AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
İkinci kuşak sentez arıyor

3. kuşakta kimlik problemi olduğunun altını çizen 2. kuşaktan Tacettin Şimşek, "Göçmenlerin kalıcılığını gündeme getiriyorsak, yerleşik kültürle bizim kültürümüzün bir sentezi nasıl gerçekleştirilebilir' sorusunun cevabını bulmalıyız" diyor.

Türkiyeli göçmenlerin Avrupa'daki varlığı yarım yüzyıla yaklaştı. Birinci kuşak geçici bir gurbetten sonra geri dönecekti. Almanların beklentisi de buydu. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Türkiye'deki ekonomik şartlar geri dönüşü önledi. 1980'lerde Almanya'nın geri dönüş teşvikleri rağbet görmedi. Seksenlerden sonra insanlar, 'artık burada kalacağız' dediler, gayrimenkul almaya, kendi işlerini kurmaya başladılar. Almanya'da üç kuşaklık bir göçmen toplumu artık realite. Almanya göç ülkesi olduğunu kabullenmeye yanaşmadığı için 'göçmenler', başka bir tabirle 'yabancılar' bazen üstü örtülen bazen her şeyin suçlusu ilan edilen bir sorun.

30 yıldır Almanya'da yaşayan Mehmet Doğan göçmenlerin kendi kimlikleriyle yaşamak istediklerini belirterek "Endülüste müslümanlar çok kültürlü bir toplum inşa etmişler, hıristiyanlarla yahudilerle yaşamışlar. Dolayısıyla ben, Avrupalıların bizi gördüğü gibi yabancı bir unsur olduğumuzu düşünmüyorum. Biz Endülüs'ten beri Avrupalıyız" diyor.

"Şu kadar cami, dernek, farklı toplum var, Almanya'yı negatif etkileyen bir şey olmamış, aksine pozitif etkilemiş. Bu insanlar mutfak kültürleriyle, gelenekleriyle, emekleriyle katkı sağlamışlar" diyen Doğan, "Eğer Avrupa hak ve özgürlükleri adilane paylaşmayı, çok kültürlü toplum olarak bir arada yaşamayı istiyorsa, bu zor değil. Bunu realize edebilirsek, Avrupa toplumuna çok önemli katkılar sağlarız" şeklinde konuşuyor.

Dün anti-semitizm, bugün anti-İslamizm

Göçmenlerin Almanlaşmadan yaşamak istediklerini belirten Doğan, Yahudi tecrübesinden yararlanılması gerektiğini söylüyor. "Yahudilere ne yapılmışsa bize de yapılmaya çalışılıyor. Bizim tarihsel olarak Yahudilerle bir hesaplaşmamız yok. Ama Avrupa ile Haçlı seferleri döneminden kalma psikolojik sorunlarımız var. İspanya'da Yahudiler kıyıma uğratıldıklarında Osmanlı devleti onlara bağrını açtı. Buna karşılık Yahudiler bin yıldır Avrupa'da yaşamalarına rağmen günah keçisi olarak görülmüş, katliama uğratılmışlardır. Yahudiler her şeye rağmen asimile olmadılar. Yüzyıl önce gelen göçmen Polonyalar ise Almanlaştılar. Bizim Yahudilerle sorunumuz İsrail devletinin kuruluşuyla başlamıştır. İsrail karşıtlığı anti-semitizm değildir" diyen Doğan şöyle devam ediyor:

"Bir cami saldırıya uğradığında Yahudiler bir sinagogun saldırıya uğramasından daha fazla feryat etmeliler. Müslümanlar da bir sinagog saldırıya uğradığında camiden daha fazla sahiplenmeliler. Unutulmamalı ki, dün anti-semitizm yapan zihniyet bugün anti-islamizm yapmaktadır."

Türk göçmenlerin siyasi potansiyel olduğunu vurgulayan Doğan, "Alman vatandaşı iseniz, sosyal hayatta temsil ediliyorsanız, işadamlarınız istihdam yaratıyorsa, siyasetçiler sizi ciddiye almak zorundalar. 2 yıl önce Köln'de belediye seçimi oldu. Seçilen aday 100 bin oy farkla kazandı. Köln'de 110 bin Türk var. Türk oyları kilit konumda. Siyasi partiler içindeki etkimiz zayıf. Cem Özdemir, Leyla hanım, Ozan Ceyhun yetmez. Bunlar zaten sembolik. Kuzey Ren Westfalya'nın yirmi milyon nüfusu var, bir tane yabancı milletvekili var, o da Suriye asıllı. Bir buçuk milyon müslüman göçmen yaşıyor bu eyalette. En az 250-300 bin oyları var. Niye sorunlarımızı dile getirecek bir Türk milletvekili yok?" diyor.

Göçmen aydınlara büyük görev düşüyor

25 yıldır Köln'de yaşayan Tacettin Şimşek, 2. kuşağın birinci kuşağa göre daha eğitimli olduğunu belirterek, "Üniversite eğitimi ise 3. kuşakla yaygınlaşmaya başladı. 1. kuşak tamamen işçi iken 2. kuşağın bir kısmı ve 3. kuşak arasında belirli meslek dallarında yoğunlaşma başlıyor" dedi. Üçüncü kuşağın kendine özgü sorunları olduğunu belirten Şimşek şöyle konuşuyor: "3. Kuşak'ta bir talihsizlik var. Tv kültüründen mi ailenin bilinçsizliğinden mi bilemiyorum, onlara yol gösterecek insanların fazla olmayışı, aile içerisinde geleceğe yönelik fazla konuşulmaması problem çıkarıyor. Lise dönemini gençler serbest geçiriyorlar. Bir yerde yıllarını heba ediyorlar. Sonra bunu kendileri de görüyorlar ama iş işten geçiyor." 3. kuşakta kimlik problemi olduğunun altını çizen Şimşek şöyle devam ediyor: "Türkiye dahil İslam ülkelerinden gelen göçmenler kendi gelenek ve kültürleriyle birlikte geldiler. Hem coğrafi hem kültürel göç yaşadılar. Burada problem olarak görebileceğimiz, kültürel olarak terk edilmesi gerekenler ve gerekmeyenler konusu. Göçmenlerin kalıcılığını gündeme getiriyorsak, Almanların göçmenleri tamamen yabancı insanlar olarak algılamamasını düşünüyorsak, yerleşik kültürle bizim getirmiş olduğumuz kültürün bir sentezi nasıl gerçekleştirilebilir, bu sorunun cevabını bulmalılyız. 'Dinin özü nedir, kültür boyutu nedir, buradaki toplumun kültürünü göz önünde bulundurarak, yeni bir anlayış, yeni bir kültür ortaya nasıl çıkartılabilir' İşte temel sorular bunlar. Almanya'daki müslüman göçmenler böyle bir problemle karşı karşıyalar. Göçmenlerin aydınları bu konular üzerinde düşünmeli ve çözüm aramalılar. "

En önemli sorun: Ana dil

Bana göre Türk göçmenlerin en önemli sorunu ana dil. Çocuklarımız kendini ifade edebilecek bir ana dilden yoksun. Ana dil Almanca da olabilir, problem değil. Kendi dilini bilen, Almancaya da hakim biri, Almanlar için de Türkiye için de kazançtır. 2020'li yıllarda Almanya'nın dörtte biri Türk olacak. Bu insanlar kendi düşüncelerini hangi dille ifade edecek, bunun hesabı yapılmalıdır.

Alman okullarında, ilkokuldan başlayıp 10. sınıfa kadar devam eden 'Türkçe' seçmeli bir ders. Ailelerimiz burada yanılgıya düşüyorlar. Türkçeyi öğrenirse çocuğumuz Almancayı unutur diye düşünüyorlar. Bu doğru değil. Türkiye, Türkçe anadil dersinin sınıf geçmeye etkili olabilecek ders olmasını sağlamalı. O zaman mesele halledilmiş demektir.

Bir de buradaki ailelerin çocuklarını ciddiye almama problemi var, diyorlar ki, 'Okul sistemini bilmiyoruz, nereye başvuracağımızı bilmiyoruz.' Ben buna inanmıyorum. Vergi iadelerini zamanında alabilmek için vergi denkleştirme uzmanını buluyorlar. Çocuğun probleminin nerede halledileceğini de bulmaları lazım. Çoğu anne baba çocuğunun hangi okula gittiğini dahi bilmiyor. Okul idaresiyle nasıl ilişki kurabileceğini bilmiyor. Türklerin eli ayağı kulağı olabilecek ciddi manada danışma bürolarına ihtiyaç var. Artık branşlara göre özel danışma bürolarının kurulması lazım.

Diğer Bölümler
1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 9 | 10





 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Abdullah Muradoğlu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED