|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
27 Mayıs'tan sonra Demokrat Partililere uygulanan utanç verici muameleler yüzünden darbeye karışmış olmaktan nedamet duydum.
Genelkurmay Başkanlığı Kışla Kumandanlığı'ndaki darbede önemli rol oynayan Kıdemli Bçş. Hamdi İnanç, 27 Mayıs'ı takip eden günlerde Cemal Gürsel'in muhafızlığını yaptı. Hamdi İnanç, DP'lileri'a götürülmesinde de görev aldı. İnanç'ın yaşadıkları, Cumhuriyet dönemindeki ilk askeri darbenin gün gün nasıl gerçekleştirildiğini göstermesi bakımından öğretici. 27 Mayıs cuntasının çatladığı ve parçalandığı 13 Kasım Operasyonu'nda Hamdi İnanç gibi, 14'lere yakın subay ve astsubaylar gözaltına alınıyorlar. 1962'de Hindistan'dan Türkiye'ye dönen Alpaslan Türkeş, İnanç'a, 'Hamdi, Hamdi, 13 Kasım günü, şöyle Çankaya'ya doğru tırmansaydınız, emin ol bizi bırakırlardı' dediğinde, 'Komutanım, sizden önce bizi derdest ettiler, o fırsatı vermediler ki' cevabını alıyordu. İnanç, 27 Mayıs'tan sonraki iki ayı anlatıyor: Cemal Paşa'ya muhafız oluyorsun "27 Mayıs sabahı Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun Paşa'yı enterne ettikten sonra Kışla'ya döndüm. O gün Cemal Gürsel Paşa Genelkurmay'daki makamına yerleşti. Ertesi sabaha kadar binanın dış emniyeti için görevlendirildim. 28 Mayıs günü, Bnb. Şahap Kayan telefonla aradı, 'Gürsel Paşa'nın muhafızı olarak seni seçtik, hazırlan' dedi. Bir asker gelerek, 'Bnb. Fazıl Akkoyunlu sizi Genelkurmay birifing salonunda acele bekliyor' dedi. Salonda Komite'ni grubu var, İstanbul grubu henüz gelmemiş. Bnb. Fazıl beni takdim etti, 'Muzaffer Özdağ, iki arkadaşıyla İzmir'de bulunan Gürsel Paşa'yı getirdi. Paşa'yı Komitenin başına geçirdik. Ona muhafız verilecek. Düşündük, bu işin içinden gelen Hamdi Başçavuş bu işe layıktır, ona verelim dedik. Şu andan itibaren Paşa'nın özel muhafızısın. Seferi kıyafetini çıkarıp günlük kıyafetini giy, Paşa'nın Emir Subayı Yzb. Cemal Bey'in yanına giderek bu işi deruhte edin' dedi. 'Emredersiniz' diyerek selamlayıp çıktım. Gazeteciler yağcılık yapıyordu
Eve gittim, kıyafetlerimi giydim, thomson ve barebellum (Etem Menderes'in silahı, daha sonra iade ettik)'u yanıma alarak Genelkurmay'a, Emir Subayı Cemal Bey'in yanına gittim. 'Seni bekliyordum. Şuraya otur. Paşa'nın odasına direkt girmek yasaktır. Gelen her şahsı bana bildirecek, benim iznim olmadan kimseyi içeri sokmayacaksın' dedi. O gün gelen gidenin haddi hesabı yok. Tarihi simalar ellerindeki yazılı emirleri ibraz ederek, 'Bizler inkılap önderimiz Gürsel Paşa'nın özel davetiyelerine icabet eden inkılap hükümetinin vekilleriyiz. Bendeniz devlet vekilliğine tayin edildim, bendeniz Maliye Bakanlığı'na tayin edildim, Paşa hazretlerini görebilir miyiz' diyerek teşrif ediyorlardı. Gürsel Paşa'yla Başvekalete gidecektik. Aşağı inerken birinci katta kendini selamlayan bir erin omuzuna iki elini koyarak 'Nasıl, istersek her şeyi yaparız değil mi' dedi. Paşayı makam aracına bindirdik. Ben şoför mahalline, Cemal Bey'in yanına oturdum. Başvekalete geldik, Paşa, Komite üyelerinin toplandığı odaya girdi. 2 saat sonra Adnan Menderes'in odasına geçtiler. Yabancı basın mensuplarını orada kabul etti. Başvekaleti terkederken bu kez bizim gazeteciler karşıladılar. Gazeteciler, 'Paşam bunca yıllık gazeteciyiz, hayatımızda ikinci defa buraya gelebildik' dediler. Paşa'ya şirin gözükmek için yarışıyorlardı. 'Paşaların odasına silahla girilir mi?' Saat 20.00 sıralarında Başvekaletten ayrıldık, Genelkurmaya döndük. Paşayı Orduevine götüreceğiz, ama Cemal Bey içeri girip söyleyemiyor, Komite üyeleri orada. Topu bana attı. Elimde tomsonla tak tak girdim, 'Sayın komutanım, orduevine gitmemiz gerekiyor' dedim, 'Yooo, öyle tomsonla monsonla gitmem' dedi. Bir kahkaha salonda. 'Her türlü güvenliğiniz deruhte edilmiştir Paşam' dedim, 'Hay hay' dedi, elini omuzuma koydu. Dışarı çıkınca Korgeneral Muzaffer Alankuş geldi, 'Çocuklar olur mu böyle, silahla paşaların yemek yediği salona girilir mi' dedi. Biraz sonra Paşa'nın doktoru Yarbay Mustafa Bey, Emir subayı Cemal önde, yanında ben, bindik, orduevine geldik. Orduevine gelirken Yarbay Mustafa Bey, Paşa'ya, 'Paşam çok söylentiler var, Altındağda toplantılar yapılıyormuş, karşı hareket için. Benim evde sizi misafir etsek' deyince Paşa, 'Yok, yok. En uygun yer orduevidir, orada kalacağız' dedi. Paşa'nın bitişiğindeki odada Dahiliye Bakanı Tümgeneral İhsan Kızıloğlu kalıyordu. Gece yoğun bir trafik yaşandı, Generaller bir o odaya bir bu odaya girip çıkıyordu. Paşa sabah 7.30 sıralarında kalktı. Caddeye çıkınca balkonlardan alkışladılar. Milli Müdafaa Vekaletine geldik. Kaç gündür uykusuzdum, Cemal Bey, 'Gerekirse seni çağırtırım' diyerek izin verdi. En son 3 Haziran'da Gürsel Paşa Anıtkabiri ziyaretinde Bnb. Şabap Kayan ve Üstğ. Selahattin Çakmak muhazıf olarak bulunduk. 17 Haziran cuma akşamı evimin balkonuna oturuyordum. Saat 19 sıraları. Bir jip geldi. İçinden bir er inerek, 'Binbaşım Şahabettin Kayan Bey sizi bekliyor' dedi. Şahap Bey, 'Hamdi, Fazıl Akkoyunlu bizi istemişler. Yassıada'ya nakletmek üzere heyeti vekileyi götürmek için vazife verecekler. Eve söyle, gidiyoruz' dedi. Tankları üzerimize salacaktın demek Genelkurmay Kışla Kumandanlığı Nöbetçi Amirliği'ne gittik. Fazıl Bey saat 21 sıralarında gelerek, 'Tamam mısınız çocuklar? Beni takip edin' dedi. Bnb. Şahap, Yedek Teğmen Reşat, Yedek Teğmen Basri Sarıkaya ve ben Fazıl Beyin jipini takip ettik. Harp Okuluna gittik. Talebeler tepeden tırnağa silahlıydıar. Talebe kordonunun içinde iki askeri otobüs bekliyor, içinde heyeti vekiliye üyeleri. 100 km hızla Etimesgut'a doğru seyrettik. Yollara noktalar dizilmiş. Saat 22'de vardık. 54 DP'liyi İstanbula götürecek 5 adet C-47 askeri nakliye uçağı hazır. Bir subay elinde isim listesi, okuyor, Etem Menderes, cevap: 'Buyrun efendim.' Aramızdan geçerek uçağa bindiriliyor. Sıra subaylar grubuna geliyor, Rüştü Erdelhun Paşa'nın ismi okunuyor. Harbiyeliler, Erdelhun için, 'yüz karamız', Namık Ergüç için 'Gençlik katili', Yusuf Demirdağ için 'Tanklarını üzerimize salacaktın demek' diyerek taciz ettiler. 5 uçaklık filo 22.30'da 10'ar dakika ara ile havalandı. Benim uçakta Rıfkı Salim Burçak, Trabzon mebusu Fikri Karanis, diğer mebuslar var. Konuşmak yasak. Başımızda bir haşin albay var. DP'lileri Yeşilyurt Askeri Havaalanı'nda 1. Ordu'ya teslim ettikten sonra Ankara'ya döndük." 27 Mayıs'ın canlı tanığı 76 yaşındaki Hamdi İnanç'ın anlattıkları burada bitiyor Yeşilyurt vakası utanç vericiydi Uçağın içerisinde bir olayla karşılaştım. Rahmetli babamla çocukken çok evine gidip, yemeğini yediğimiz çayını içtiğimiz, Rize Mebusu Hüseyin Agun'la göz göze geldik. Kıpkırmızı oldum. Utandım. O kadar gitmişiz, gelmişiz. Adam büyüklük gösterdi, yan döndü, göz göze gelmemek için. Saat 24'e 10 kala Yeşilyurt Askeri havalanına indik. Beş uçak da meydana indikten sonra sabıkların tahliyesine sıra ile başlandı. Orada çok korkunç olaylarla, utanç duyduğum olaylarla karşılaştım. DP'lileri Birinci Ordu teslim alacak, oradan da Yassıadaya gidecekler. Bizim görevimiz Yeşilyurt Havaalanına salimen getirip teslim etmek. Yeşilyurt Askeri Havaalanı'nda hep teğmen, üsteğmen, teğmen, üsteğmen. Yüzbaşı, binbaşı az. Başlarında yarbay, albay var, çoğu küçük rütbeli. DP'liler uçaktan indirilirken isimler okunuyor, o genç subaylar DP'lilere bir hakaret ediyorlar, bir hakaret ediyorlar, anlatamam. Yüzlerine tükürenler mi, saçlarından çekenler mi dersiniz. Ne laflar, ne küfürler. Bnb. Fazıl Bey müdahale etti, 'Arkadaşlar fikirlerimizi sabote ediyorsunuz, adalete teslim edeceğiz, yapmayın' diyor, bırakıyorlar, sonra tekrar başlıyorlar. Fazıl Akkoyunlu'nun ikazlarına rağmen böyle devam etti. Bu şekilde, utanç verici bir şekilde teslim ettik. KEŞKE DARBEYE KARIŞMASAYDIM "Yeşilyurt'ta Demokrat Partililere yapılan kötü ve utanç verici muameleyi bir türlü hazmedemedim, hala hazmedemem. O geceyi havaalanındaki misafirhanede geçidik. Ertesi gü'da biraz dolaştık. O gün aynı uçaklara binerek Ankara'ya hareket ettik. Uçağımız Yassıada üzerinden geçti. Yassıada göründü, hepimiz camlara hücum ettik, Sabıkları görmek istiyoruz. Uçağımız iki kez Yassıada üzerinde uçtu. Akşam saat 12.00'de Ankaraya geldik. Yeşilyurt'ta yaşadığım bu olay içimde derin bir burukluğa neden oldu. Ve sonra yaşadıklarım, Komitenin ikiye bölünmesi, 13 Kasım'da, Genelkurmay Kışla Komutanlığı'ndaki harekatın başındaki Binbaşı Fazıl Akkoyunlu ve Albay Alparslan Türkeş'in, 12 arkadaşıyla tasfiye edilmesi, Talat Aydemir'in 27 Mayıs'ın sıcaklığı geçmemişken iki kez darbe girişiminde bulunması, bir sürü idealist insanın heba edilmesi, darbelerin memlekete iyilik getirmediğini gösterdi. Üç insan yok yere idam edildi. Bu nedenlerden ötürü darbeye karışmaktan nedamet duydum."
|
|
A. Muradoğlu
|
|
|
|
|