|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Şehrin adıyla anılan valsin kralı Johann Strauss Sohn, Wolfgang Amadeus Mozart, Ludwig van Beethoven, Franz Schubert, Joseph Haydn, Gustav Mahler, Arnold Schoenberg gibi tarihin en büyük müzik şahsiyetlerine, Klimt ve Brüegel gibi usta ressamlara evsahipliği yapmış bir kentten biraz daha fazlasını beklese de insan Viyana'da karşılaşılan manzara, şehrin gri havasına uygun tarzda, sanatı oluşturan ana maddelerden biri olan keder hali değil. Bağrından dünyaya malolmuş onlarca sanatçı çıkarmış olsa da bu şehir, insanların yüzlerinden size akan derinlikli bir duyarlılık hali hiç değil. Viyana'nın tarihi dokusu, az ilerideki köşeden döndüğünüzde karşınıza kabarık etekli bir 18. yüzyıl baronesi, elindeki bastonu savurup silindir şapkasını çıkararak önünüzde reverans yapacak soylu bir Dük çıkacak sanmanıza yetecek derecede "gotik" kalmış olsa da, modern yaşamın kaygısız, uzak insanları 18. yüzyılda olmadığınızı hatırlatmaya yetiyor da artıyor bile. Almanların "U-bahn" dedikleri metro, her adımda rastlayacağınız bisikletleri, yeşil ışık dışında üzerinde birini yürürken asla göremeyeceğiniz yaya geçitleri, ya Mercedes ya BMW marka otomobilleri size çağınızı hatırlatmak için varlar sanki eski zaman havasını teneffüs ettiğiniz bu şehirde.
Almanya'nın uydusu sayılan Avusturya'nın 9 eyaletinden en büyüğü olan 1 milyon 800 bin nüfuslu Viyana'da insanların uzun boyları, mesafeli bakışları, sayısını sürekli minimumda tuttukları cümleleriyle Almanlar'a benzemesini doğal karşılasanız da, sanatın başkentinin insanlarındaki spor ve gençlik merakı şaşkına uğratabiliyor sizi. Bir şehrin, üzerinde dolaşan, uyuyan, yemek yiyen insanlardan başka türlü yaşayabileceği fikrine kapılabilirsiniz Viyana'da. Çünkü otomobil kullananlar dışında insanlar üçe ayrılıyor burada: Bisiklete binenler, paten kayanlar ve ağır tempoda koşanlar. Bir de Viyana sokaklarında sportif amaç dışında öylesine dolaşanlar ve metroya binenler var ki, onlar kesinlikle şehrin azınlık kısmını oluşturuyor. İnsanların tamamının zayıf ve uzun boylu oluşuyla orantılı olarak, ya paten kayan ya da bisiklet kullanan 70'lik genç görünümlü ihtiyarların oluşturduğu manzara, nüfusunun çoğunluğu yaşlılardan oluşan Avusturya'da yönetimin vatandaşlarından neden yalvar yakar çocuk sahibi olmasını istediğini açıklamaya yetiyor. Sanatın tarih boyunca sağlıksız durumlardan kaynaklandığını düşünenlerdenseniz eğer, sanat başkentinin bu fazlasıyla sağlıklı duran modernlik halleri elbette ki, zihninizdeki marazi Viyana hayaline tezat teşkil edebiliyor. Bozuk para at, bisiklet al Mistik ve kederli atmosferi nefes gibi soluduğunuz Viyana'da da, insanlar sağlığın ve gençliğin kutsandığı modernizmin kapsama alanındaki her kent gibi fazla sağlıktan dolayı ölemiyor. Şehirde neredeyse bütün Avrupa kentlerinin şaşmaz problemi olarak bilinen sosyal sigorta sisteminin çökmek üzere oluşundan bahsediyor herkes. Duraklara yerleştirilmiş Cola makineleri kadar yaygın bisiklet kiralama makinelerine, oldukça geniş bisiklet yolu ve yaya kaldırımına sahip olan şehrin her yerinde rastlayabilirsiniz. Öteden bu yana Viyana'ya iç karartıcı, bunaltıcı sıfatlarını yapıştıran ve şehrin tamamına hakim olan grilik ise, yapıldığında bembeyaz olmasına rağmen, kullanılan taşın türünden ötürü yıllar geçtikçe griye ve giderek fümeye dönen mimari malzemelerden oluşan taş binalarından geliyor. Yine de Viyanalılar 1700'lerden kalma o evlerin tek taşını bile değiştirtmiyor. İnsan merak ediyor, kendinden başka hiçbir şeyi umursamayan, modernizmle en az bir ABD kentinde olabileceği kadar çepeçevre kuşatılmış insanların şehrinde, o koca tarihi kimler, neden koruyor. Sokaklarında çöpten çok, çöp kutusuna rastlanan Viyana'nın ulaşım sistemi ise şehri tek bir günde gezilebilecek derecede rahat bir mekan haline getiriyor. Metroya girişte bilet soran kimseye, ya da turnikelere rastlamadığınız gibi, araçta da kondüktörle hiç kaşılaşmamış olmak şaşırtıcı olsa da, ondan daha şaşırtıcı olanı kimsenin biletsiz metroya binmediği. Turizm ve küçük çaplı tarım dışında şehrin geçim kaynağının ne olduğu pek anlaşılamasa da, Viyana'nın Avrupa'nın refah düzeyi en yüksek kenti oluşunun da payı büyük bunda elbette. Sokak aralarının bile santimle ölçülerek, evlerin maket düzeninde yerleştirildiği sanısına kapılabileceğiniz Viyana'daki bu ortamın bir Türkiye vatandaşını, hele hele bir İstanbullu'yu sıkabileceği gerçeğini fark etme anı ise, insanın kendini 'ah boğaz' derken yakaladığı anda gerçekleşiyor.
- BİTTİ -
1. Bölüm : Onlar beni kabul etmez ki!
|
|
![]()
|
|
|
|
|