T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Türk-Arap ilişkilerinde birileri yalan söylüyor

İttihatçılar arasındaki Yahudiler ve Masonlar, zaman gecikmeden İttihatçılar'ı Araplar'a karşı kışkırtmaya başladılar. Osmanlı'nın Balkanlar yenilgisinden ve Osmanlı devleti içinde Arap nüfusun Türkler'den daha fazla olmasından sonra kışkırtmalar arttı.

Kadir Mısıroğlu'nun 1917-1948 yılları arasındaki Filistin dramını anlatırken, Araplar'la Osmanlı devleti ve Kuva-yı Milliye arasındaki ilişkilere de değinmişti. Mısıroğlu, Araplar'ın genel olarak Osmanlı devletine bağlı kaldıklarına, ayrılıkçı Araplar'ın ise çok az olduklarına dair önemli bilgilere yer vermişti. Şimdi de Suriyeli gazeteci Hüsnü Mahalli, son Filistin olaylarından sonra gündeme getirilen, "Araplar Türkler'i arkadan vurdu" şeklindeki iddiaları irdeliyor. Yıllardır Türkiye'de yaşayan deneyimli gazeteci Mahalli, başlangıcından bu yana Türk-Arap ilişkilerini ele alarak sözkonusu iddiaları cevaplıyor.

Günlerdir bazı çevreler, Araplar'ın Türkler'i sevmediğini ve dolayısıyle de Türkler'in, Filistin halkına sahip çıkmaması gerektiğini söyleyip duruyorlar. Bu çevrelere göre ayrıca Şaron haklıdır, çünkü Filistinliler terörist ve bazı Türk teröristlerini Filistin kamplarında eğitmişti.. İşin daha da ilginç yanı ise bu çevrelerin "kraldan daha fazla kralcı" kesilmesidir. Çünkü onların korktukları şey; Türk halkında İsrail'e ve siyonizme karşı yükselen tepkiler ve de nefret. Çünkü bu tepki ve nefret İsrail'in Türkiye'ye yönelik tüm sinsi planlarının önünü kapatıyordu.. İşte bu nedenle bu çevreler İsrail ve ABD'deki Yahudi lobisi adına Başbakan Sayın Ecevit'e bile "İsrail soykırım yapıyor" dedi diye söylemediklerini bırakmadılar. Üstelik yalanın her türlüsüne hiç çekinmeden başvurarak.. Peki doğrular ne söylüyor?

Araplar Türkler'i arkadan mı vurdu?

Çok fazla eskilere gitmeden Yavuz Sultan Selim'in Merc-i Dabık savaşı ile 1516 yılında Suriye'ye girişi ile başlıyalım. Bu savaşta Türkler'e karşı savaşanlar Araplar değil, Mısır'ı yöneten ve aslen Türk olan Memlukîler'dir. Ayrıca o sırada Haçlılar'la (Malta, Girit ve İspanyol şövalyeleri) başı belada olan Araplar'ın bir çoğu Türkler'e kurtarıcı olarak bakmışlar ve yardımlarını kendileri istemişlerdi. 1516'da başlayan ve 402 yıl gibi çok çok uzun süren Osmanlı döneminde ise hiçbir Arap bölgesinde Osmanlı'ya karşı ciddi ayaklanmalar yaşanmamıştır. Görülen bazı ayaklanmalar da (ki bunlara ayaklanma denemez) hep yerel nedenlerden kaynaklanmış ve hiç bir zaman "Arap milliyetçiliği ya da bağımsızlık" söylemlerini içermemiştir. Lübnan'daki Hıristiyan Maruni ayaklanması ise Osmanlı'nın zayıflaması sonucu bölgede kendine yer edinmek isteyen Fransız, İngiliz ve hatta Rus kiliselerinin kışkırtması ile olmuştur. Libya'da Sünusiler, Sudan'da Mehdiler, Suudi Arabistan'da Vahabiler ve Yemen'de Zeydiler'in "ayaklanmaları" ise yukarda sözü edilen kışkırtmalara rağmen hep mezhep ve tarikat içerikli olarak kalmıştır.

Araplar dışarıda kendilerini Türk olarak gösterdiler

Araplar hiçbir zaman Arap olduklarını söylemeyip kendilerini "Osmanlı" zaman zaman da "Türk" olarak kabul edip öyle takdim etmişlerdir. Örneğin 1900'lı yıllarda Arjantin'e göç eden ve geçtiğimiz yıllarda Cumhurbaşkanı olan Karlos Menem'in ailesi Lübnanlı Arap olmasına rağmen kendini "El-Turko" olarak tanıtmıştır. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde durum değişmeye başlıyordu. Jön Türkler'in "Türklük ve Osmanlı devletinin Türkleştirilmesi" söylemlerine karşın Paris'te yaşayan ve çoğunluğu Hıristiyan olan bazı Arap aydınlar çok dar bir çerçevede ve kendi aralarında "Arap" sözcüğünü kullanmaya başlıyorlardı. İngilizler, Fransızlar, Ruslar ve siyonistler hem Jön Türkler'i hem Arap aydınlarını kışkırtıyorlardı. İttihad Terakki'nin kurulması Arap-Türk ilişkilerinde yeni bir dönüm noktası oldu... İttihatçılar'ın; Abdülhamit'e karşı Araplar'ı yanlarına çekme çabası "özgürlük ve demokrasi" söylemleri ile birlikte karşılığını buluyordu. 31 Mart 1909 "ayaklanmasını" bastırmak üzere Selanik'ten getirilen Hareket Ordusu Komutanı Mahmut Şevket Paşa belki de Arap olduğu için seçilmişti.. Yine de Araplar Osmanlı'dan ayrılmayı değil, daha çok özgürlük istiyorlardı. Bağımsızlık isteyenler 300-500 kişiyi geçmiyordu.. Meclis-i Mebusan'da İttihatçılar 245 sandalyeden 75'ni Arap temsilcilere tahsis etti. Yine de Araplar'ın çoğu İttihatçılar'a kuşku ile bakıyor, olup-bitenleri Osmanlı'yı çökertmeye yönelik bir planın parçası olarak algılıyorlardı. İttihatçılar arasında bulunan Talat Bey ve Cavid Bey gibi masonlar Araplar'ı tedirgin ediyordu. Oysa Araplar'ın büyük bölümü Avrupa'da ortaya atılan Arap milliyetçilik söylemlerinden habersizdi. 1908 darbesi ile birlikte Türkler ve Araplar "özgürlük ve demokrasi" söylemleri ile yeniden kaynaşmaya başlamıştı. Bazı Araplar İttihatçılar'ın söylemlerine bile sahip çıkmaya başlamıştı. Bunlar; Türkçe'nin resmi dil olmasına karşı çıkmıyordu.. Olumlu hava fazla sürmedi. İttihatçılar arasındaki Yahudiler ve Masonlar, İttihatçılar'ı Araplara karşı kışkırtmaya başladılar. Osmanlı'nın Balkanlar'da yenilgisinden ve Osmanlı içinde Arap nüfusun Türkler'den daha fazla olmasından sonra kışkırtmalar arttı.




Devam Sayfaları
1 | 2 | 3

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 

Dr. Hüsnü Mahalli

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED