AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Tabula Rasa

Pencerenizden dışarıya ve meselâ sokağa veya apartmanınızın arka bahçesine bakıyorsunuz. Oralarda bir takım şeyler görüyorsunuz. Gördüğüne bir anlam yükleme maksadı olmadan yöneltilen bakışın gördüğü şeyler o gözün sahibine ne söyler? Hiç! Hiçbir şey söylemez. Karşı kaldırımda, kocaman koliler halindeki yükünü boşaltmakta olan bir nakliye şirketinin kamyonu çevresinde olup biten hareketler, sanki bir doğal olayın kendiliğinden akışan sergüzeşti gibi görünüyor. Arkasında bulunduğunuz pencerenin camı, sizi, dünyadan yalıtan bir fanus işlevini görüyor. Dünyadan kopmuş, yalıtılmış, soyutlanmış bir durumun içine gömülmüş duruyorsunuz. Bahçenin orta yerine bırakılmış olan o kum ve kireç karışımı cüruf da neyin nesi? O cürufu kim boşaltmış olabilir? Aslında bu bir soru değildir. Çünkü söz konusu ilginin gerçekten yöneldiği, gerek soru olarak gerek sorunun içeriği olarak muhatap aldığı kimse yoktur. Muhatapsız bir soru, soru olma değeri taşımaz. Bu yüzden o cürufu kimin döktüğü hususuna ilişkin bir bilgi gölgesi kafadan şöylece, aynen bir gölge etkisiyle gelip geçer: kimseyi rahatsız etmeyen, kimseyi harekete sevk etmeyen bellisiz bir gölge, milyarlarcası arasında yalnızca minicik bir yakamoz kırıntısı.. o kadar. Durum böyleyken önünüzde duran gazetenin sayfalarını da, inşallah bana değil havasıyla çevirebilir, bazı fotoğraflara seri nazarlar atfedebilirsiniz. Bazı başlıkları okuyabilirsiniz. Gene cinayetler işlenmiştir, hırsızlıklar yapılmıştır, hükümetin ileri gelenleri iktisadî durum üzerine görüşlerini belirtmiştir.. bunların hepsi, yan duvarın kovuğu kadar uzağınızda ve ilginizin dışında yer almaktadır. Bir iki silik fotoğraf, sonra gülümseyen bir kelle. Kim ola? Adı bilmem ne olan kişi, bir itirafta bulunmuş: yaklaşık elli yıl önce idam edilen karı koca, meğer masummuş. Onlara iftira eden kişi, bunu şimdi itiraf ediyormuş. Yıllar öncesinde olup bitmiş bir olay, hele boş bir kafayla bakıldığında, bu gün, basit bir gazete haberi değerine düşürülmüş oluyor. Düşünebiliyor musunuz? Üzerinden yıllar geçtikten ve her şeyin üstü külle örtüldüğü sanılan bir anda, birden bir adlî hata durumuyla karşılaşıyorsunuz. O iki insan, idam edilme korkusuyla -ki bu, bir gün öleceğim korkusu değil; onu aşıyor, arkada bırakıyor: bu, idam edilecek miyim korkusu, doğal ölüm korkusuyla karşılaştırılamayacak bir şey: vahidi kıyas yok arada- aylarca yaşadılar… Ve idam edildiler… İmdi, "boş kafa" burada işlevini bitiriyor ve dumura uğruyor. Onları ölüme sevk eden kişi ise kılını kıpırdatmıyor, vicdan azabı duymuyor. İşte birden, bir şeyi mesele haline getirmeye başlıyorsun. Bu noktada bir yük kamyonu da, bahçedeki kum ve kireç cürufu da, kadrajından ufuklar değil, yalnızca uzak apartmanların balkonları görünen manzara da bir anlam kazanıyor. Kendini bir şeyin muhatabı haline getirdiğin anda oluyor bütün bunlar. Yalnızca şimdi, şu anda olmakta olan olaylar değil, beşbin yıl önce vuku bulmuş bir olay da, belli bir anlam tablosunun içinde yer almaya başlıyor. Kendini o şeyin muhatabı haline getirdiğin anda, kimsenin umursamadığı olay karşısında bile, boş kafa ne ki, tırlatmak ne ki diye söylenmeye başlıyorsun.


17 Temmuz 2005
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED