AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
Ölüm kol geziyordu

1944'ün Ekim ayında, üç gün içinde tamamlanan Ahıska Sürgünü'nde binlerce insan yollarda telef oldu. Ölüm Trenleri'nde yolculuk yapanlar, "Vagonlarda ölüm kol geziyordu" diyerek anlatıyorlar o günleri.

İstanbul-Gürcistan'ın Ahıska bölgesinde yerleşik olan Türk asıllı halkın toplu sürgüne maruz bırakılması için Gürcü asıllı SSCB İçişleri Komiseri Lavrenti Beria 24 Temmuz 1944'de Stalin'e bir mektup yazıyor. Lavranti mektupta Ahıska Türklerinin Türkiye için casus potansiyeli olduğunu öne sürerek 17 bin 700 hanede yaşayan insanların sürülmesini ister. Gürcü asıllı Stalin de bu öneriyi kabul eder. 90 bin civarındaki Ahıska halkının sürgünü 3 gün içinde süratle tamamlanır. 40 bin Ahıskalı ise önceden cepheye sürülmüştür.

40 bin Ahıskalı Kazakistan'a, 30 bini Özbekistan'a, 16 bini Kırgızistan'a dağıtılır. Aslında amaç, Gürcistan'da etnik arındırma yapmaktır. Stalin'in sürgün ettiği diğer müslüman halkların daha sonra yurtlarına dönmelerine izin verilirken Ahıskalılara bu hakkın tanınmamış olması bu görüşü doğruluyor. Ölüm Trenleri'nde yaşanan tüyler ürpertici dehşet sahnelerini yaratanların sosyalist kisveli olmaları ayrı bir garabet örneği. Dünya kamuoyu Ölüm Trenleri'nde yaşananları uzun yıllar geçip Demirperde çökünce öğrenecekti.

Bir şair bu dramı, "Karların üstünde mazlumlar kanı/Ölenler çok, fakat mezarlar hani" diyerek anlatıyor.

Kaçan kurtuldu kalanlar sürgün

Ahıska Türk Dernekleri Federasyonu Başkanı Veysel Kılıç'ın ailesi gelecekte neler olabileceğini sezmiş gibidir. 1930'larda yaşananlar 1944'ün habercisidir. Kılıç ailesi 1933'de Türkiye'ye geçer. Kılıç, kaçış öyküsünü şöyle anlatıyor: "Babamlar 150 aile ile 1933'de bir gece yola çıkıyorlar. 2 kılavuz tutmuşlar. Ruslar ateş açınca kafile bölünmüş. Babam yol iz bilmiyor, hep güneye gideyim demiş. Bir yarın tepesine gelmiş. Atın dizginini tutmuş. Annem atın sağ yanında, amcam bir yanında, atın heybelerinde çocuklar. Mermiler gidip geliyor. At, sürüklenerek kayıyor. Babam atın başını bırakmıyor. Bir taraftan salavat getiriyor.. At, taşlık bir yerde duruyor. Babam, "kız" diyor. Annem de "adam" demiş. O zaman anlıyor kimsenin ölmediğini. Kılavuzlar babamı buluyorlar. Kafile sudan geçtikten sonra Türk jandarması babamları teslim alıyor. Kışı Kars'ın bir köyünde geçirdikten sonra Ağrı'nın Molla Süleyman köyüne yerleşiyorlar"

Kılıç'ın üç amcası ve yedi ablası Ahıska'da kalıyor. 1944 'te büyük amcası, teyze ve halaları Özbekistan'a sürülüyor. 1989'daki Fergana Olayları'ndan sonra bir kısmı Ukrayna'ya bir kısmı Azerbaycan'a yerleşiyor. Kılıç, 1962'de ölen amcasını hiç görmemiş. En küçük halası Ukrayna'da, 97 yaşında. Bir oğlu var, onu da görmek kısmet olmuyor. Herhangi Ahıskalı bir ailenin portresidir bu.

