T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D İ Z İ 6 ARALIK 2005 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

ROZETİNİ SATMAYAN AYNASIZ:
Efsanevî dedektif Frank Serpico'nun gerçek öyküsü

Ali Murat GÜVEN


"Polis yozlaşırsa, bütün toplum yozlaşır"

"Rüşvet sorunu sadece Türkiye'de ve ABD'de değil, bütün dünyada hüküm sürüyor. Çünkü onuruyla çalışan, bu yolda hayatını ortaya koyan bir adam ya da kadın, hele de onun için en büyük baskı unsurunu oluşturan bir aileye sahipse, buna karşılık yaptığının gerçek karşılığını almadığını düşünüyorsa, o durumda aradaki farkı birşeylerden tazmin etmenin yollarını araştırmaya başlayacaktır. Dünyadaki bütün polis organizasyonlarında yaşanan budur. Yoksa, hiç kimse bu dünyaya onursuz olarak gelmez. "

* * *

- Türk polis teşkilâtında, göreve yeni atanan bir polis memuru aylık ortalama 700 ABD Doları civarında bir maaş almaya başlıyor. Bu ise ülkemizin koşulları içinde, yaşanabilir nitelikte bir apartman dairesinin kirasından biraz daha fazlası anlamına gelmekte. Eğer bir aileye de sahipse, genç bir polisin çalışma koşullarının zorluğunu sen de tahmin edebilirsin Frank. Bu da açıkça rüşvete davetiye çıkartan bir durum...

GERÇEK SERPICO VE PERDEDEKİ İKİZİ
Aktör Al Pacino, Frank Serpico rolünün hakkını verebilmek için gerçek Serpico ile haftalarca birlikte çalışıp onun sokaklardaki çalışma stilini en ince ayrıntısına kadar öğrenmişti.
Sivil narkotikçi olarak görev yapan Frank Serpico'nun 1970'deki görünümü.

Ekonomik sıkıntı içindeki ülkelerde, polisler için belirlenen düşük gelir düzeyinin getirdiği zorluklar ile meslek onuru arasındaki dengeyi kurabilecek sihirli bir formül biliyor musun acaba?

- Tek kelimeyle gülünç bir durum. Ama sanmayın ki sırf Türkiye'ye özgü bir sorun bu. Daha geçenlerde New York polislerinin maaşlarında yeni bir ayarlamaya gidildi ve zaten düşük olan aylık ücretler biraz daha düşürüldü. Türk polisleri için İstanbul'da 700 Dolarla yaşamak her ne ise, bizim polisler için de New York'ta 2500 Dolar gelirle yaşamak aynı şey.

Şu temel ahlâkî kuralı en baştan koymamız gerekiyor. Hiçbir şey, kamu düzenini korumakla görevli ve bu uğurda yemin etmiş olan bir insanın kişisel yozlaşmasının mazereti olamaz. O yüzden, salt ekonomik gerekçelerin ardına sığınarak rüşveti ve yolsuzluğu mazur görecek ya da gösterecek değilim. Ama öte yandan, sistemin bu insanları ne kadar sıkıştırdığını da görmezden gelemeyiz. New York caddelerinde sivil narkotikçi olarak görev yaparken, birlikte baskına gittiğim, her gün toplum için hayatlarını tehlikeye atan bir sürü mesai arkadaşımın, "Paco, daha kiramı ödeyemedim. Okullar başlıyor, çocuklara kırtasiye malzemesi ve elbise lâzım. Karım hasta, onu iyi bir doktora götüremiyorum" diyerek sinir krizleri geçirdiğini bilirim. Bunların bazılarının dört-beş çocuğu vardı. Adamın içinde bulunduğu psikolojiyi anlayabiliyor musun? Birkaç dakika sonra bir uyuşturucu çetesiyle kanlı bir çatışmaya girecek, ama biliyor ki o öldüğünde eşi ve çocuklarının sığınacak bir evi bile olmayacak. Polisin hikâyesi, gelir paylaşımında âdil olabilmeyi başarmış az sayıdaki ülke haricinde, dünyanın pek çok yerinde aynıdır.

Ben, 1960'lı yıllarda New York'ta Türk polisleriyle de çalıştım. Karşılıklı işbirliği programları çerçevesinde hizmet içi eğitim için ABD'ye gelenler oldu. Onlarla birlikte sokaklarda devriye attık ve pek çok güzel hatırayı paylaştık. O yüzden, Türk meslektaşlarımın sorunlarına kesinlikle yabancı değilim. Yöneticilerin kafasındaki polis prototipi aynen şudur: Toplarsın piyasadan gencecik çocukları, yetersiz bir eğitimden sonra üzerlerine birer üniforma, ellerine de birer silah verirsin ve dersin ki: "Sen bir süpermensin oğlum, kanının son damlasına kadar koru bu toplumu." Ama o Süpermen'in bir hamburgeri bile köşedeki büfecinin lütfuna ihtiyaç hissetmeden kendi parasıyla yiyebilecek imkânı yoktur.

Rüşvet sorunu sadece Türkiye'de ve ABD'de değil, bütün dünyada hüküm sürüyor. Çünkü onuruyla çalışan, bu yolda hayatını ortaya koyan bir adam ya da kadın, hele de onun için en büyük baskı unsurunu oluşturan bir aileye sahipse, buna karşılık yaptığının gerçek karşılığını almadığını düşünüyorsa, o durumda aradaki farkı birşeylerden tazmin etmenin yollarını araştırmaya başlayacaktır. Dünyadaki bütün polis organizasyonlarında yaşanan budur. Yoksa, hiç kimse bu dünyaya onursuz olarak gelmez. Pek çok kıdemli polis, 1970'lerde beni, rüşvet ve yolsuzluğa karşı verdiğim mücadeleden dolayı oyunbozan olarak görüp protesto etti; ben ise onları daima anlamaya çalıştım. Polis örgütlenmesi içindeki gedikleri ve yanlışlıkları doğru teşhis edebilmek adına bir ömür verdim bu sisteme. Artık bütün sorunları biliyorum. Çözümlerini de…

- Bunlar, tarihe geçecek sözler Paco… Ve aynı zamanda da yaralayıcı…

- Bunlar gerçek sözler… Hükûmetler akıllarını başlarına devşirmeli ve varlıklarını borçlu oldukları, kamu düzenini emanet ettikleri bu insanları toplumdaki en yüksek sosyo-ekonomik standartlara çıkartmalılar. Polislik, çaresizlikten dolayı değil, gençler tarafından ihtirasla seçilen, herkesin teşkilâta kabul edilebilmek için can attığı seçkin bir meslek olmalı. Gerekirse zenginlerden çok daha fazla vergi alınmalı, önceliği olmayan başka yatırımlardan kısılmalı ve oluşturulan bu kaynak polislere, savcılara, hakimlere aktarılmalı. Çünkü saydığım insanlar kamu düzeninin belkemiğini oluşturuyorlar. Hiç kimseyle tartışmayacağım bir gerçek var ortada. Polis yozlaşırsa, tüm bir sistem yozlaşır. Sonuçta ortaya çıkacak olan kaosu da hiçbir hükûmet toparlayamaz.

- Türkiye'de polislerin sendika kurmaları yasak. Türk devleti, "Buna gerek yok. Polis bu tür organizasyonların çatısı altında siyasallaşmamalı ve para işlerine bulaşmamalı. Biz polisin özlük haklarını her türlü sendikadan daha iyi koruruz" diyor.

Polisin sendikal haklara sahip olduğu bir ülkenin vatandaşı olarak, sen bu konuda ne düşünüyorsun? Daha başarılı bir polis teşkilâtlanması için sendika mutlaka gerekli mi? Yoksa bizim sistemimiz mi doğru?

- Poliste sendikal örgütlenmenin hem iyi, hem de kötü yönleri var.
O yüzden Türk devleti bu tür korkularında bütünüyle haksız sayılmaz. Gerçekten de para işlerine bulaşmaktan kaynaklanan bazı suistimaller ve siyasal kamplaşmalar yaşanabiliyor sendikal ortamda. Ama bu da disiplinli bir idarî yapıyla çözülemeyecek sorun değil. Öte yandan, iktidar böyle bir örgütlenme için izin vermiyorsa, o durumda polislere de kendilerini temsil edebilecekleri çok daha kaliteli bir alternatif önermek durumunda. Yoksa, polisin ağzına bant yapıştırmak bir marifet değil. Bu insanlara öylesine sağlam örgütlenmiş bir özlük hakları modeli sunmalısınız ki kendini hem bugün, hem de emeklilik günleri için güvende hissedebilsin. İnanın, böyle bir durumda istisnasız her polis kendisini ölümün önüne gözünü bile kırpmadan atar. Ayrıca, memurlar sorunlarını anlatmaya kalktıklarında âmirlerince susturulmamalı. Biliyorsun, ben geçmişte çok susturuldum. Sonunda da kendi teşkilâtımın mekanizmalarından ümidi kesip basına konuştuğum için "istenmeyen adam" ilan edildim. Hükûmet, ister sendika, ister dernek, isterse de bağımsız bir "polis konseyi" kimliğinde olsun, bir biçimde bazı demokratik platformlar oluşturmalı ve oralarda her düzeyden güvenlik görevlileri sorunlarını hem kamuya hem de devlete aktarıp eteklerindeki taşı dökmeliler. Bunun hem pratik hem de psikolojik anlamda çok olumlu sonuçları görülecektir.

  DİĞER BÖLÜMLER
  • 1. Bölüm : "Bütün Türkiye'ye selamünaleyküm!"
  • 3. Bölüm : 'İmkânım olsa ABD'yi terkedeceğim'
  • 4. Bölüm : "Serpico'nun hayatta kalması bir mucizedir"
  • 5. Bölüm : "Serpico, gerçek bir bilgedir"
  • Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi