AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Nihat Armağan

Demek o da gitti. Yayın hayatımızın gizli, adını saklayan duayenlerimizden biriydi.

Fikir dünyamıza telif veya çeviri çok eser kazandırdı.

Ölümünü gazeteden öğrendik. Arkadaşlığımızın, dostluğumuzun ne zaman başladığını hemen hemen çıkartamıyorum. Belki de, 1960 yılında, Beyazıt-Bakırcılar'daki İbnül Emin Mahmut Kemal İnal öğrenci yurdunda tanıştık. Kardeşi, profesör Servet Armağan da aynı yurtta kalıyordu. O zaman tabii öğrenci olarak. Yanlış hatırlamıyorsam, doktora sınavına hazırlanıyordu. Esat Coşan hocamız da aynı yurttaydı. Erdem Bayazıt, Nuri Pakdil ve daha pek çok arkadaş…

Nihat, esprili, pratik kararlar veren ve anında uygulayan biriydi. Sabah namazına mescide inerken veya çıkarken, Nuri Pakdil, arkadaşları: "Günaydın!" diye selamlardı. Ancak karşılaşma Nihat'la olmuşsa, Nihat, üzerine basarak: "Ve aleykümm-selaaam" diye cevap verirdi. Bir defasında, bir arkadaş, Nihat'ın seccadesinin kıbleden beş on derece farklı serildiğini fark etmiş ve Nihat'ı uyarmış, istikameti de göstermişti. Herkesin beklediği, Nihat'ın eğilip seccadeyi gösterilen istikamette düzeltmesi idi. Oysa o öyle yapmadı. Avuçlarını birbirine paralel hale getirip "kıble şöyle mi?" diye sordu ve seccadeye dokunmadan yönünü gösterilen istikamete çevirdi.

1972-73 döneminde askerlik hizmetimin okul dönemini Bursa'da Personel Okulu'nda ifa ederken, tek ziyaretçim oydu. Hafta sonlarında çoğu kez birlikte olurduk. Bizi eğlendiren konulardan biri de, arkadaşlarımızın o anda ne yaptıklarını tahmin etmekti. Bir çok haftalar bu oyunu oynadık. Her arkadaş hakkındaki tahminlerimiz her defasında değişirdi. Nihat'ın bir tek Hasan Seyithanoğlu hakkındaki tahmini aynı kaldı, sıra ona gelince: "Hasan şimdi nerede olursa olsun, iki ayağını birbirine dolamış sigara içiyordur" derdi.

Benim, Mevdudi'den yaptığım İslam Anayasasının Temel İlkeleri adlı çeviri kitabının aslını o temin etmişti. O sırada Hilal dergisinin ve yayınlarının editörlüğünü yapıyordu. O kitap yayıncının isteği üzerine İslam'da Devlet Nizamı adıyla yayınlandı. Daha sonra kendi yayınevini, Fikir Yayınlarını kurunca Nihat'a ikinci bir çeviri verdim, sanıyorum yayınevinin ilk birkaç kitabından biri de o oldu. Asıl adı İslam'da Kamu Maliyesi olan kitap İslam Devletinde Malî Yapı adıyla yayınlandı. Bu kitabın bir an önce çevrilip yayınlamasını öyle istiyordu ki, kitabın son rötuşlarını Ada Vapuru ile Ada'ya gidip gelme yolculuğumuz esnasında sonuçlandırdık.

İlkeli biriydi. Ve ilke edindiği şeye öylesine şaşmaz şekilde bağlı kalırdı ki, bazen, ilke haddini aşınca zıddına inkılap ederdi. Bir defasında ben, Ankara'dan İstanbul'la gelmiştim. Bir toplantım vardı. Toplantının saat 5'e doğru biteceğini tahmin ediyordum. Nihat'la, Cağaloğlu'ndaki Fikir Yayınevi bürosunda buluşacaktık. Toplantının inisiyatifi bende değildi. Buna rağmen 5'e 5 kala izin isteyip toplantıdan ayrıldım. Toplantı yeri Basın İlan Kurumu idi. Ve Nihat'ın bürosuna da birkaç dakikalık mesafedeydi. Yolda bir arkadaşla karşılaştık, bana: "Şimdi Nihat beyi gördüm, Rasim gelince beni bulamayacak, saat 5'i 1 geçiyor" demiş ve Cağaloğlu yönüne değil, fakat Divan Yolu yönüne doğru yürüyüp gitmiş. Orada uzun süre oyalandım, belki döner diye. Ama nafile, gitmişti. Oysa bürosunda beklemek, ilkesine ters düşse bile, geleceğimi bildiğine göre, o iş hanının cümle kapısında bekleyebilirdi. Ama hayır, o, ilkesinden şaşmayacaktı!

Kendisiyle en son, Cahit Zarifoğlu'nun cenazesi münasebetiyle telefonla görüştük, yani 6 Haziran 1987 günü… Orada, gözüm hep Nihat'ı arıyordu, vakit daralınca telefon edip bilgi vermek istedim. Telefonda bana: "Bilgim var, ama şimdi Suriyeli bir misafirimle beraberim" dedi. "Onu da getir cenazeye, Müslüman değil mi?" diye sordum. "Getiremem" dedi. Oysa Cahit'i ne çok severdi ve onunla ilgili ne nükteler yapardı. İki kolunu uzatıp Cahit'i kollarının arasında tutuyormuş gibi yaparak: "Aman, Cahit'i solcular kapmasın!"diye gülümserdi. Evet, bu olaydan sonra, bir kere de Fatih'te bir lokantada karşılaştık, sevgili Nuri Gökalp'le birlikteydiler. O oldu. Sonra hastalandığını, hasta kabul edemediğini duyduk. Duadan başka yapacak bir şeyimiz yoktu.

Nihat'ın nükteleri, lâtifeleri bir araya getirilebilse İncili Çavuş'la Nasrettin Hoca fıkraları arasında ayrı bir yer alır. Nuri Pakdil'le, Erdem Bayazıt'la, rahmetli Akif İnan'la sıkı dostlukları vardı. Lise yıllarında Akif, Zübeyir Yetik ve daha birkaç arkadaşla geliştirdikleri yol arkadaşlıkları hep devam etti.

Biz onu, iyi bir mümin olarak tanıdık. Namazını hiç zora koşmazdı. Birileri namaz vakti geldi mi gibilerinden bir soru açacak olsa, onun namazını kılıp bitirmiş olduğunu hayretle görürdük.

Allah'tan ona rahmet diliyorum. Fatiha!


23 Ocak 2005
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED