AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Her ülkeye bir 11Eylül!

'İslamcı' El Kaide, İstanbul'da, hem de Ramazan ayında, birkaç Musevinin yanısıra, kırktan fazla Müslümanı niçin öldürsün? İsrail veya İngiltere'ye gözdağı vermek istiyorsa, niçin başka bir ülke seçmesin?

Yirmibirinci yüzyıl dünya siyasetinin ana ilkesi artık kesinleşti: Her ülkeye bir 11 Eylül! Her ülkeye değil tabii. Jeopolitik bakımdan önemli bölgelerin motor gücü olabilecek veya bu güçtekileri engelleyebilecek ülkelere. ABD, Rusya, İngiltere, Türkiye, İspanya, Almanya, Hindistan, Çin…

Peki bu 11 Eylüllerin arkasında hangi güç var? Mümkün cevapları dört kademede ele alabiliriz:

+ 1. El Kaide ve benzeri terör örgütleri 'transnasyonel' karakterdedirler, tıpkı transnasyonel sermaye gibi. Ulusal sınırlardan kolaylıkla geçer ve diledikleri ülkede eylem yaparlar. Dünya sisteminin yoksullar aleyhine kutuplaşmış olması ve Batının kültürel kibri, başta İslam dünyası olmak üzere bütün ülkelerde bu tür örgütler için emre amade kadrolar meydana getirmiştir. Kapitalist merkezlere ekonomik ve kültürel tepki, transnasyonel terörün ekmeğine yağ sürmektedir.

+ 2. Küresel terörün arkasında, yükselişe geçen büyük güçler vardır. Kapitalist sistem asimetrik güç dağılımının yol açtığı amansız bir gerilim yaşamaktadır. Ekonomik bakımdan yükselen güçler (Batı Avrupa, Japonya, Çin…), askerî bakımdan yeterli olmadıkları için, arzu ettikleri siyasî rolleri oynayamamaktadırlar. Rakipsiz askerî (dolayısıyla, siyasî) güç olan ABD, kapitalist sistemin işleyiş kurallarını adeta dayatmakta, 50 yıl önce kendi koyduğu kurallara yan çizebilmektedir. Bu durumda, sinirleri gerilen yeni mübarizler (Challengers!), ABD ile doğrudan çatışmayı göze alamadıklarından, onu ve "stratejik partnerlerini" dolaylı yollardan rahatsız etmenin yollarını aramaktadırlar. Transnasyonel terörün arkasında bu güçlerden başkası olamaz. İkiz Kuleleri uçuranların talim üssü Almanya değil miydi? Bir avuç eylemci, sağlam bir istihbarat, teknoloji ve finans desteği olmaksızın, küresel sistemin rakipsiz devlet aygıtını saatlerce felç halde tutmayı başarabilir miydi?

+ 3. Küresel terör yok, bölgesel terör vardır. Her bölgenin önemli devletleri, etkinliklerini arttırmak için diğer bölge devletlerini veya kendi aleyhlerine mesafe almakta olan küresel güçleri sabote etmenin yollarını ararlar. Dolayısıyla, İstanbul olaylarının arkasında İran, Rusya veya İsrail gibi bölge devletlerini aramak daha mantıklıdır. Bunların her birinin kendi gündemi vardır ve uygun buldukları şartlarda, zaten ortalıkta başıboş dolaşmakta olan ve her ihtimale karşı ilişki içinde bulundukları terör örgütleriyle anlaşarak, arzu ettikleri hedefleri vurdururlar.

+ 4. Küresel terör, ancak rakipsiz küresel gücün sürdürülebilir kılacağı bir olgudur. ABD denen devasa politik-askerî aygıtı bir yana çekin, El Kaide ve benzeri örgütlerin buharlaştığını göreceksiniz. Amerikan siyasî elitinin yeni emperyal tasarımının atlı arabası (yahut yeni ateş oyununun maşası)dır terör.

Elbette ihtimaller bunlarla sınırlı değil. Yahut, gerçekte ihtimallerin hepsi de geçerli olabilir. Doğru bir istihbaratın bu ihtimallerin hepsinden daha önemli olduğunu söyleyenler bile çıkabilir. İstihbaratın önemini kabul etmekle beraber, dünya sisteminin yapısı, işleyişi ve çelişkilerine dair teorik bir çerçeveye oturtulup yorumlanmayan bilgilerden hiçbir doğru sonuç çıkarılamayacağı kanaatindeyim. Onun için, yukarıdaki ihtimallerden hareketle kısa bir temrin yapmakta yarar görüyorum.

El Kaide'nin sorumlusu kim?

1 - Taliban veya Üsame bin Ladin (dolayısıyla, El Kaide) gibi isimlerin ortaya çıkışı ve 'başarıya' ulaşmaları o kadar ani ve gizemli oldu ki, nereden geldikleri ve gerçekte ne talep ettikleri, ne ortaya çıktıkları zaman, ne de bugün tam olarak anlaşılmış değildir. Örgüt ve elebaşıları hakkında binbir rivayet dolaşmakta, fakat sempatizanlar kadar lanet okuyanlar da hiçbir şey bilmemektedir. Medya ve kamuoyunu bırakın, devlet birimlerinin elinde bile güvenilir bilgiler olduğundan şüpheliyiz. Eylemlerin 'örgüt' tarafından gerçekleştirildiğine şüphe yok, çünkü ortada kanıtlar var: Mısırlı, Pakistanlı delikanlılar ve (her nasılsa!) ateşe dayanıklı pasaportlar gibi. Ama, örgütün eylemi niçin yaptığı, çoğu zaman cevapsız kalıyor. 'İslamcı' El Kaide, İstanbul'da, hem de Ramazan ayında, birkaç Musevinin yanısıra, kırktan fazla Müslümanı niçin öldürsün? İsrail veya İngiltere'ye gözdağı vermek istiyorsa, niçin başka bir ülke seçmesin? Mesele Irak siyaseti ile bağlantılı ise, Türk devletinin son birkaç yıllık Irak ve Orta Doğu politikası, olabilecek en milli politikadır. Hiçbir İslam ülkesi bugüne kadar bu ölçüde 'bağımsız' bir siyaset güdebilmiş değildir. "Eylemleri El Kaide'nin filanca kolu üstlendi" demek kolay. Niçin üstleniyor? Eylemi ne amaçla yapmışlar? İngiltere'deki terörü gerçekleştirenlerin hepsi neden Pakistanlı? Özetle, evet İstanbul veya Londra'daki terörün sorumlusu El Kaide'dir, fakat El Kaide'nin sorumlusu belli değildir.

2 - El Kaide ve benzeri örgütlerin arkasında acaba 'yükselen güçler' mi var? Böyle bir iddiaya ilk tepki 'Küreselciler'den gelecektir. Onlara göre, yükselen tek güç transnasyonel (uluslarötesi) sermayedir. Almanya veya Fransa'nın değil, küresel sermaye ile bütünleşen Alman ve Fransız sermayesinin yükselişinden söz edebiliriz ancak. Bu görüş kısmen doğru olmakla beraber, kapitalist sistemin merkezî devletlerinin gücünü, hem de azalmayan, artan gücünü hesaba katmamaktadır. Gücü (ve yerine göre onuru) kırılanlar, sistemin çevre devletleridir; küresel sermaye onları hizaya sokmaya çalışmaktadır. Öte yandan, başta ABD olmak üzere, merkezdeki devletler Soğuk Savaş dönemine göre daha güçlü yapılar haline gelmiş ve birbirlerinden görece uzaklaşmışlardır. Dünyanın küresel bir köye döndüğünü söylüyoruz ama, ABD, AB ve Japonya'nın ihracatlarının GSYİH içindeki payının yüzde 12'yi aşmadığını görmüyoruz. İlan edilmemiş bir merkantilizm (ekonomik milliyetçilik), tıpkı 20. yüzyılın iki büyük savaşı arasındaki dönemde olduğu gibi, sistemin hakim gerçekliği haline gelmiş bulunmaktadır. Devletlerin 'dönüşme kapasitesi', dünya ekonomisindeki başarılarının anahtarıdır. "Ticaret ve teknoloji her zaman bir ülkenin siyasa ve ekonomisini örgütlemenin en iyi yolu değildir. Teknolojik yenilikler hızla ilerlemekte ve ekonomik şartlar sık sık değişmekte olduğundan, intibak yeteneği yüksek devletler büyük avantajlar elde etmektedir." (Kenneth Waltz)

Ekonomik bakımdan yükselen fakat buna paralel bir askerî güçten yoksun olan sosyo-politik sistemler için en büyük tehlike, reel ekonomileri için vazgeçilmez olan ham maddelerin teminini garanti altına almaktır. Bir finans kapitalizmi evresinde olduğumuz doğrudur. Parasal işlemlerin hacmi, reel işlemlerin hacmini yüze katlamaktadır. Fakat reel ekonomiyi çektiğiniz an, o devasa finansal yapı iki günde toz olur. 'Gerçek' mallar üretmeyen ve onu dünya pazarlarına sunmayan bir ekonomi ayakta kalamaz. Yükselen güçler, başta petrol olmak üzere, ham madde kaynaklarının ve büyük pazarların Hiper Güç tarafından kendilerine (olabildiğince) kapatılmak istendiğinin farkındadırlar. Açarsak, dünya ham madde ve nüfus kaynaklarının büyük kısmı Orta, Doğu ve Batı Asya'dadır. Avrasya dışındaki bir güç olarak ABD, Avrupa'nın bu bölgedeki etkinliğini sınırlamak ve Asya'nın büyük güçleriyle (Çin, Rusya ve, evet, Türkiye) kurması muhtemel stratejik ittifakları kaynağında boğmak istemektedir. Bu yeni 'Büyük Güçler Oyunu'nun aktörleri soyut sermaye değil, somut devlet güçleridir. Transnasyonel terör, bunların bigane kalacağı bir araç değildir.

3 - Bölgesel güçlerin terör örgütlerine destek vermesi ve onlardan yararlanması çok daha kolay ve akla yatkın bir ihtimaldir. Rusya, İran, İsrail, Suriye ve Yunanistan'ın yıllarca PKK ile yakın ilişki içinde oldukları bilinmektedir. Bunlardan ilk üçünün bugün El Kaide ile ilişkili olmaları ihtimal dahilindedir.

4 - Küresel terörün ancak en büyük küresel gücün kanatları altında yaşayabileceğini ileri sürenler belki de en mantıklı düşünenlerdir. El Kaide ile Amerikan yönetimi arasında 1980'lerin başlarına kadar geri giden ilişkiler, ABD'nin bu örgütü Afganistan'da Ruslara karşı desteklemesi; Soğuk Savaş sonrasında dünya ham madde yollarını kesme arayışı içindeki ABD'nin Orta Asya ve Orta Doğu arasındaki bölgeyi sıkı denetim altında tutmak istemesi, bunun için Afganistan ile Irak'ı iki dayanak noktası seçmesi; bugün de bu örgütle ciddi ilişkiler içinde olabileceğine delalettir. El Kaide hem Amerikan operasyonlarına iç ve dış meşruiyet sağlamakta, hem de (gizli bir ilişki söz konusu ise) Amerikan çıkarlarına hizmet edecek eylemlere girişmektedir. Türkiye, Rusya ve İngiltere'deki operasyonlar, ABD'nin bu ülkeler üzerindeki nüfuzunu arttırmıştır.


17 Temmuz 2005
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED