ye dokunmamış, hem de "Vergisiz!" Sonra da Cumhuriyet'te öylece kalmış. Taa 1980'lere kadar... İşte o tarihte "isim değiştirme" operasyonu başlamış. İsimler Türkçeleştirilmiş. Peki ne konmuş köyün adı? Ne bileyim ben "Güzel köy", "Seyyidler" vs gibi bir şey mi? Hayır öyle değil. İşte orada başlığın ikinci kelimesini haçırlamış köyleri isimlendiren her kimse... Osmanlı sana "Vergisiz" mi demiş, hem de Kürtçe, al sana yeni Türkçe isim: "Vergili"

Ne yapılmış olmuş böylece?

Köy halkının "Seyyid"likleri görmezden gelinmiş öncelikle, sonra da içinde birikmiş bir öfkeyi yansıtan tavırla, adıyla sanıyla "Vergili" hale getirilmiş...

Şimdi düşünün siz köy halkı olsanız bu muameleye nasıl bakardınız?

Şimdi ben bunu, TÜSİAD Yüksek İstişare Konyesi toplantısında TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı ve YİK Başkanı Mustafa Koç ile Devlet Bakanı Ali Babacan arasındaki nazik tartışma ile ilgili haberleri gazetelerden okurken dinledim.

TÜSİAD'ın bu iki ünlü ismi ve Türkiye'nin iki büyük işadamı ailesinin ikinci kuşak sözcüleri, Kur'an eğitimi tartışmasında rol alıyorlar ve kırılmasınlar ama "28 Şubat sürecinde rol üstlenmiş" gibi bir üslupla, işi laikliğin ihlali feveranlarına kadar götürüyorlardı. Buna karşılık genç Devlet Bakanı Ali Babacan onlara çok küçük bir hatırlatmada bulunuyordu. Şöyle diyordu:

"Halkımız nelerden mustarip, çok iyi biliyoruz. Çok farklı alanlarda yaşanan insan haklarıyla ilgili, özgürlüklerle ilgili sıkıntılarla büyüdük. Onun için bazı konulara bakarken sadece kendi penceremizden değil, biraz da toplumun penceresinden bakmayı öğrenmek gerekir."

Müthiş!

Bana göre özellikle TÜSİAD dünyasında toplanan Türk iş adamları camiasına verilecek en büyük ders bu.

Bilmiyorum Sayın Bakan'ın sözleri yeterince anlaşılmış mıdır? Ali Babacan'ın "içinde büyüdüğü sıkıntılar, özgürlük kısıtlamaları..." anlaşılmış mıdır? "Toplumun penceresinden bakmak" sözü neyi ifade etmiştir? Mesela samanlıkta Kur'an öğrenmek zorunda kalmak, mesela cenaze namazı kıldıracak din görevlisinin kalmadığı günler, mesela, çoluk - çocuğun, kadın - erkek yaşlı hoca efendi, hoca hanımların apar topar derdest edilip götürülmeleri.....Bunlar ne ifade eder TÜSİAD camiası için... Bir kadın hocayı anlatmışlardı bana, çocuklara Kur'an öğretirken alınıp götürülen... Karakolda yapılan baskılardan altını ıslattığını söylemişlerdi... Nedir bu TÜSİAD'lılar için?

28 Şubat'lar yapıyorsunuz, tek parti dönemleri yapıyorsunuz, 27 Mayıs'lar, 12 Martlar, 12 Eylül'ler.... Yapıyorsunuz, oluyor! Konuşuyorsunuz, oluyor... Hemen mevzilere giriyorsunuz, rol üstlendiğinizi sanıyorsunuz. Memleketi düzenlediğinizi sanıyorsunuz, ama düzen olmuyor! Sancı oluyor... Sancılar yaşıyor memleket! Toplumunuz acı çekiyor.

"Vergili!" zihniyeti bu.

Anlattılar, Dargeçit'te belediyeyi HADEP'in aldığı seçim... O günün kaymakamı (bugünkü değil) Yeşil Kart isteyen halkı kovmuş makamından, "Gidin Yeşil Kartlarınızı belediye versin!" diye... İş büyümüş, büyümüş, bir Kıbrıs gazisi "Devlet sizsiniz, Yeşil Kartı devlet veriyor ve biz sizden istiyoruz" diyecek kadar büyümüş. Sonra kaymakamın yeri değiştirilmiş de mesele çözülmüş...

Çözümsüzlük ve çözüm....

Bu Kur'an Kursu işini düşünün bir... "Acaba Sayın Cumhurbaşkanı bu tür işleri değerlendirirken toplum zaviyesinden bakabiliyor mu?" gibi bir soru aklınıza gelmiyor mu? Doğrusu benim geliyor. Yani o gerekçeleri okuyunca, "Bunlar Türkiye gerçeği değil" diyorum.

Doğu'yu anlamıyoruz, Batı'yı anlamıyoruz, Kur'an - toplum ilişkisini anlamıyoruz, Toplumumuzdaki Peygamber sevgisini, onun nerelere uzandığını anlamıyoruz, çocuğumuzun din eğitimi ihtiyacını anne - babalar kadar önemsemiyoruz.... Ondan sonra da toplumun yönetimlere güven sorununu tartışıyoruz. Zor çıkarız böyle bu işin içinden?

TÜSİAD heyeti sırça köşklerden çıkıp girse bir kahvehaneye ya da camiye, Sayın Cumhurbaşkanı bilcümle selefleri (öncülleri mi demeliydim?) gibi tebdl-i kıyefet eyleyüp dolaşsa camileri, kahvehaneleri de halkın arasında ne nasıl tartışılıyor bir görse...

Biraz nabız tutmasını bilseydi o isim değiştirme operasyonunu icra eden zevat, isim değiştirmeyi yapar mıydı bilmem ama, en azından Kürtçe "Becirman - Vergisiz"den Türkçe "Vergili" çıkarmazdı!

Bilmem anlatabildim mi, Osmanlı ile zamane yönetimleri arasındaki farkı?

Yürek meselesi...


6 Haziran 2005
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED