|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ontolojik kaynağını Kur'an'dan alan ve asırlardır bu topraklarda var olan başörtüsü, yasaklandığı ve 'türban' adını aldığı 1980'lerden bu yana Türkiye'nin değişmeyen gündem maddelerinden biri. Çatışma kültüründen beslenen ülkede başörtüsü, iç bölünmenin neredeyse tek simgesi haline getirilirken başörtülü kadınlar 'modernliğin mabedi' kamusal alanın tamamen dışında tutuluyor. Konunun bir 'sorun' halini alışı da buradan kaynaklanıyor zaten. Başörtülü kadınlar 'ya aç ya terk et' baskısına maruz bırakılırken tartışmalar klişelerle, ezbere konuşmalarla yürütüldü bugüne kadar; mesele dar bir alana sıkıştırıldı ve konuşanlar da çoklukla ve nedense erkekler oldu hep. O yüzden Elest Yayınları'ndan çıkan 'Yemenimde Hare Var / Dünden Yarına Başörtüsü' adlı kitap konuyu / sorunu 43 kadının katılımıyla tanımlıyor ve çözüm önerileri üretiyor. Yaşanan tarihi süreci de kapsayan kitapta siyasetçiler, akademisyenler, yazarlar, gazeteciler ve sanatçılar başörtüsünü konuşuyor. Üç gün sürecek olan yazı dizisi de toplumsal bir sorun haline gelen konuyu ele alıyor, ortaya çıkacak çözüme katkı da bulunmayı amaçlıyor. Türkiye'de başörtüsü yasağı son 20-25 yıla damgasını vurmuş ve süreklilik arz etmesi nedeniyle bir 'sorun' haline gelmiş olmakla birlikte, giyim kuşam üzerindeki tasarrufların tarihi 19. yüzyılın ikinci yarısına, 1876'da kabul edilen ve toplumdaki herkese kıyafet eşitliği getiren Kanun-i Esasi'ye dayanır. Müslüman tebaya da fes giymeyi zorunlu kılan uygulama, kadınlar için işletilmez. Kadın kıyafetlerindeki farklılık, Müslüman kadınların gayri müslim kadınlardan ayrılması gerektiği düşünülerek korunur. II. Mahmut döneminde başlayan batılılaşma hareketi Avrupai hayat tarzının benimsenmesine ve yaygınlaşmasına yol açar. Bu dönemdeki genel alafrangalaşmadan kadın kıyafetleri de etkilenir. 20. yüzyılın başlarında yani, II. Abdülhamit döneminin sonlarında İstanbul kadınları Avrupa kadın kıyafetleri modasının etkisindedir. Çağdaşlığın lokomotifi: Kadın Cumhuriyetin ilanından ve kılık-kıyafet inkılabından sonra kadın, Türk modernleşmesinin lokomotifi haline gelir. Çağdaşlığın görünürlülüğü kadın bedeninde gerçekleşir ve sonradan "kostüm modernliği" olarak tanımlanan bir değişiklik yaşanır. Batı karşısındaki ezikliğin sebebi ve göstergesi olarak gösterilen başörtüsü ise geriliğin, çağ dışılığın simgesi olarak kodlanır. Milli Şef döneminde de aynı algı ve kıyafetler üzerindeki baskı devam eder. 1950 seçimleriyle iktidar olan Demokrat Parti'nin dini yaşam alanları üzerindeki baskıyı kaldırmasıyla başlayan süreçte başını örtmek, okumak ve çalışmak isteyen kadınlar -sayıları az olmakla birlikte- kamusal alanda görünmeye başlar. 1950'li yıllarda Türkiye ilk kez başörtülü bir doktorla; Hümeyra Ökten ile tanışır. Başını Tıp Fakültesi'nde iken örten ilk öğrenci ise Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni birincilikle bitirmesine rağmen kürsüye çıkarılmayan Dr. Gülsen Ataseven'dir. İlk başörtülü öğrenci: Babacan Türkiye başörtüsü tartışmalarının bugünkü halini aldığı ilk olayla gençlik hareketlerinin dünyayı sardığı yıllarda karşılaşır. A.Ü. İlahiyat Fakültesi öğrencisi Hatice Babacan 1967 yılında başı örtülü olarak İslam tarihi dersine girer. Kürsüdeki hoca Prof. Neşet Çağatay, Babacan'ı farkeder ve yıllarca aynı kalıp içinde tekrar edilecek olan cümleyi ilk kez sarfeder: "Hey sen! Sen başörtülü kız! Sınıfta bu kıyafetle oturamazsın. Ya başını aç ya da dışarı çık!" Gerilimin sürmesi ve genç kızın bir gün tartışma esnasında bayılması üzerine konu basına yansır. İlahiyat Fakültesi'nde öğrenci eylemleri yapılır. Bu eylem öğrenci eylemlerinin ilki olarak Türkiye tarihe geçer. Başörtüsü ile bir sembol haline gelen, başını örtme biçimi 'Şulebaş' olarak adlandırılan ve hapis yatan ilk başörtülü yazar ise Şule Yüksel Şenler olur. Erken bir yaşta hikaye yazmaya ve gazeteciliğe başlayan Şenler, önce Mehmet Şevket Eygi'nin Bugün gazetesinde "İslam Kadını" başlığıyla yazılar yazar, daha sonra Babıali'de Sabah gazetesinde "Kadın ve Giyim" başlıklı bölümde modern tasarımlı tesettür kıyafetlerini yayınlar. Toplumsal bir figür halini alan Şenler, tüm yurdu dolaşarak "İslam'da kadının mükellefiyetleri ve vazifeleri" konusunda konferanslar verir. Sorun ortak bir sorun
Nimet Çubukçu/ AK Parti İstanbul Milletvekili - MKYK üyesi - Hukukçu
Yasak yasal değil!
Kezban Hatemi/ Hukukçu
Derinde bir korku var
Ece Temelkuran/ Milliyet gazetesi yazarı
Bu, yüzyıllık bir algı
Nazife Şişman/ Yazar-Çevirmen
2. Bölüm: Ara çözüm 'türban'
|
|
![]() |
|
|
|
|