"Ölüleri battaniyelere sarıp sakladık"

Ölüm Trenleri'nde yolculuk yapanlardan birisi de o günlerde üç yaşında olan Sürmeli Rızaoğlu. Şimdi Bakü'de yaşayan Rızaoğlu'nun hatırladığı tek şey iniltiler, tüfekli askerler, uğultular ve koyu bir kanarlık. Ölüm yolculuğuna ait detayları anne ve babasından dinlediğini belirten Rızaoğlu anlatıyor:

"Ahıska'nın Anhır köyünden 1944'te Özbekistan'a sürgün edildik. Ruslar, köylülere, "Geri geleceksiniz, yanınıza bir şey almanıza gerek yok, sadece üç günlük yiyecek alın" demişler. Gidiş o gidiş. Bir daha da dönemedik. Ahıska'dan uzaklaştıktan sonra askerler, "Sizi sürekli olarak Sibirya'ya gönderiyoruz" diyerek alay etmişler. Babam Rıza , annem Gülhanım'la biz 2 kız 4 erkek kardeş çok cefalar çekmişiz yollarda. 3 ağabeyim İkinci Cihan Harbi'nde askere alındı. Her üçü de sağ döndü 1943'de. Sonra hepimiz sürgüne gönderildik. Vagonlarda ölüm kol geziyormuş. Pek çok Ahıskalı yollarda can vererek, oraya buraya atılmışlar. Ölülerimizi Ruslara vermemek için battaniyelere sarıp onlarla yolculuk etmişiz. Gözyaşları sel olup akmış. Ben ölümden dönmüşüm.

Ateşler içinde yanmışım günlerce. Bir yerde durunca tren karla ovmuşlar beni. Özbekistan'a varanda çok zahmetler çektik. Yusuf abim, açlıktan arpayı ota karıştırıp yemiş, zehirlenip öldü. Her tarafı şişmişti. 1989'da Azerbaycan'a geldik. Üç kardeşim, anne ve babamın mezarları Özbekistan'da kaldı. Bir kardeşim burada vefat etti. Ağabeyim Enver ve bir kızkardeşim Rusya'da yaşıyorlar. Büyükbabalarım ise Ahıska'da yatıyor. Tek hayalimiz Ahıska'da mezarlarımızı birleştirmek."

Bizi Sibirya'dan dolaştırdılar

Ahıska'nın Adıgün Köyü'den sürgün edilenler o günleri şöyle anlatıyorlar:

Haberimiz yoğ idi. Saat gece 10'a kadar köyün içinde durduk. 'Şimdi gidip yatın' dediler. Sabah namazı açılmadan her kapıya iki asker yolladılar. 'Tez çıkın', dediler. Hiçbirşeyimizi alamadık. Tren hareket eder etmez bir gürültü koptu, ağlaşmalar, feryatlar. İtler ürüyor, hayvanlar bağırıyor. Yol dersen bir felaket. Ölülerimizi vagondan atıyorlar, kara gömüyorlar. Hastalık oldu, kırıldık. Ben dört yaşındaydım. Bir müddet sonra tren durdu, hava çok soğuk, trenden inip odun getirip yakmak için çıkanlara askerler makineli tüfekle ateş açtılar, bir çok kişi yaralandı, bir Ahıskalı öldü. 1 ay kadar vagonda kaldık. Nereye gidiyoruz bilmiyorduk. Belalarla uğraşa uğraşa Özbek'e kadar geldik.

"İki saatte hazır olun dediler"

Azerbaycan'ın Sadrabat kasabasında yaşayan Halil Şeker anlatıyor: "Sürgünde 15-16 yaşındaydım. Mektup yolladım askerdeki abime, bizi sürdüler diye. Öyle haberi oldu. Büyük abim Paşalı da askere gitti, gelmedi. Bir kardeşim sürgünden önce yaralı geldi askerden. Bir gün Ruslar geldiler, '2 saata hazırlanıp çıkacaksınız' dediler. Herşeyimizi bağladık. Köyün kenarına çıkarttılar. Askeri arabalarla istasyona götürüp vagonlara tıktılar. Treni Ural dağlarından, Sibirya'dan, soğuk yerlerden dolaştırdılar daha çok kırılıp ölelim diye. Sonunda Özbek'e geldik. Yüzde 30'umuz yollarda kırıldı."

Kirpiklerimize bit düştü

"Vagonlarda ne su var ne tuvalet. Pencereler kapılar kilitli. Geceleri göz gözü görmüyor. Gündüz olduğunu aralıklardan sızan güneş ışığından anlayabiliyoruz. Namaz kılamıyoruz, yunamıyoruz. Kirpiklerimize kadar bit düştü. Her türlü hastalık bizi buldu, her akşam biri ölüyor. Bir aileden 16 kişinin yarısı yolda, yarısı Özbekistan'a varandan sonra öldü. Bir kişi bile kalmadı bu aileden, soyunu sopunu kuruttular. İçimize attık acımızı, ama yıkılmadık."

 

Diğer Bölümler
1 | 2 | 4 | 5



 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Abdullah Muradoğlu


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED