T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

'İnanç insanın içinde ışıktır'

Halk Partisi Genel Sekreteri, eski Ulaştırma Bakanı ve Çarıklı politikacı Kasım Gülek, "Allah'a inanç, insanın içinde bir ışıktır" diyor.

Kasım Gülek.. Onbeş-yirmi yılın politika kazanında kepçeden aşağıya düşmeyen bir isim.. Her daldırışta, kepçenin tâ ortasında, Gülek boğazının bu kara kuru adamının gülen gözlerini ve sıkmak için uzanan ellerini bulursunuz. Bana kalırsa ona Adana'nın Gülek'inden olduğu için değil, çok güldüğü için (Gülek) adını vermeliyiz.. Politika talihi her zaman gülmese de, o sıcak ve kibar tebessümünü yüzünden hiç kaldırmaz.. Maamafih, artık buzlar çözüldü ve Gülek kürkçü dükkânına döndü. Allah bu seferki dostluğu daim etsin..

Evet.. Şimdi Gülek'in particiliğini bırakıp da asıl konumuza gelelim.. Asıl konumuz, Türkiye'de yaşayan insanlara refah ve saadet temin etmek iddiasında olan popüler bir siyasinin bizzat saadet hakkında ne düşündüğü idi.. Kendi iç ve dış hayatını tanzim edememiş bir insanın diğer insanlara faydalı olması elbette ki beklenemezdi.. Bu sebeple, Gülek'in saadet anlayışı elbette ki alâkabahş olacaktı.

Kendisine esas suali sorduğum zaman gülmeğe başladı.. Meseleyi çok mu hafife aldı ne? Kimbilir belki de politik meşgaleden parmak ve rey hesabı yapmaktan saadeti düşünmeğe vakti kalmamıştı..

Belki de: Namık Kemal gibi:

(Bâisi şekva bize hüzn-i umumîdir Kemal! Kendi derdi gönlünün billâh gelmez yadına) dâvasına gönlünü ve fikrini bağlamış; bu sebeple; onun gibi: (Bâ'si saadet bize terfih-i vatandır Kasım)

Kendi zevki gönlünün billâh gelmez yâdına) diyecekti..

Fakat o böyle demedi.. Gülmeyi bıraktı, durdu ve kemâli ciddiyetle:

-Bence saadet iç huzurudur, dedi.

-Nedir bu iç huzuru?

Bu sefer durmadan devam etti:

-O, öyle bir şeydir ki, ona varabilmek için evvelâ maddî imkânları sağlamak lâzım. Halk tâbiri ile, karnı tok sırtı pek olmak lâzım ki iç âlem ile rahat meşgul olmak kolaylaşsın.

-Yani evvelâ madde lâzım?

-Evet, karın doyuracak ve giyinecek kadar.

-Sonra?

-Ondan sonra, insanın kendi kendine kimsenin erişemeyeceği iç âleminde denge bulması, kendisiyle hesaplaşabilmesi, içinde açık alınla yaşayabilmesi gerekir..

-Bu hesap ne suretle verilebilir?

-Buna erebilmek için milletine, insanlığa yakınlarına karşı vazifelerini tamam yapabilmek ve bunun hesabını verebilmek icabeder.

-İç huzur başkalarına yardım etmek midir?

-Hayır, herkesin kendine göre vazifesi vardır..

-Vazife, iyilik değil mi?

-Bana düşen vazifeler derken, en basiti, vatandaşa düşen en basit ödevleri yapmış mıyım?

-İnsan vatandaşlık ödevini yapmadan mes'ut olamaz mı?

-Bence olamaz.

Devam etti:

-Sonra herkesin kendi inancına göre izah ettiği bir üstün âlem var.

-Ne gibi?

-Allah var.

-Nasıl bir varlıktır?

-Allaha inanç, mantık işi değil; o, insanın içinde bir ışıktır.. İçinde bu his bulunan insan iç huzuruna kavuşur. Bu bir aşktır. Bizim mutasavvıflar gayet güzel tarif etmişlerdir: Bu aşkın yolu insan aşkıdır. İç huzurunun diğer unsuru budur.

-Mevkiin ne ehemmiyeti vardır?

-Büyük bir rolü yok.

-Az da olsa rolü nedir?

-Hırs, mevki ve para hırsı, her türlü hırs, iyi dozda gayet faydalıdır. O dozu geçince hem kendine, hem cemiyete zararlı olur.

-Ne suretle zararlı olur?

-O vakit gayeyi elde etmek için her vasıta kullanılır intibaını verir.

-Bir kardeşiniz olsaydı saadete ulaşması için onu nasıl yetiştirirdiniz?

-Her insan kendi kendini yetiştirir.

-Kendinizi nasıl yetiştirdiniz?

-Tembellikten, üşenmekten nefret ederim.. Çok gezerim.. Geçende Hopa'ya gittim. Köylünün biri: "9'uncu gelişiniz buraya Beyim" dedi. Gezme, okuma kadar mühimdir.

-Çok geziyorsunuz. Bu halk sevilmeye, görülmeye çok lâyık mı?

-Dünyanın en iyi halklarından biri. Dünyada görmediğim millet yok.

-Başka hangi milletleri beğeniyorsunuz?

Tereddütsüz:

-İngilizleri takdir ederim.

-Nesini?

-Türke benzedikleri için. Belki de her iki millet de imparatorluk idare ettiği içindir ki, soğukkanlı, ağırbaşlı, sadıktırlar. İngilizler kolay ahbap olmaz, olunca bırakmaz.

Son sualimi sordum:

-Halk Partisi'nin idaresini bir gün ele alacak mısınız?

Sakin ve emin cevap verdi:

-Günü gelecek inşaallah..

İsabetsiz iş ve meslek seçen başarıya ulaşamaz

Aşçıbaşı.. Ustabaşı.. Elebaşı.. Bekçibaşı.. Türkiye'de bunlardan binlerce var, ama Eczacıbaşı Türkiye'de yalnız bir tane var.. Filozoflardan biri, ünvan meraklılarına hitaben (isimlerinizi ünvan haline getiriniz) demiş. Eczacıbaşı adı da bugün Türkiye'de artık yediden yetmişe herkesin tanıdığı bir ünvan olsa gerektir.. Bu ünvan, Türk sanayiinin Levent sırtlarına diktiği bir abidedir, sözü mübalâğanın edebisine de yer vermeyen edebi bir ibare ve hakiki bir ifade olsa gerektir..

Böyle bir âbidenin kurucusu elbette enteresan bir tip olmak lâzımgelirdi. Hayat, saadet, başarı gibi beşerî konularda neler düşünüyordu? Eczacıbaşı ismini Aksaray'daki üç odalı bir laboratuvardan 600 kişilik modern bir tesise nakleden bir şahsın elbette ki "bildikleri" bulunacaktı.

İşte bu bildiklerini anlamak maksadiyle fabrikaya giderken şunu itiraf etmeliyim ki abus, çekici, sempatik olmayan bir sima ile karşılaşacağımı zannediyordum. Randevu için telefonla görüşürken aradaki mesafe perdesinin asıl kaynaktan fışkıran ve asıl hakikatı gösteren ışıklara engel olduğu anlaşılıyor.

Dış dünya ile her türlü irtibatı keserek insana mükemmel bir çalışma ortamı hazırlayan ve sade olmakla beraber çok zevkli döşenmiş bir çalışma odasına girer girmez bir sempati ve sıcaklık dalgası ile karşılaştım.. Nejat Eczacıbaşı, hemen ilk bakışta iyi insan, sevimli insan, olduğunu haber veren tiplerden birisiydi. Karşılama ve tanışma merasiminden sonra derhal sadede girdim ve meselemizi kendisine izah ettim. Muhatabım biraz düşündükten sonra:

"-Bir defa saadet, formüle edilmesi mümkün olmayan bir tâbir.. Çok izafî birşey. Bununla beraber, ben onu iç huzuru ve insanın kendini tatmin edilmiş bulması diye tarif etmek isterim. İnsan iç huzuruna nasıl kavuşur, sorusu saadete nasıl kavuşur, sorusuna eşit oluyor, demektir. Bazıları maddî imkânlarla mes'ut oluyor veya mes'ut olacaklarını sanıyorlar. Bazıları da dağda bir kulübede, kendilerini huzur içinde bulabiliyorlar; insanlar, çeşit çeşit.. Ve çeşit çeşit emeller besliyorlar. Bu hale göre, insanın emellerinin tahakkukunu görmesi iç huzura, yani saadete varmanın yoludur" dedi.

"–İç huzur ve tatmin edilme hissi, bu saadet; emellerin tahakkuku da saadete varma yolu şimdi problemi şöyle ifade edeceğim: İnsan hangi emellerin peşine düşmeli?"

"-Bence insan evvelâ kendini gayet iyi tahlil etmeli.. Kabiliyetlerini, özelliklerini, zevklerini iyi tanımalı; ondan sonra hayata girmelidir.. Şu hale göre, her insan, zevkinin ve kabiliyetinin istediği mesleği seçmeli ve hayatta da zevk aldığı emellerin peşine düşmelidir."

"-Para, peşine düşülecek bir emel değil midir?"

"-Bence parayı çok tâli düşünmeli.. İnsan zevk aldığı bir işi yapar ve onda inkişaf ederken para zaten kendiliğinden gelecektir. Ama mutlaka para kazanmak gayesiyle hareket ederse insan, mesleğinde ve hayatında muvaffak olamaz. Hele çok kazanmak için hileli yollara saparsa işinin temelini çürütmüş demektir.. Çünkü bir iki hileli kazançtan sonra, işinin devamlı kazanma imkânı hemen yok olur.. Kaldı ki para zaten tek başına bir gaye değil bir vasıtadır."

Para için böyle söyleyen Eczacıbaşı'na diğer peşine düşülmesi muhtemel gayeleri tek tek sormaktan vazgeçerek onu dolambaçlı yoldan konuşturmak arzusunu duydum:

"-Beyefendi, mes'ut musunuz?"

Hiç tereddüt etmedi:

"-Hamdolsun mes'udum."

"-Yeniden dünyaya gelseydiniz aynı hayatı mı yaşamak isterdiniz, yoksa daha değişik bir hayatı mı?"

Gene tereddüt etmedi:

"-Benim için çok şayanı şükrandır ki, gene aynı hayatı yaşamak isterdim.."

"-Sebebini izah eder misiniz?"

"-Muayyen gayelerime ulaşmak bakımından.. Küçüktenberi peşine düştüğüm zevkler, birşey meydana getirmek zevki ve birşey sev ku idare etmek zevki idi. Çok şükür seramik ve ilâç fabrikaları kurmak suretiyle emelime nail oldum. Bu birinci sebep.. İkincisi, tesislerimiz vasıtasiyle 1200 ailenin hayat şartlarına hizmet etmenin zevki.. Üçüncüsü, Allah biliyor, hiç kimsenin hakkını almadan, hiç kimsenin emeğini suistimal etmeden tesisleri çalıştırmanın sağladığı huzur. Bunlara şunları da ilâve edebilirsiniz: Memleketini seven bir babanın evlâdı olmak; annemin sağ ve sıhhatte oluşu; bana manen destek olmuş bir hayat arkadaşımla yetişen iki oğlumun varlığı; iyi yetişmiş, dürüst, kabiliyetli kardeşlerimin bulunması.."

Tanınmış iş adamı, zekâsı, münevver kıymetleri, insanlara hüsnüniyet aksettiren sempatik simasiyle, tanışmaktan haz duyulacak insanlardandı.. Veda ederken bunu ifade etmekten kendimi alamadım.


- B İ T T İ -



Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 

Osman Akkuşak
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED