AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Sonu görünen SEKA için son iki yazı (1)

Geçen gün Ortadoğu gazetesinde (yoksa Yeni Çağ'da mıydı?) karşılaştığım bir haberdi. "Ülkücüler", fabrikalarının kapatılmaması için direnen SEKA işçilerine destek çıkmak için İzmit'e gitmişler.. Siz ne düşünürsünüz bilemem ama bu haber beni bayağı gülümsetti. Nasıl gülümsetmez; şu dünyanın haline bakın. "Ülkücüler fabrikadan çıkmayan işçilerle omuz omuza!" Bu haber benim gibi, ülkemizdeki sendikal mücadele tarihine az biraz aşina olan herkesi gülümsetmiştir herhalde...

Biliyorsunuz, bugünlerde İzmit-SEKA'da direnen işçilerin ziyaretine gidenler "Ülkücüler"den ibaret değil. Hemen herkes, yani hükümete karşı olan hemen herkes soluğu SEKA'da alıyor. Türk-İş başta olmak üzere birçok sendika, Bülent Ecevit, sosyalistler, "ulusalcılar" (...) ve nihayet "milliyetçiler".

SEKA'nın kapısında toplanan bu farklı "muhalefet" odaklarının sergiledikleri dayanışma gösterilerinin beni memnun ettiğini söyleyemem. Hatta, konuya ilişkin önceden yayımladığım iki yazı münasebetiyle SEKA'lı işçilerden aldığım mektuplardan çıkarabildiğim kadarıyla söyleyecek olursam, bayağı çatlak bir "mozaik" görüntüsü veren bu "muhalefet" dayanışmasının işçilerin kanını kaynattığı da pek söylenemez... Söz konusu mektuplardan benim çıkardığım sonuç, SEKA'lı işçilerin fabrika kapısında toplanan "muhalefet"in beklentilerine hiç mi hiç denk düşmeyen bir biçimde çok "gerçekçi" duygu ve düşüncelere sahip oldukları yolunda.

"SEKA'ya gerçekçi bir gözle bakmak" deyince Süleyman Yaşar'ın önümde duran "SEKA'nın kapatılması hata" başlıklı yazısından (Radikal, 3 Mart) söz etmemek olmaz. Yaşar'ın eski görevi "Başbakanlık Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı eski Başkanvekili"; yeni görevi ise Bahçeşehir Üniversitesi öğretim görevlisi. Yaşar'ın eski görevini özellikle belirttim, çünkü (gördüğünüz gibi) söz konusu görev kendisinin yeminli bir "özelleştirme düşmanı" olarak tarif edilmesini önleyici nitelikte. (Yanlış anlaşılmasın, bunları söylerken ülkede esen hakim rüzgârlardan ötürü maalesef sesleri pek duyulamayan Korkut Boratav ve Erinç Yeldan gibi profesörlerin "modaya uymayan" iktisatçıların "özelleştirme"ye iyiden iyiye olumsuz bakan görüşlerine ilişkin olumsuz bir imada bulunduğum sanılmasın. Keşke "imkan olsa" da, çok daha geniş bir okur ve izleyici kesimi başkaları gibi bu değerli iktisatçıların düşüncelerinden de haberdar olabilse.)

Süleyman Yaşar'ın SEKA'nın kapatılmasına ilişkin yayımladığı yazısına gelmeden önce, yazarın bir ay kadar önce yine Radikal'de yayımlanmış bir başka yazısından söze başlamak daha doğru olur herhalde:

Yaşar, "AKP'nin elini tutan mı var?" başlıklı bu eski yazısında, "Babalar gibi satarız" diye meydan okuyan iktidarın "özelleştirme" işinde işi nasıl yavaştan aldığını o kadar güzel açıklıyordu ki... Hem de araya gereksiz değerlendirmeler sokmadan, doğrudan Hazine finansman raporuna dayanarak. Yaşar'ın bu çerçevede verdiği bilgilere göre, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın açıkladığı 2005 yılı Hazine finansman raporunda, özelleştirmeden 2005 yılında beklenen gelir sadece 1.5 milyar YTL (1.2 milyar dolar) düşünülmüş. "Halbuki" diyordu Yaşar, "AKP, tek parti hükümeti olarak göreve geldiğinde, ilk iki yılda 8.2 milyar dolarlık özelleştirme geliri elde ederek, hem devleti KİT'lerden kurtaracağını, hem de verimliliği artıracağını ifade etmişti."

Oysa AKP 27 aylık görev sürüsinde sadece 1.4 milyar dolarlık özelleştirme yapmış. 2005 yılında yapılacak özelleştirmenin aylara düşen miktarı ise 92 milyon dolardan ibaret kalacaktır. Ve işte Yaşar'ın bu rakamları sıraladıktan sonra çıkardığı sonuç: "Yani Türkiye özelleştirme yapmayarak, IMF fonlarına yüzde 7 faiz ödeyen iyi bir müşteri oldu. Böylece IMF de zaten özelleştirmeye pek istekli değil. Özelleştirmeyi artık performans kriteri olmaktan bile çıkardı."

Bilmiyorum ne dersiniz ama Yaşar'ın bu (eski) yazısı benim yararlandığım-bilgilendiğim bir yazıydı. Yaşar'ın bu ilk yazısını özetlemeye çalışıyorum, çünkü yazarın SEKA'nın kapatılmasını "hata" olarak değerlendiren ikinci yazısının, bir "özelleştirme karşıtı" tarafından kaleme alındığı sanılsın istemiyorum. Tam tersine; Yaşar, SEKA'nın kapatılmasına "özelleştirme"ye çok taraftar birisi olarak karşı çıkıyor.

Madem ki yerimiz daraldı ve "ikinci yazı"yı gözden geçirmemiz artık imkansızlaştı, o halde en iyisi bu faslı yarına bırakarak bugünkü yazıya AKP'nin "özelleştirme"de işi niçin bu derece yavaştan aldığının açıklamasını (Yaşar'ın kaleminden) aktararak noktayı koyalım:

"Geniş bir devlet mülkiyeti, lobilerin ve baskı gruplarının çıkarına ise talepler özelleştirmenin yapılmaması doğrultusunda olur. Demek ki özelleştirmede son derece iddialı olan AKP hükümeti döneminde de lobiler ve baskı grupları, özelleştirmenin yapılmaması için baskıda bulundular. Sonuç ortada; 'Biz tüccar adamlarız, satış işinden iyi anlarız, bu nedenle devletin kamburu olan KİT'leri hemen satarız' diyenler, satmak şöyle dursun, özel şirketleri alıp devletin malı yapmak zorunda kaldılar. Diyelim ki AKP'liler Anadolu tüccarı ve şirket satmayı bilmiyorlar. Peki gayrimenkulleri niçin satamadılar? Popülist bir söylemle boşalttıkları milletvekili lojmanları 27 aydır metruk bir durumda çürüyor..."

Biliyorsunuz, "ekonomi"den anlamadığımı defalarca yazdım... Dolayısıyla Yaşar'ın kaleminden okuduğumuz bilgi ve yorumların "iç yüzünü" bilemem; ama (o kadarını herkes gibi herhalde ben de bilirim!) okuduğumuz satırlar çok "akıl çelici" doğrusu...

Yarın SEKA'ya devam.....


6 Mart 2005
Pazar
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED