|
 |
Sürgün değil kırım
1930'larda Gürcistan'dan Türkiye'ye firarlar yoğunlaşır. 1944'deki sürgün gelmeden önce durumun vehametini anlayan Ahıskalıların gidebilecekleri tek yer Türkiye'dir. Firar etmeyenleri bekleyen akıbet ise Stalin'in Ölüm Trenleri'dir
İstanbul-1930'larda Soyvet Cumhuriyeti Gürcistan'da rejimin baskısından kurtulmak için Türkiye'ye Ahıska bölgesinden firarlar yoğunlaşmaya başlar. 1944'deki toplu sürgün gelmeden önce durumun vehametini anlıayan Ahıskalıların gidebilecekleri tek yer ise Türkiye'dir. Ahıska Türkleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Osman Çelik de 1930'larda Türkiye'ye firar eden ailelerden birisine mensup. Aynı aileden olup da firar etmeyenler ise 1944'deki Ölüm Treni'yle Orta Asya içlerine sürülüyorlar. Böylece bir aile dört beş ülkeye dağılıyor. Ahıska Türkleri bir taraftan vatansız bırakılırken diğer taraftan da böyle parçalanıyorlar.
Osman Çelik, 1960 Eleşkirt doğumlu. Çelik, Dedesi Ali Bey ve babası Kemal Bey'in Ahıska'dan firar etme öyküsünü şöyle anlatıyor: "Ailem, 1932 sonbaharında Türkiye'ye kaçıyor. Köyden gece saat iki gibi çıkıyorlar. Çoluk çocuk 40 kişilermiş. Babam 12 yaşındadır. Dedem Ali Bey, Kolhoz yönetimi başlayınca Türkiye'ye gitmeye karar veriyor. Gece Ruslar farkediyorlar, ateş açıyorlar. Yedi yaşındaki halam bu esnada bacağından yaralanıyor. Güç bela Posof'a giriyorlar. Devlet bu kafileyi Ağrı'nın Eleşkirt kazasına bağlı Güvence köyüne yerleştiriyor. Ailem daha sonra Eleşkirt kazasına yerleşiyor."
'3 yaşındaki kuzenim vagonda öldü'
Osman Çelik'in amcası firara yetişemediğinden Ahıska'da kalıyor , 1944'de de sürgüne gönderiliyor. Çelik, Ölüm Treni'ne bindirilen amcasının öyküsünü ise şöyle anlatıyor: Büyük amcam Alattin Bey Ahıska'da kalıyor. Kaçış günü amcam, kayınpederinin yanında olan eşini almak için Caral Köyü'ne gidiyor. Dönüşü gecikince dedemler beklemeyi göze alamıyorlar. Amcamla uzun yıllar irtibatımız kesildi. Amcam 1942'de savaşa gidiyor. 1944'te ailesi sürgüne gönderiliyor. Amcam savaşta ölüyor. 2 oğlu 1 kızı vardı. Babam uzun yıllar onları aradı, Özbekistan'da izlerini buldu. Onlarla mektuplaşırdı. Babam 1980'de Özbekistana gitti, akrabalarını buldu. 1944 Ölüm Treni'nde amcamın 3 yaşındaki kızı açlıktan ölmüş. Diğer iki oğlunun biri 12 diğeri 9 yaşında imiş. Çok sefillik çekmişler. Yengem ölünce bir başlarına kalmışlar.
1989 Fergana Faciası'ndan sonra amcamın büyük oğlu Nurettin Azerbaycan'a, diğer oğlu Fahrettin Rusya'nın Krasnador yöresine yerleşiyor. Krasnador'daki Ahıskalılara kimlik verilmediği için kuzenim Türkiye'ye gelemiyor. Krasnador'da 12 bin Ahıskalı aynı durumda. Nurettin vefat etmeden önce Türkiye'ye geldi, 2 ay kaldı. Nurettin abimin büyük oğlu Kemal ise, Kırım'da muhacir. Rahmetli babam, Ağrı'da yaşarken her yıl bir kaç kez Ahıska'daki köyünü görmek için Posof'un, Demirözü köyüne giderdi. Ahıska'daki köyümüz Cağısman ile Demirözü ile bitişiktir. Bir defa beni de götürdü, 9 yaşındaydım. Köyü seyretttik, bana evimizi yerini gösterdi. Evlerinin önündeki ceviz ağacının durduğunu söyledi. Köy harabe vaziyetteydi. Mezarlığın olduğu yeri otlar bürümüştü. Köyün üstü ormanlık olduğu için orada bir sanatoryum yapılmış. Bizim elma bahçemizden bir kaç ağaç Türkiye tarafında kalmış, bu ağaçlardan elma koparıp yedik."
'Akrabalarım nerede, bilmiyorum'
Ahıska kökenli işadamlarından Yaşar Işık'ın da ailesinin bir parçası Türkiye'ye firar ederken bir parçası Ahıska'da kalıyor. Durum değişmez. Kaçan kurtulur. Kaçamayanlar ise Stalin'in Ölüm Treni'ne yakalanıyor. Demirperde dönemi boyunca kimse doğru dürüst birbiriyle haberleşemiyor. Ailelerin birbiriyle iletişim kurabilmeleri 1980'lerin sonlarına doğru gerçekleşiyor. Işık, ailesinin yaşadığı dramı şu sözlerle anlatıyor: "Ailemiz Ahıska'nın Caral Köyü'ndendir. Dedem, babaannem ve beş çocuklarıyla birlikte 1930'da Cağ Suyu'nu gece geçerek Türkiye'ye giriyorlar. Devlet, ailemi Muş'un Bulanık İlçesi'ne yerleştiriyor. 17 bin dönüm arazimiz orada kaldı. Çar I. Nikola'nın verdiği tapu halen elimizdedir. Sovyet yönetimi başlayınca, Ruslar Ahıskalıları Türk casusluğu yapmakla suçluyor. Pek çok insan tutuklanıyor, kurşuna diziliyor.
Dedem bakıyor ki bu işin sonu yok, Türkiye'ye kaçmaya karar veriyor. Ruslar firarı farketmesin diye bütün atlar, davarlar, köpekler arazide bırakılıyor, gaz lambaları açık bırakılıyor, o gece yola çıkılıyor. Bu geçişlerde Türk askerleri haberli olduklarından sınırın öbür yakasında tedbir alıyorlar. Babamın teyzesi ve kuzenleri ise 1944'deki Sürgün Treni'yle Almatı'ya sürülüyor. Ahıska'dan Almatı'ya 3,5 ay sürmüş yolculuk. Yolculuk sırasında kapılar açılmamış. Bu sürgün değil, ölüm yolculuğu. İkinci Dünya Harbi bittikten sonra ailemizle akrabalarımız arasında fotoğraflar, mektuplar gidip geliyor.1994'den sonra telefonla görüşülüyor. Türkiye'ye geliş gidişler oluyor. Şu anda akrabalarımız Almatı'da, Azerbaycan'da, Ukrayna ve Türkiye'ye dağılmış durumda. Babaannem tarafındaki akrabalarımı ise hiç görmedim. Nerede yaşadıklarını bilmiyorum."
SAVAŞTAN DÖNDÜĞÜMDE AHISKA YOKTU
Habibi Şeker (Ahıska Adıgönü Köyü'nden)
1904'te doğdum. 1942 yılında askere aldılar. Savaşa savaşa Berlin'e kadar gittim. Pek çok Alman şehrinde savaştım. Askerdeyken mektup aldım ailemden, 2 yıl hiç haber alamadım. 1945'de savaş bitince toprağıma döndüm. Köy bomboştu. Ailem yok idi. Evimizin önünde oturdum, düşündüm, düşündüm, bu Rus niye bize bunu yaptı diye. Savaşsa savaştık, ölümse öldük, vergiyse vergi, ne istedilerse yaptık. Zavallı köylülerden, anamdan, babamdan, eşimden ailemden ne istediler? Sora sora, ailemin Özbekistan'a gitiklerini öğrendim. Ailemi orada buldum. Bizim köyden 14 kişi gittik askere 2 can sağ döndük.
Enver Binalioğlu: Ablam vagonda öldü
Özbekistan'da 1956'da doğdum. 1989'da Azerbaycan'a geldik. Babam Binali Arifoğlu, 1942'de askere gitmiş. Döndüğünde 4 ay kadar sonra ailesini buluyor. Annem Muhteber Hanım, Ölüm Treni'nde bir yaşındaki çocuğuyla birlikteymiş. Ablam vagonda rahmetli oluyor. Annem uzun yıllar "Mezarı bile belli değil yavrumun" diyerek bir yaşındaki bebesine ağlayıp durdu. Ölüsünü üç dört gün saklamışlar ablamın. 1989'da Fergana'da evlerimizi yaktılar. Ailemizi Moskova yakınlarındaki Bilgrot'a götürdüler. 1 ağabeyim Taşkent'te, 1 ağabeyim Bursa'da. Eşimin annesi, babası, kardeşleri Rusya'da, Krasnador'da. Demirperde yıkılandan sonra kimlik vermediler onlara. Eşim ağır bir ameliyat geçirdi, ailesi görmek istedi, pasaport vermediler. Sadece telefonla görüşebiliyoruz.
Şerefoğlu: Babam hep Ahıska'yı sayıkladı
Babam Şeref Şabanoğlu, 16 yaşında imiş sürgünde. Annem Hayriye ve iki halam da birlikte. Dayım Ellez savaşa gidip gelmemiş. Büyük babam Şaban 65 yaşında sürgünde. Dedem Ahıska'daki köyümüzde bir ev yapmış, o akşam Kur'an okutmuş. O gece köye Ruslar geliyorlar. Sabah erkenden köylüleri süngü zoruyla yük vagonlarına doldurarak götürüyorlar. Pek çok köylümüz yollarda can vermiş. Önce Kazakistan'a, daha sonra Özbekistan'a dağıtılıyor ailemiz. 1959'da ailem, Ahıska'ya yakın olduğu için Azerbaycan'a yerleşiyor. Babam ölene dek, "Ahıska, Ahıska" dedi. 2 defa Gürcistan'a götürdüm. Gizlice Ahıska'da köyümüze gittik. En son 1976'da gittik. Büyüklerimizin mezarları hala duruyordu. Babam başını mezartaşına gömüp uzun uzun ağladı.
|
 |
|