|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
27 Mayıs'a doğru Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun Paşa, kışla depolarına gelen Amerikan yapımı M-1 yarı otomatik tüfeklerin bir an önce teslim edilmesini istedi, cuntacılar emri savsakladılar.
Üniversitelerde Adnan Menderes ve DP hükümeti aleyhinde gösteriler sürerken ordu içinde neler konuşuluyor, askerler olayları nasıl yorumluyordu? Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel Paşa'nın makam şoförü gittikten sonra Yüzbaşı Orhan Aslan ile Başçavuş Hamdi İnanç başbaşa kalıyor. Bir yandan Demokrat Parti idaresi hakkında konuşurlar, bir yandan hangi paşanın darbe lideri olacağını tartışırlar. O günkü konuşmayı Hamdi İnanç şöyle anlatıyor: "Milleti temsil eden yüksek tahsil gençliği sindirilmiş, şimdi bütün nazarlar malum .. malum... çevrilmişti. Yüzbaşı Orhan Bey'e, 'Yüzbaşım ne olacak bu işin sonu. Akibetimizi pek karanlık görüyorum" dedim. Orhan Bey, "Hamdi! Emin ol ki şu anda Cemal Paşa ufak bir işaret etsin, birkaç saatlik iştir. Fakat Paşa mevcut hadiseleri bunu yapmaya şu anda kafi bulmuyor' dedi. Ben de gözlerin orduya çevrildiğini söyledim. Cevaben, 'Evet Hamdi, onu takdirden aciz değilim. Fakat milletin topyekun tasvip edeceği anı beklemek zorundayız. Zira kanlı bir ınkılabı milletçe hiçbir zaman arzu etmeyiz" dedi.
'Hamdi bi dakka gelir misin'
Hücre tipi ya da üzüm salkımları şeklindeki örgütlenme nedeniyle ordu birimleri içindeki aşağı kademedeki cuntacılar birbirlerini tanımamakla birlikte, büyük bir güç olduklarına inanıyorlardı. Peki Genelkurmay Kışla Komutanlığı'nda darbe liderinin kim olduğu konuşulmuş muydu? Hamdi Başçavuş'un bu konuda bir bilgisi var mıydı? "2 Mayıs 1960. Kışlada iken, Yüzbaşı Orhan Aslan yanıma geldi. 'Hamdi bir iki dakika gelir misin, radyom arıza yaptı, bakar mısın" dedi. Beraberce Lojistik kısmından çıktık kışla benzinliğine doğru yürüdük. Bana, 'Hamdi seni deftere kaydediyorum, artık arzularımız gerçekleşecek. Bu hususları bilen burada dört kişiyiz. Bizim Kışla Kumandan Muavini Yarbay Emin Atan, Birinci Tabur Komutanı Binbaşı Fazıl Akkoyunlu, ben, bir de sen. Bu hususlar çok gizli tutuluyor. En güvendiğin arkadaşına dahi açılmayacaksın' dedi. Yalnız merak ederek sordum, 'Yüzbaşım başımızda kim var?' Dedi ki, 'Onu katiyetle ben de bilmiyorum, söylemediler. Yalnız beşer kişilik komisyonlar halen çalışmadalar. Sırası geldikçe sana da bizce bilinmesinde mahzur bulunmayan hususları muntazaman bildiririm. Bundan sonra sık sık talimat almak üzere seni yanıma çağıracağım. Veya gün aşırı yanıma uğrayacaksın. Fakat hiç kimsenin şüphelenmemesi için aramızda derhal bir parola sistemi ihdas edelim.' Anlaştık. Yanında birileri varsa, radyo lambasıyla ilgili cümleler söyleyecektim. Böylece kimse bizden şüphelenmeyecekti. 27 Mayıs'a kadar radyo lambaları kataloğu parolası ile irtibatımız ve talimat alıp verişimiz muntazaman devam etti. Bu arada Binbaşı Fazıl Akyonlu ile de belirli süreler içinde görüşmeye devam ediyoruz. Fazıl Bey'in teması daha çok komisyon ve kıt'alarla idi."
Erdelhun Paşa silahları istiyor
Menderes hükümetini devirmeyi kafaya koyan cunta mensupları hummalı bir şekilde, ama son derece gizlilik kuralları çerçevesinde faaliyetlerini sürdürüyor. Darbe günü, darbeye karşı muhtemel tepkileri de dikkate alan cuntacı subaylar, bu yönde çeşitli tedbirleri almayı ihmal etmiyorlar. Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun Paşa, Menderes hükümetiyle iyi ilişkiler içindedir. Darbe günü O da enterne edilecektir. Hamdi Başçavuş, Genelkurmay Kışla Komutanlığı'ndaki hazırlıkları şöyle anlatıyor: "Binbaşı Fazıl Akkoyunlu ile görüştükten sonra tetikteyiz. Bir gün M-1 piyade tüfekleri geldi bize, yarı otomatik, Amerikan silahları. Bizde o zaman yoktu bu tüfeklerden. Muhtemel bir şeyler için hazır tutulmak üzere gelmiş. Muhafız taburlarına verilmek üzere, Lojistik kısmına geldi bunlar. Sakın kimseye dağıtmayacaksınız diye talimat verildi bize. Bölük Komutanım Binbaşı Şahap Kayan Bey de işin içinde. O silahlar depoya gelmesine rağmen dağıtılmadı." Hamdi Başçavuş'un sözünü ettiği Amerikan tüfekleri neden dağıtılmamıştı? Silahların darbe günü kendilerine karşı kullanılabileceğinden mi endişe ediyorlardı? Erdelhun Paşa'nın Menderes yanlısı tutumu nedeniyle, ordu içinde darbeye karşı bir direnç mi bekleniyordu? Cuntacılar herşeyi düşünüyordu. Hamdi İnanç anlatıyor: "16 ya da 17 Mayıs'tı. Kışla Mal Saymanı Binbaşım Şahabettin Kayan pürtelaş odaya girdi. 'Hamdi. Şimdi Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi emir buyurdular. Çok acele muhafız erlerine verilmek üzere Ordonat Dairesi'ne yazı yaz. 20 adet yarı otomatik Amerikan M-1 piyade tüfeğinin tertibini şiddetle istiyorlar şeklinde olsun' dedi. Yazıyı çok acele kaydıyla yazdım. Bu tarihlerde Şahap Bey'in durumdan kati olarak malumatı bulunduğunu sanmıyorum. Ancak darbeyi müteakip Milli Birlik Komitesi azası Birinci Tabur Kumandanı Binbaşı Fazıl Akkoyunlu ile sıkı temasını bildiğim gibi, Binbaşı Şahabettin Kayan, Fazıl Bey'den aldığı malumatları bana motamot büyük bir itimatla söylemekten asla çekinmemiş bir kumandandır."
Silahları teslim etmeyelim'
"Binbaşı Şahabettin Kayan Bey son zamanlara kadar Yüzbaşı Orhan Aslan ve cunta ile irtibatlı olduğumdan haberdar değildi. 20 Mayıs Cuma günü, Binbaşı Fazıl Akkoyunlu, lojistik kısmına geldi, Binbaşı Şahabettin Bey'i yanına alarak dışarı çıktı. Bir süre sonra Binbaşı Şahabettin geldi. Beni çağırarak, 'Hamdi, Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi'nin emniyeti için tertip edilecek M-1 tüfeklerinin Milli Harekat'tan evvel alınmamasını Binbaşı Fazıl Bey istiyorlar. Aksi halde bu silahların bize karşı kullanılma ihtimalini varit görüyorlar. Her ne pahasına olursa olsun bu tüfeklerin teslim alınma ameliyesini sekteye uğratıp, ne pahasına olursa olsun bu silahları almayacağız' dedi. Şahabettin Bey Ordonat Dairesi'ne gidip 'Yazdığımız yazıda bir husus unutulmuş, onu ilave edelim' diyerek evrakı geri aldı. Halbuki Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun Paşa en kısa zamanda M-1 tüfeklerinin emniyetine memur muhafız takımlarına tevziini ve iki adet M-1 tüfeğinin de bizatihi gece emniyeti için konulmasını şiddetle emir buyurmuşlardı. İşte Binbaşı Şahabetin Kayan Bey'in bu sabotajı üç ile beş kahramanın şehit edilmesini mutlak önlemiştir kanaatindeyim."
TÜFEK BAŞINA 150 MERMİ "23 Mayıs Pazartesi, Binbaşı Fazıl Bey yanıma geldi, 'Durum nasıl' dedi. 'Tamam komutanım. Tüfek başına 150 mermi dağıttık, makinalı tabancalara fazlasıyla mermi verdik' dedim. Fazıl Bey, 'İkinci parti mermileri sakın ola ki dağıtma, bu hususta daima benimle temas edin. Harekat günü için benzin ikmali nasıl olacak, bütün arabaları ikmal edebilecek benzini depo edebilir misin' dedi. 'Merak etmeyin komutanım. O işi planladık. Bir iki güne kadar üç benzin deposu dolmuş olacak. Şehir cereyanının kesilebileceğini dahi düşünerek kolla çalışan orta depoya 47 ton benzin koyacağım' dedim. 24 Mayıs günü talimat almak üzere Yüzbaşı Orhan Aslan'ın yanına gittim. Yanında bir Yedek Levazım Teğmeni vardı. Biraz sonra Teğmen ayrıldı. "Komutanım, durum ne merkezdedir" dedim, bana, "Bütün hazırlıklar tamam. Artık bir gün meselesidir, yarın sabah mutlaka görüşelim" dedi. O ana kadar üye kaydında bir çoğalma olduğuna dair Orhan Bey'den hiçbir malumat almadım. Yolda Şahabettin Bey'le karşılaştım. Bana durumu kısaca izah etti. Orhan Bey'le temasımı bilmiyordu. Binbaşı Şahabettin'e , "Komutanım Levazım Üsteğmeni Selahattin Çakmak pek ateşli biliyorsunuz. Cemal Paşa'mızın veda mesajını dağıta dağıta bihal oldu. Fazıl Bey'e söyleseniz, bu gençten de istifade etsek, itimada şayandır. Bir kişi daha kazanmış oluruz' dedim. Kabul etti, 'Atılgan bir çocuktur, istifade edilir, söylerim' dedi."
ŞİFREYLE HABERLEŞİYORUZ
25 Mayıs 1960 Çarşamba günü, saat dokuzda aynı şekilde, tedbirli olarak Yüzbaşı Orhan Bey'e gittim. Yanında kimsecikler yoktu, 'Durum Yüzbaşım, durum' dedim. Güldü. İki elini birbirine vurarak, 'Tamamdır, bu akşam 25 Mayıs'ı 26 Mayıs'a bağlayan gecenin saat üç otuz ila dördünde hürriyetimizi ilan edeceğiz. Bugün bu maksat için nöbet alıyorum. Mütemmin malumatı saat onyedi otuz ila onsekizde benden alırsın' dedi. Saat 17.30 oldu. Ancak Orhan Bey'den son talimatı almadım. Bu arada servis saati girdi. Binmesem, şüpheli durum olacak. Tarihi günü kamufle etmek için servis jipine bindim. Maltepe'de Sıddık ağabeyimin evine gittim. Şoför Ali Karacan'a, saat 18'de beni buradan alması için talimat verdim. İlhan yengem hep ordunun havali hakkında sualler tevcih ediyor, kaçamak cevaplar veriyorum. Nihayet şoför geldi, tekrar Genelkurmay Kışla Komutanlığı'na döndüm. Üzerime aldığım görev gereği Orhan Bey'den aldığım talimatı Binbaşım Şahabettin Bey'e mütemmim kat'i durumu bildirmem gerekiyordu."
|
|
A. Muradoğlu
|
|
|
|
|