|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
12 Mart, 12 Eylül'ü tetikledi
Meclis'i AP'li Başkanvekili Fikret Turhangil yönetiyordu. Turhangil'in elinde bir kağıt, meğer muhtıra metniymiş, "Bunu okutacağım" dedi. Ben hemen ayağa kalkarak, "Meclis muhtıraya muhatap değildir. Meclis'te ordu tezkeresi okutmak Anayasa'ya aykırıdır" dedim. 12 Mart Türkiye'nin demokrasi tarihinde önemli bir dönüm noktası. Nasıl ki 27 Mayıs 12 Mart'ı tetiklemişse, 12 Mart da 12 Eylül'ü tetikledi. 27 Mayıs ve 12 Mart arasında iki darbe teşebbüsü oldu. Talat Aydemir liderliğindeki her iki girişim de başarısızlıkla sonuçlandı. 27 Mayıs'ın eksik bıraktıklarını tamamlamak iddiasıyla gerçekleştirilen 21 Şubat ve 22 Mayıs hareketleri Talat Aydemir ve arkadaşı Fethi Gürcan'ın idamıyla noktalandı. 1960'ların sonlarına doğru ordu içinde bir grup subayla solcu olarak bilinen sivillerin cuntasal bir işbirliğine giriştikleri ortaya çıktı. 1969'da AP'nin tek başına iktidara gelmesinin ardından başlayan şiddet olayları, 1970'lerde hızla artarak 1971'de sokak hareketlerine dönüştü. Başta ODTÜ olmak üzere pek çok üniversitede kontrolü elde tutan solcu gruplarda silahlı mücadele yoluyla devrim yapma eğilimi güçlendi. Lübnan'da Filistinli silahlı gruplarla işbirliğine gidecek noktaya kadar varan bu eğilimin ordu içinde sol bir cunta ile flört ettiği sonraları ortaya çıktı. Sivillerden Doğan Avcıoğlu ile 27 Mayısçı emekli general Cemal Madanoğlu'nun başını çektiği bir cuntanın 9 Mart 1971'de bir darbe ile iktidarı devralması kararlaştırıldı. Batur ve Gürler saf değiştirdi
Cuntacılar Devrim Anayasası ve Devrim Partisi Tüzüğü, Devrim Konseyi ve Bakanlar Kurulu listesi hazırladı. Amaç BAAS modelini esas alan sol bir rejimi Türkiye'de egemen kılmaktı. Plana göre Orgeneral Faruk Gürler devlet başkanı, Muhsin Batur başbakan, Tümgeneral Celil Gürkan başbakan yardımcısı, Bahri Savcı Adalet Bakanı, Osman Olcay Dışişleri Bakanı, Nusret Fişek Sağlık Bakanı, Altan Öymen Basın Yayın Bakanı, hatta Uğur Mumcu da Gençlik Bakanı olacaktı. Cuntanın en tepe noktasına sızmayı başaran MİT ajanı Mahir Kaynak'ın açıklamalarına göre, cunta 1966'dan itibaren faaliyetteydi ve attığı her adım izleniyordu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde radikal solcu olarak bilinen öğretim görevlisi Mahir Kaynak, Madanoğlu'nun en yakınında yer aldı. Ancak sol cuntanın varlığı ordunun genel eğilimini yansıtan ana gövdeden icazet alamadı. Cunta 1971'in Mart ayında çatladı. 9 Mart'ta sol bir darbe planlanmışken, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur saf değiştirdi. Komutanlar, 9 Mart'taki darbeyi engellediler. 12 Mart'ta da Hükümete muhtıra verildi. Solun 12 Mart sevinci
16 Mart 1971'de 9 Martçı olduğu bilinen 13 subay tasfiye edildi. Tümgeneral Celil Gürkan'ın yanısıra Tümgeneral Şükrü Köseoğlu, Hv. Tuğgeneral Ömer Çokgör, Tuğgeneral M. Ali Akar, Tuğamiral Vedii Bilget, Kurmay Albay Nedim Arat, Kurmay Albay Bahattin Taner, Piyade Albay Kadir Tandoğan, Piyade Albay Ömer Şamlı, Kara Pilot Albay Hidayet Ilgar, Muhabere Albay Mehmet Namlı, Tank Albay Kadir Ok ve Tank Albay Cavit Bayer tasfiye edilen subaylar arasında yer aldı. Radikal sola darbe
12 Mart Muhtırası radikal sola büyük bir darbe vurdu. CHP'li Erim'in 'Balyoz Harekatı' adını verdiği bir operasyon sonucunda binlerce solcu tutuklandı, yargılandı, mahkum edildi. Cuntacılarla işbirliği yapan pek çok solcu örgüt üyesi çatışmalarda hayatlarını kaybederken, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi. 12 Mart Muhtırası'nın verildiği gün Süleyman Demirel Hükümeti istifa etti. Demirel'in ilk şapka eylemiydi. Bülent Ecevit de CHP'nin Nihat Erim Hükümeti'ne üye vermesine tepki olarak CHP Genel Sekreterliği görevinden istifa etti. Ecevit, 1972'de 35 yıldır CHP'nin başında olan ve bir dönem Milli Şef olarak anılan İsmet Paşa'yı alt ederek CHP Genel Başkan oldu. 26 Mart 1971'de kurulan Nihat Erim Hükümeti ile ara rejim dönemi açılmış oldu. Erim'in kurduğu iki ayrı hükümetin ömrü 11 ay oldu. Arkasından Ferit Melen ve Naim Talu Hükümetleri de beklenen başarıyı elde edemedi. 12 Mart Hükümetleri askerin siyasi sistem içindeki yerini sağlamlaştırmaktan başka bir işlev görmediler. 1969'da Süleyman Demirel tek başına iktidar olmuştu. 12 Mart'tan sonra hiçbir parti tek başına çoğunluk sağlayamadı, Türkiye 1970'lerde siyasal istikrarsızlık sürecine girdi. Bu sürecin diğer ucunda ise 12 Eylül darbesi vardı.
HÜKÜMET MECLİS'TEN KAÇTI
Hasan Bey, 12 Mart muhtırasından nasıl haberdar oldunuz? 12 Mart muhtırasının verildiği gün Meclis lokantasında 56 parlamenter arkadaşımla yemekteydik. Saat 13 sıralarıydı, her gün mutad olduğu üzere ajans haberleri dinlemek içn radyoyu açtırdık. Lokanta kalabalıktı, her partiden vardı. Haberler arasında ordunun muhtıra verdiği ifade edildi. Herkes şaşırdı. Muhtıra okunmaya başlayınca uğultu birden kesildi. Ortalıkta çıt yoktu. Muhtırayı dinledikten sonra apar topar yemeği bitererek iki kat yukarıdaki parti grup salonuna geçtik. Kalabalık olduğumuz için Grup Toplantı salonuna geçtik ve bir durum değerlendirmesi yaptık. Muhtıranın neyi amaçladığı ve ne tür gelişmeler olabileceği konusunu tartıştık. Muhtıranın Meclis'te okunması olayı nasıl gerçekleşti? Hükümet nasıl tavır alacak diye merak ediyorduk. Saat 15 civarında Genel Kurul'a indik. Hükümet sıraları bomboştu. O zaman işin bittiğini anladık. Hükümetin muhtırayı kabullenir bir tavır içine girdiğini hissettik. Meclis Başkanı da yoktu. Korkmazcan'dan sert çıkış
Meclis'i AP'li Başkanvekili Fikret Turhangil yönetiyordu. DP Genel Başkanı Ferruh Bozbeyli ile en ön sırada yan yana oturuyorduk. Turhangil elinde bir kağıt, meğer muhtıra metniymiş, bunu okutacağım, dedi. Ben hemen ayağa kalkarak, "Meclis muhtıraya muhatap değildir. Meclis'te Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ya da Başbakanlık tezkeresi okunur. Ordu tezkeresini okutmak Anayasa ve Meclis İçtüzük hükümlerine aykırıdır" dedim. Heyacanlanmıştım. Bu nedenle sesim her zamankinden daha yüksekti. Turhangil ne cevap verdi size? Öyle de olsa okutacağım, dedi ve okuttu. CHP'liler ve AP'liler tepki gösterdi mi? CHP sıralarından hiçbir tepki gelmedi. İnönü de oradaydı. Sadece bazıları 'Hükümet nerede? Hükümet nerede?' diye bağırıyorlardı. Bir de ben duymadım, hava çok elektirikliydi, ama AP'lilerin de 'okut okut' diye bağrıştıklarını arkadaşlar söylediler. Bir de DP'den Kadri Eroğan kürsüye doğru yürümüş, neler oldu bu arada? Kadri Eroğan beni destekleyen cümleler sarfetti Turhangil'e. 'Neden okudunuz, ne oluyor, hükümet nerede?' diyerek kürsüye yürüdü. Ama itirazımız başka partilere mensup milletvekillerinden destek görmedi. Yalnız kaldık ve muhtıra okundu. Benim karşı çıkışım kişisel değildi, DP adına tepki gösterdim. Turhangil'in yaptığı yanlıştı. Ancak hükümet isterse böyle bir tezkereyi gündeme getirebilir, böylece de diğer partilerin sözcülerine de söz hakkı düşerdi. Konu müzakere edilirdi. Ama böyle bir yola gidilmedi. Turhangil'in kişisel girişimi olabilir mi bu? Hayır. Sanmıyorum. Tek başına yapmış olamaz, mutlaka grupta konuşulmuştur. Zaten AP'lilerdeki hava da muhtıranın okunmasını teşvik eder biçimdeydi, öyle görünüyordu. Muhtıraya kim alkış tuttu? Muhtıra okunduktan sonra bir tek bağımsız milletvekili Celal Kargı'nın alkış tuttuğu söyleniyor. Siz buna tanık oldunuz mu? Hayır. Ama öyle söylüyorlar. Biz hemen çıkıp grup odasına geçtik. Celal Kargı CHP'den milletvekili seçildikten sonra istifa ederek bağımsız kaldı. Zannediyorum, Kargı, muhtıranın AP'li bir hükümete verilmesinden ötürü alkışlamış olabilir. O günlerde sol kesim kendi lehlerinde bir darbe beklentisi içindeydi. Kargı da bunlardan etkilenmiş olabilir. Ne yapacağı, nerede, nasıl davranacağı belli olmayan bir kişiydi kendisi. Meclis'te hangi partiler vardı? 1971'de Meclis'te Grubu olan dört parti vardı. İktidarda Adalet Partisi, muhalefette ise CHP, Güven Partisi ve Demokratik Parti yer alıyordu. Biz 45 milletvekiline sahiptik. Adalet Partisi'nden kopmuştuk. Ülke çapında teşkilatlanma faaliyetlerini sürdürüyorduk. Ferruh Bozbeyli Genel Başkan, ben de parti grup başkanvekili idim. Grup toplantısından sonra neler oldu? Akşam üstü hükümetin istifa ettiği haberi geldi. Artık yapacak bir şey yoktu. Meclis'te 12 Mart muhtırası okunurken, AP'li hükümet üyeleri toplantı halindeymişler. Hükümetin istifası muhtıranın kabul edildiğini gösteriyordu. Ertesi gündü sanıyorum. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay her patiden üçer kişi olmak üzere hepimizi Çankaya Köşkü'ne davet etti. Köşk'te gelişi güzel ikram
DP'den Genel Başkan Ferruh Bozbeyli, Grup Başkanvekili olarak ben, yanlış hatırlamıyorsam Cevat Önder ya da Talat Asal gittik. CHP'yi temsilen İsmet paşa ve iki arkadaşı vardı. Kontenjan Senatörleri ve Milli Birlik Grubu senatörleri de var. Sunay bize, "Arkadaşlar şimdi size ikramda bulunacak dedi. Tepsilerde çay, gazoz, kurabiye vesaire var. Garson kimseye ne istediğini bile sormadan gelişi güzel dağıttı. Sunay niçin böyle bir toplantı yaptı? Ben de oraya geliyorum. Ne olup bittiğini bilmediğimizden merakla bekliyorduk. Sunay hemen söze girdi, "Şimdi size muhtırayı okutacağım" dedi. Yaverlerinden biri miydi yoksa bir sivil görevli miydi hatırlamıyorum, muhtırayı ayakta okuttu ve "Toplantı bitmiştir" dedi. Sunay'ın muhtıracılarla aynı doğrultuda olduğunu böylece anladık.
GAZETECİLİKTEN PARLAMENTOYA
Hasan Korkmazcan, 1941 yılında Denizli'nin Tavas ilçesinde dünyaya geldi. 1962-1963 öğretim yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanlığı seçimlerini kazandı. 1965'e kadar cemiyet başkanlığı yaptı. 1967'de mezun olan Korkmazcan iki yıl serbest avukatlık yaptı. 1969 seçimlerinde AP'den Denizli Milletvekili seçildi. Meclis'in en genç milletvekili olan Korkmazcan AP lideri Süleyman Demirel ile anlaşmazlığa düşerek 40 kadar parlamenter arkadaşıyla 1970'de Demokratik Parti'nin kurucuları arasında yer aldı. DP Grup Başkanvekilliği yaptı. Korkmazcan 12 Mart 1971 günü TBMM'de askeri muhtıranın okutulmasına karşı tekbaşına itiraz etti. 1977'de DP Genel Başkan Yardımcılığı yapan Korkmazcan 1983 yılında bağımsız milletvekili aday adayı oldu, ancak adaylığı MGK tarafından veto edildi. 12 Mart'taki muhalefetinin cezasını 11 yıl sonra MGK tarafından veto edilmekle ödeyen Korkmazcan 1991 ve 1995'de iki dönem ANAP'tan Denizli milletvekili seçildi. 1991 yılına kadar Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanlığı yapan Korkmazcan, ANAP Grup Başkanvekilliği ve TBMM Başkanvekilliği görevlerinde de bulundu. Hasan Korkmazcan, 18 Nisan 1999 seçimleri öncesinde Mesut Yılmaz ile anlaşmazlığa düşerek partiden istifa etti. Halen Türk Parlamenterler Birliği Onursal Genel Başkanı olan Korkmazcan, 1965 yılında öğrenci iken Sabah gazetesi istihbarat şefliği yaptı. Korkmazcan Hukuk'tan mezun olduktan sonra Yeşilay Derneği ile birlikte Mavi Kırlangıç dergisini çıkardı. İsmi sık sık yeni oluşum arayışları içinde geçen Korkmazcan halen Ankara'da yaşamını sürdürüyor.
|
|
|
|
|
|
|