|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| D İ Z İ | 6 ARALIK 2005 SALI | ||
|
|
"Rüşvet sorunu sadece Türkiye'de ve ABD'de değil, bütün dünyada hüküm sürüyor. Çünkü onuruyla çalışan, bu yolda hayatını ortaya koyan bir adam ya da kadın, hele de onun için en büyük baskı unsurunu oluşturan bir aileye sahipse, buna karşılık yaptığının gerçek karşılığını almadığını düşünüyorsa, o durumda aradaki farkı birşeylerden tazmin etmenin yollarını araştırmaya başlayacaktır. Dünyadaki bütün polis organizasyonlarında yaşanan budur. Yoksa, hiç kimse bu dünyaya onursuz olarak gelmez. "
- Türk polis teşkilâtında, göreve yeni atanan bir polis memuru aylık ortalama 700 ABD Doları civarında bir maaş almaya başlıyor. Bu ise ülkemizin koşulları içinde, yaşanabilir nitelikte bir apartman dairesinin kirasından biraz daha fazlası anlamına gelmekte. Eğer bir aileye de sahipse, genç bir polisin çalışma koşullarının zorluğunu sen de tahmin edebilirsin Frank. Bu da açıkça rüşvete davetiye çıkartan bir durum...
Ekonomik sıkıntı içindeki ülkelerde, polisler için belirlenen düşük gelir düzeyinin getirdiği zorluklar ile meslek onuru arasındaki dengeyi kurabilecek sihirli bir formül biliyor musun acaba?
- Tek kelimeyle gülünç bir durum. Ama sanmayın ki sırf Türkiye'ye özgü bir sorun bu. Daha geçenlerde New York polislerinin maaşlarında yeni bir ayarlamaya gidildi ve zaten düşük olan aylık ücretler biraz daha düşürüldü. Türk polisleri için İstanbul'da 700 Dolarla yaşamak her ne ise, bizim polisler için de New York'ta 2500 Dolar gelirle yaşamak aynı şey. Şu temel ahlâkî kuralı en baştan koymamız gerekiyor. Hiçbir şey, kamu düzenini korumakla görevli ve bu uğurda yemin etmiş olan bir insanın kişisel yozlaşmasının mazereti olamaz. O yüzden, salt ekonomik gerekçelerin ardına sığınarak rüşveti ve yolsuzluğu mazur görecek ya da gösterecek değilim. Ama öte yandan, sistemin bu insanları ne kadar sıkıştırdığını da görmezden gelemeyiz. New York caddelerinde sivil narkotikçi olarak görev yaparken, birlikte baskına gittiğim, her gün toplum için hayatlarını tehlikeye atan bir sürü mesai arkadaşımın, "Paco, daha kiramı ödeyemedim. Okullar başlıyor, çocuklara kırtasiye malzemesi ve elbise lâzım. Karım hasta, onu iyi bir doktora götüremiyorum" diyerek sinir krizleri geçirdiğini bilirim. Bunların bazılarının dört-beş çocuğu vardı. Adamın içinde bulunduğu psikolojiyi anlayabiliyor musun? Birkaç dakika sonra bir uyuşturucu çetesiyle kanlı bir çatışmaya girecek, ama biliyor ki o öldüğünde eşi ve çocuklarının sığınacak bir evi bile olmayacak. Polisin hikâyesi, gelir paylaşımında âdil olabilmeyi başarmış az sayıdaki ülke haricinde, dünyanın pek çok yerinde aynıdır. Ben, 1960'lı yıllarda New York'ta Türk polisleriyle de çalıştım. Karşılıklı işbirliği programları çerçevesinde hizmet içi eğitim için ABD'ye gelenler oldu. Onlarla birlikte sokaklarda devriye attık ve pek çok güzel hatırayı paylaştık. O yüzden, Türk meslektaşlarımın sorunlarına kesinlikle yabancı değilim. Yöneticilerin kafasındaki polis prototipi aynen şudur: Toplarsın piyasadan gencecik çocukları, yetersiz bir eğitimden sonra üzerlerine birer üniforma, ellerine de birer silah verirsin ve dersin ki: "Sen bir süpermensin oğlum, kanının son damlasına kadar koru bu toplumu." Ama o Süpermen'in bir hamburgeri bile köşedeki büfecinin lütfuna ihtiyaç hissetmeden kendi parasıyla yiyebilecek imkânı yoktur.
- Bunlar, tarihe geçecek sözler Paco… Ve aynı zamanda da yaralayıcı… - Bunlar gerçek sözler… Hükûmetler akıllarını başlarına devşirmeli ve varlıklarını borçlu oldukları, kamu düzenini emanet ettikleri bu insanları toplumdaki en yüksek sosyo-ekonomik standartlara çıkartmalılar. Polislik, çaresizlikten dolayı değil, gençler tarafından ihtirasla seçilen, herkesin teşkilâta kabul edilebilmek için can attığı seçkin bir meslek olmalı. Gerekirse zenginlerden çok daha fazla vergi alınmalı, önceliği olmayan başka yatırımlardan kısılmalı ve oluşturulan bu kaynak polislere, savcılara, hakimlere aktarılmalı. Çünkü saydığım insanlar kamu düzeninin belkemiğini oluşturuyorlar. Hiç kimseyle tartışmayacağım bir gerçek var ortada. Polis yozlaşırsa, tüm bir sistem yozlaşır. Sonuçta ortaya çıkacak olan kaosu da hiçbir hükûmet toparlayamaz. - Türkiye'de polislerin sendika kurmaları yasak. Türk devleti, "Buna gerek yok. Polis bu tür organizasyonların çatısı altında siyasallaşmamalı ve para işlerine bulaşmamalı. Biz polisin özlük haklarını her türlü sendikadan daha iyi koruruz" diyor. Polisin sendikal haklara sahip olduğu bir ülkenin vatandaşı olarak, sen bu konuda ne düşünüyorsun? Daha başarılı bir polis teşkilâtlanması için sendika mutlaka gerekli mi? Yoksa bizim sistemimiz mi doğru?
|
![]()
| ||||||||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |