AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Milli Eğitim Bakanı'nın tavsiyesini bekleyen tuzaklar

Geçtiğimiz hafta, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in okumayı özendirmek için senaristlerden ve yapımcılardan dizi filmlerde kitap okuyan karakter oluşturmalarını istediği mektup, medyada yankısını buldu.

Yönetmenler bu tavsiyeye olumlu yaklaştıklarını ifade ederken, olumlu yaklaşımın bütün teferruatı Sinan Çetin'de aşikar oldu. Kendisinin de bir yayınevi kurduğunu bundan sonra çektiği dizilerde memnuniyetle kendi yayınlarına yer vereceğini söyledi yönetmen.

Milli Eğitim Bakanı; mesleğini ve meselesini ciddiye alan bir bakan olarak okullarda kitap okuma oranının artmasını samimiyetle istiyor. Bunun için projeler oluşturmaya çalışıyor. Buraya kadar tamam.

Kitap okumak ile kitap tüketmek arasındaki farkın Tanzimat'tan günümüze nasıl değişim gösterdiği konusunda bir çalışma yaptırmış olsa idi bakan bey "okunanın niteliği" ile "okuyucunun niteliğinin" bazen nasıl istenmeyen durumlara sebebiyet verdiğinin bizzat yazarların romanlarında konu edildiğini görecekti. İş işten geçmiş değil. TYB öldülünü almış olan "Kayıp Şark, Kör Ayna" kitabında Nurdan Gürbilek "Erkek Yazarlar, Kadın Okuyucular "makalesinde okumanın niteliğini ve erkek yazarların kadın okurları nasıl edilgen kıldıklarını çok güzel bir şekilde tahlil ediyor.

Okunan kitabın değil de, sadece okumanın, okumak da değil kitap satın almanın bir değer haline gelişinin mazisini araştırdığımız zaman tüketim toplumu olma aşamasında "dünyamıza" girmiş olan "çok satan kitaplar" listesi ile karşılaşırız. "Çok satan kitaplar" listesinin yayınlanmaya başlaması ile "edebi kamunun" okur-yazarlıktan çıkıp, tüccar-yazara doğru bir değişim gösterdiğini tesbit etmekte fayda var. Üstelik "Çok satan kitaplar" listesinin her zaman çok okunan kitaplarla çakışmadığını bu işlerle iyi kötü ilgilenen herkes bilir.

Diğer taraftan dizilerdeki kahramanların okuduğu kitaplar RTÜK'ü ilgilendiren "gizli reklam"a girmeyecek midir mesela. Kurtlar Vadisi'ndeki Polat karakterinin, dizinin danışmanı Soner Yalçın'ın "Efendisi"ni okurken çekilmiş karesiyle "Efendi"nin satışını arttırdığı söylenmişti. Bu etik açıdan uygun mudur?

Bakan beyin tavsiyesini yerine getirirmiş gibi yaparak "keller yağırlar birbirini ağırlar" olarak dizisine göre, karakterine göre seçilmiş kitaplarla, "çok satan kitaplar" listesi şişirilecek şişirilmesine de fakat bu şişkinlik, "okuma oranın" artışına olumlu bir katkı sağlamayacaktır.

1994 yılında Moskova'da otobüste ayakta dikilirken, metroda yürüyen merdivenlerin üzerinde durmadan kitap okuyan her yaştan kadın ve erkek karşısında şaşırmıştım. Slav hüznünde hayatı anlamlandıran iki şeyin kitaplar ve plaklar olduğunu biliyordum bilmesine, ama yine de gördüğüm manzara beni şaşırtı. Çünkü o tarihlerde vapurda karşınızda oturan gencin kulaklarında volkman, elinde bir kitap, hiç kimseye değip dokunmadan, kendisini kendisine hapsetmiş olduğu durumlara şimdiki kadar aşina değildik. Moskova Şarkiyat Enstitüsü'nden Swetlana Utugauri ile bu hayretimi paylaşınca Swetlana Ruslara has "biz" vurgusuyla -bu vurgunun temeli Dostoyevski'nin "Biz Ruslar Neden Bu Kadar Farklıyız"makalesinden daha eskilere uzanıyor olmalı- "çok okuduklarını çünkü entelektüel olduklarını" söyledi. "Biz Ruslar-Siz Türkler" çatışmasının içinde bulunca kendimi, gençliğin verdiği müdafaa ruhuyla evet ama demiştim ayakta okunan kitapların polisiye, mafya ya da porno romanlar olduğunu biliyorum.

Okumanın niteliğini o günden beri düşünürüm. Bakan bey de düşünmeli. "Çok okuyan" kadınlar görürüm Bostancı'da ikinci el Barbara Carlant'ları beşer onar alır dururlar. Ya da iş çıkışı korsan kitaplar arasında "çok satan kitaplar" listesinin kitaplarını "bu vardı, bu yoktu" diyerek çeyiz tamamlar gibi tamamlayan genç kızlar görürüm. Hayattan kaçmak için bütün çaba.

Hayat ile barışmak için, kitap değil "iyi kitaplar" okumak gerekiyor.

Hız ile, hızımızı daha da arttırarak savaşamayız. Okumayan gençler ülkesinin "kaderini", dizi kahramanlarının okuduğu kitapları satın olan kitap tüketicisi gençler ile değiştirmemiz mümkün değil. Önce okumanın niceliğini konuşmaktan vazgeçerek, niteliğini konuşmaya başlamamız gerekiyor.


4 Şubat 2005
Cuma
 
FATMA K. BARBAROSOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED