AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
2005: Başörtüsü Yılı

Rejimin militarist renginin koyulaştığı 28 Şubat sürecinde konulan başörtüsü yasakları, Anayasa'ya rağmen binlerce kadının haklarını elinden alır. Özgürlük mücadelesi verenlerin oluşturduğu sivil platform, 2005 yılını Başörtüsüne Özgürlük Yılı ilan eder.

Başörtüsünün yasaklanması ve "sorun" olarak tekrar gündeme geliş tarihi 'post modern' diye tabir edilen 28 Şubat 1997 ve devam eden yıllardır. Ali Bayramoğlu'nun "28 Şubat rejimin militer renginin koyulaştığı ve bu koyuluğun süreklilik ve meşruiyet kazanmaya çalıştığı genelde İslami kesimin özelde ise başörtülü öğrencilerin artan baskılara maruz kaldığı bir süreç" olarak tanımladğı sürecin başında toplanan Milli Güvenlik Kurulu'ndan "Kıyafet Kanunu'na aykırı olarak ortaya çıkan uygulamalara kesinlikle mani olunmalı" şeklinde bir "tavsiye" kararı çıkar. ANASOL-D Hükümeti'nin kurulmasıyla birlikte yasakçı tavır, genelgeler aracılığıyla ve başkanlığını Kemal Gürüz'ün yaptığı YÖK eliyle tüm üniversite rektörlerine iletilir, başörtüsü yasağının tavizsiz şekilde uygulanması istenir. 13 Mart 1998 tarihindeki Rektörler Komitesi toplantısından önce MGK'nın sivil giyimli üç uzmanından "irtica brifingi" alan rektörler, toplantı sonrasında yayınladıkları bildiride "brifingi içselleştirmelerinin sonucu" olarak üniversitelere başörtülü olarak gelmenin suç olduğunu vurgularlar.

'Yasak için bilime ara verin' talimatı

Uygulamaya geçen ilk üniversite, rektörlüğünü Kemal Alemdaroğlu'nun yaptığı İstanbul Üniversitesi'dir. Alemdaroğlu, dekanlara "Türban yasağını uygulamak için gerekirse bilime ara verin" şeklinde tarihi bir talimat verir. Rektörler tarafından fakülte dekanlıklarına gönderilen bir yazıda başörtülü ve sakallı öğrencilerin fişlenmesi, öğrencilerin kılık-kıyafetlerini içeren bilgilerin en geç mayıs ayına kadar rektörlüklere bildirilmesi istenir. Bu süreçte yasaklara itiraz eden öğretim görevlileri de paylarına düşeni alırlar.

İkna odaları icat edilir

Alemdaroğlu yeni kayıt döneminde, Rektör Yardımcısı Prof. Nur Sertel'in yönetiminde bir uygulama daha başlatır. Kayıt yaptırmaya gelen başörtülü öğrenciler başlarını açmaları yönünde psikolojik telkin ve baskının yapıldığı "ikna odaları"na alınırlar.

Başörtüsü yasağı 2000-2001 öğretim yılından itibaren İmam Hatip Liselerinde de uygulanır. Yasak geniş katılımlı mitinglerle protesto edilir. Yasak alanı genişleyince mağdurlara destek vermek amacıyla ilk kez örgütlenmeye gidilir. 1999 yılında eş zamanlı olarak iki örgüt kurulur: AK-DER ve ÖZGÜR-DER.

Başörtüsü yasakları 2001 yılı ocak ayında M.Ü. İlahiyat Fakültesi'nde de uygulanmaya başlanır. Zekeriya Beyaz'ın yeni dekan olduğu İlahiyat Fakültesi'nde okuyan 1500 kız öğrenci 10 Ocak sabahı kampüs girişinde bekleyen polis kuvvetlerince okullarına alınmaz. 1100 erkek öğrenci ise yasağa son verilene kadar kız öğrencilere destek vermeye devam edeceklerini belirterek okullarına girmezler. Marmara İlahiyat'ta eğitim yasak nedeniyle durur. 2002 yılı sonunda yasağın uygulanmadığı hiçbir üniversite kalmamıştır.

Kamusal alan, giremezsin!

28 Şubat'a kadar meslek sahibi başörtülü kadınlar çeşitli engellemeler olmakla birlikte okul ve hastaneler başta olmak üzere devlet dairelerinde çalışabilmektedirler. 28 Şubat sonrasında ise binlerce memureye uyarma, maaş kesme, sicile geçme, ihraç etme gibi cezalar verilir. Başörtülü memurlar ya başlarını açmak, ya peruk takarak devam etmek ya da görevlerini bırakmak zorunda bırakılırlar. Başörtüsü yasaklarının keyfi ve anlamsız bir şekilde her yere yayılabildiğinin bir göstergesi olarak 2002 yılı haziran ayında Türkiye'de çok "trajik" bir olay yaşanır. Rahim kanseri olan 71 yaşındaki Medine Bircan, sağlık karnesindeki fotoğrafı başörtülü olduğu için işlemleri tamamlanamadan, gerekli tıbbi yardımı alamadan hayatını kaybeder. Yasakların genişlemesiyle birlikte tartışma 'kamusal alan'a kayar. Kamusal alanın sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği ise belirlenemez.

1998 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi beşinci sınıf öğrencisi iken getirilen türban yasağı nedeniyle disiplin cezası alarak okuldan uzaklaştırılan Leyla Şahin, iç hukuk yolları tükendikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurur. AİHM davayı 29 Haziran 2004'de sonuçlandırır ve Türkiye üniversitelerindeki başörtüsü yasağının insan hakları ihlali oluşturmadığını açıklar. Aynı günlerde Human Rights Watch / İnsan Hakları İzleme Örgütü (İHİÖ) yasağın kabul edilemez bir hak ihlali olduğunu açıklar. İHİÖ, başörtüsü kullanmanın kamu düzenini bozmadığını, başkalarının hak ve özgürlüklerini tehdit etmediğini belirtir.

İnanç Özgürlüğü Platformu

2005 yılı ocak ayında başörtüsü mağduriyetinin giderilmesi ve dini özgürlükler üzerindeki yasakların kaldırılması için Mazlum-Der, Hak-İş, Memur-Sen, MGV, Alperen Ocakları, Anadolu Gençlik Dernekleri, Önder, İlkder ve Huder gibi sivil toplum kuruluşlarından oluşan bir platform kurulur: İnanç Özgürlüğü Platformu. 2005'i 'Başörtüsüne Özgürlük Yılı' ilan eden Platform, konuyu gündemde tutmak ve sivil eylemlerini tüm yurda yaymak için illerde teşkilatlanacaklarını ve her hafta aynı saatte aynı şekilde eylem yapılacağını açıklar.

Seyirci kalan kadınlara kırgınım

MERVE KAVAKÇI / İstanbul Eski Milletvekili
"Bazı hatalar yapıldı o günlerde. Mesela, benim o gün and içip görevime başlamam lazımdı. Meclis salonunu -sonra dönmek üzere- terk etmem hata oldu. Çocuklarımın çektiği sıkıntı da benim için hesaplanması zor bir konu. Geriye baktığımda, Allah'a şükrediyorum. Bugün olsa, yine bu görevi seve seve üstlenirdim. Partili arkadaşlarıma şahsen kırgın değilim. Beni dışlayan, bana iftira edenlere bir kırgınlığım var elbette. Özellikle, bana karşı girişilen lince, alkış tutan veya seyirci kalan Türkiye kadınlarına kırgınım. Kadınlık adına bir kırgınlık, bu. Çifte standartları olanlara bunu itiraf etmedikleri için kırgın ve kızgınım."

"Yasakları, belki de 'manevî derin devlet' koyuyordur!"

AYÇA ŞEN / Radikal Gazetesi Yazarı/ Radyo N101 Programcısı
"Ben konuya tasavvufi açıdan bakıyorum. Kadınların da gelişmeden, öncelikle bu sembolizmi yıkmadan düşüncelerinde özgürleşeceğine inanmıyorum. Onların da sınavı bu demek ki. Her şey Hakk'tan geliyorsa, bu da Hakk'tan geliyor diyebilmeliler. Belki "manevi derin devlet" bunu, bunun için yapıyordur! 'Ben' diye değil, bu uzun vadede 'biz'e ne kadar yarayacak diye bakmak gerekir duruma. Benliği bırak önce, sen kendinden geç bakalım hele, o senin saçın değil, sonra kendine dön, bakalım kapattığında neyi kapatıyorsun. Yasak eğer bir işe yarayacaksa -ki yaramak zorunda- buna yarayacağını düşünüyorum ben."

Türban, devletin yarattığı simge

EREN KESKİN / İHD Sözcüsü - Avukat
"12 Eylül askeri darbesiyle başlatılan bir süreçtir bu. Türkiye'de görünürdeki yönetenlerin dışında görünmeyen yönetenler var. Ki bu da çok açık söylüyorum; ordudur. Militarist yapı varlığını, baskıcı gücünü devam ettirebilmek için "düşmanlar" yaratıyor. Bu düşmanlardan biri de türbanlı kadınlardır. Türban, siyasi bir simgedir evet ama Siyasal İslam'a bakışı nedeniyle devletin yarattığı bir simgedir türban. İnsan Hakları Derneği, türban yasağı konusundaki tavrını çok net olarak koymuş ve dile getirmiştir. Biz dernek olarak başından beri başörtülülerin özgürlüklük mücadelesine katıldık."

1. Bölüm: 'Hey sen başörtülü kız!'
2. Bölüm: Ara çözüm 'türban'



10 Mart 2005
Perşembe
 
Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

Fadime Özkan


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED