|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Osmanlı'yı minnetle anan ve Türkiye'yi de çok önemseyen Cezayirliler Osmanlı idaresinde yaşadıkları 300 yılı aşkın süreyi bağımsızlık dönemi olarak adlandırıyorlar. Bu yüzden Cezayir'deki Osmanlı eserlerinin de Türkler tarafından restore edilmesini istiyorlar.
Cezayirliler Osmanlı'yı minnetle anıyor, Türkleri çok seviyor ve Türkiye'yi önemsiyorlar. Osmanlı idaresinde yaşadıkları 300 yılı aşkın süreyi (1516-1830) bağımsızlık dönemi olarak adlandırıyor, "Modern Cezayir devleti Osmanlı idaresi buradayken başladı" diyorlar. Cezayir'i İspanyol saldırılarından kurtararak özerk bir dönemin başlamasını sağlayan, 1533'te Kanuni Sultan Süleyman'ın Cezayir Beylerbeyliği verdiği Kaptan-ı Derya Barbaros, bugün de sevgi ve rahmetle anılıyor Cezayir'de. Dayı Sarayı, Cezayir'in Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde olduğu dönemde limanın hemen üstündeki tepeye inşa edilmiş. Topkapı Sarayı'ndan sonra Osmanlı topraklarındaki ikinci büyük yönetim kompleksi. İşgal yılları ve sonrasında tahrip olmuş. Bugün surlar kısmen ayakta olsa da harem, silahhane, baruthane, külliye gibi kompleksin barındırdığı bölümleri yıkık dökük. Cezayir devleti, Osmanlı yapılarını önemli bir miras olarak görülüyor ve korunmasını amaçlıyor. Cezayir'deki Büyükelçimiz Ercümend Ahmet Enç, Cumhurbaşkanı Buteflika'nın, ortak tarihimizin sembolü olan Dayı Sarayı'nın restorasyonunun Osmanlı devleti Cezayir'i sömürmediği, kendi kendilerini yönetme hakkı tanıdığı için torunları tarafından yapılmasını arzu ettiğini söylediğini, belirtiyor. İlk girişimin 1980 yılında yapıldığı ama somut bir sonucun alınamadığı restorasyon şimdi her iki devletin Büyükelçilikleri ve Kültür Bakanlıkları kanalıyla neticelendiriliyor. Restorasyona Dayı Sarayı kompleks içindeki en büyük camii olan Yeni Camii'nin restorasyonu ile başlanıyor. Yeniçerilerden kalan kasaba: Kazba Kazba, Dayı Sarayı'nın hemen bitişiğine konumlanmış Türk mahallesinin adı. Barbaros'la birlikte Cezayir'e gelen leventler ve yeniçeriler tarafından kurulmuş. Şu an aralarında Türkçe ve Boşnakça konuşan yaşlıların olduğu söylenen Kazba'da 100 bin kişinin yaşadığı sanılıyor. Hemen mahalle girişinde, halen kullanımda olan Osmanlı yapımı bir mescit var. Dayı'ya istida vermeye gelenlerin orada iki rekat namaz kılması adettenmiş. Girişteki evlerin pencere demirlerinde, herhangi bir saldırı anında tüfeklerin yerleştirilip ateşlenebileceği düzenekler göze çarpmakta. Zamana inat, Osmanlı estetiğini halen taşıyan ahşap kakma giriş kapılarının üzerindeki üç hilal, gelen geçen herkesi selamlamakta. Tahrip olmuş olsa da, ev içlerindeki lale, menekşe, yelken desenli çiniler, bin bir dilli kilimler, gıcırtılı yorgun ahşap merdivenler ve naif pencere alınlıkları içli bir sesi ısrarla susmakta. Kazba'da sokaklar hayli dar. Güvenlik amacıyla bitişik nizam inşa edilen evler, zamanın hoyrat eline karşı sırt sırta vermiş direnmekte. Evlerin altlarındaki küçük dükkanlarında, atölyelerinde çalışan Kazbalı erkekler, durmaksızın alın terlerini damıtmakta. Başınızı uzatıp baktığınızda, atölye duvarlarındaki Kâbe resimleri, Esma-i Hüsna'lar ve Ayetel Kürsi'ler ekmeğin emekle geldiğini, buradaki insanların bizim insanlarımız gibi aynı yere sığındığını muştulamakta. Bir bakırcı ustası, bir yandan kapı önüne çıkardığı sinileri, kazanları, bakraçları alıcı kadınlara pazarlamakta, bir yandan çekiç sallamakta. Su medeniyetinin sokak aralarındaki zarif yapıları çeşmeler, muslukları çevirdiğiniz anda gürül gürül akmakta. İşte, şuradaki çeşmede bembeyaz sakallı yaşlı bir amca abdest almakta. Burada yerleşik bir söz olarak hâlâ kullanılan "Türk gibi güzel" sözünü yüzünde taşıyan kadınlar ve erkekler ile okuldan dağılan çocukların şen sesleri Kazba'yı dipdiri tutmakta. Kazba'nın limana yakın ucundaki Osmanlı yapımı Keçiova Camii, Cezayirli Müslümanları günde beş vakit biraraya toplamakta. Osmanlı'dan sonrası tufan Osmanlı'nın zayıf düşmesinden istifade eden Fransızlar 1830'da girer Cezayir'e. Cezayirliler Emir Abdel Kadir'in liderliğinde direnirler, milyonlarca insan bu uğurda şehit olur. Cezayir'i kendi toprağı olarak gören Fransa, sömürge politikası değil müslüman nüfusu yok etme politikası uygular. Cezayirliler Kurtuluş Savaşlarında bizde olduğu gibi, kadınların da aktif katılımıyla şanlı bir savaş verir. 1962'de bağımsızlığını kazanan Cezayir'i ilk tanıyan ülkelerden biridir Türkiye. Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti bağımsızlık sonrasında Batı'dan uzaklaşarak Sosyalist bloka yaklaşır. Bağlantısızlar hareketi içinde yer alır, Arap ülkeleri ile birlikte hareket eder. 1990 başlarına kadar Bumedyen liderliğindeki FLN yönetiminde tek partili bir dönem yaşar Cezayir. Sovyetlerin dağılmasıyla çok partili döneme geçilir ancak seçimi İslami çizgiye sahip partilerin kazanması ve Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koyması üzerine kanlı bir dönem yaşanır. 10 yılın sonunda teröre verilen kurban sayısı 130 bini aşmıştır. 5 yıl önce iktidara gelen Cumhurbaşkanı Buteflika halka "Biz Arap Müslümanlar, bu ülkeyi hep birlikte sömürgecilikten kurtardık. Gelin yine birlik olalım ve milli benliğimizi bulalım, ülkemizi kalkındıralım" diyerek çağrı yapar. Cezayirlilerin Milli Mutabakat adını verdiği anlaşmanın mimarı olarak görülen Buteflika, Nisan 2004 seçimlerinde yüzde 85 oy oranıyla ikinci kez Cumhurbaşkanı seçilir. Türkiye Cezayir Kurtuluş Savaşı'na destek verir 1960 yılının Mart ayında -27 Mayıs İhtilali öncesi- TBMM bünyesinde Afrikalı Müslüman Halklarla Dayanışma Grubu kurulur. Bu grubun temel amacı Cezayir'in bağımsızlık mücadelesine destek vermektir. Başbakan Adnan Menderes'in talimatıyla Genel Kurmay Başkanlığı'nın tayin ettiği bir general aracılığıyla, Libya üzerinden Cezayir'e, ciddi miktarda silah ve mühimmat sevk edilir. Cezayir'e bağımsızlık mitinglerine katılan Türk halkı Cezayirli kardeşlerinin yanında olduğunu gösterir. Konya ve Bursa esnafının topladığı para bağımsızlık hareketinde kullanılmak üzere Cezayir'e gönderilir. Yani Türkiye hem devlet, hem de toplum olarak bağımsızlığı için savaşan Cezayir'in yanında yer alır. Türklerin Kurtuluş Savaşı'nda, Fransız ordusunda yer alan Cezayirli askerlerin Maraş ve Adana'da "Türk kardeşlerimize ateş etmeyiz" diyerek silah bırakmaları da; 17 Ağustos 1999 depreminde Cezayir'in, 12 Mayıs 2003 Cezayir depreminde Türkiye'nin yardıma koşması da, iki halk arasındaki 'kara gün dostluğu'nun bir göstergesi olarak arşivlere de, hafızalara da kaydedilir.
Cezayir'de sömürgeden kurtuluş tarihi yakın olduğu için anılar çok taze. Her Cezayirli kazanılan zaferle büyük gurur duyuyor. Cezayir'e hakim tepelerin biri üzerine inşa edilen Makam-ı Şehit Anıtı, kolektif bilincin estetik bir yansıması. Makamı Şehit Anıtı yakınındaki askeri müze (Musee Central De L'armee)'de Barbaros Hayrettin Paşa'nın bir büstü de bulunuyor.
1. Bölüm: Akdeniz'in mavisi Afrika'nın karası Cezayir'in büyüsü
|
|
|
|
|
|
|