T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D İ Z İ 26 MART 2006 PAZAR
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Dindarlık ve Laiklik Ekseninde
Türk Toplumundaki Değişimin Röntgeni

Ali BAYRAMOĞLU


Gelenekten tercihe giden yol

Dindar kesimde yaşanan değişimin en önemli göstergelerinden birisi tesettür sorunu etrafından yaşanan travmalar ve anlam kaymalarıyla karşımıza çıkıyor. 1970'lerde cemaatleşmenin aracı olan başörtüsü bireyleşmenin taşıyıcılarından birisi haline geliyor.

Bir sorun haline getirildikçe, dindar ve örtülü kadın geleneksel alandan kamusal alana ilerledikçe, tesettür, üzerine düşünülen bir konu haline geldi. Özellikle dindar kesimin değişen grubunda örtünen kadın örtünün anlamı üzerine düne oranla daha derin düşünüyor, kayıp ve kazançları hesaplıyor, kaçınılmaz iç sorgulamalar yapıyor.

Bu çerçevede tesettüre hem kadınlar hem erkekler tarafından git gide kişisel tercih ve dini gerek arasında bir yerde ya da bir arada bir anlam verilmektedir. 1980'lerde ve 1990'ların ilk yarısında başörtüsüne atfedilen anlam hicap, edep, örtülü cinsellik gibi gerekçelendirmelerden hareketle "namus" ve "öteki" kavramıyla doğrudan ya da dolaylı ilişkili bir şekilde karşımıza çıkar.

"Örtü-namus bağlantısı" bir yanıyla bireyin inancı, davranışı ve rolü arasında sıkı bir ilişkiyi beslemiştir Diğer yanıyla "örtü-namus" bağlantısı, tersten bir ilişkilendirmeyle "örtüsüz-edep dışı" bağını varsaymıştır. "Namussuzluk" atfedilmemekle birlikte, zihniyet düzeyinde İslami aktörün kendisine yönelttiği ve kendisi için kriter haline getirdiği "açık-edep dışı" bağlantısı ötekiyi tanımlamada, ötekiye bakışta dolaylı ama önemli bir rol oynamıştır. İslami hareketin yükseldiği dönemlerde, özelikle 1980'lerde siyasi yapılanma paralel örgütlenmeler ve eylemler halinde olsa da kadın-erkek ortak mücadelesini ve tanışıkları devreye sokan, kadını geleneksel yuvasından çıkaran bir nitelik taşıyordu. Tesettür ve "haremlik-selamlık" ilişkiler işte bu çerçevede hem kadın erkek eşitlenmesini mümkün kılan bir araç işlevini yerine getirmiş, hem kamusal mücadele ve varoluşta kadın-erkek alanlarını birbirinden sıkı sıkıya ayıran bir rol oynamıştı. Araştırmanın önemli bulgularından birisi, bu algı ve işlev sisteminin değişmesine ilişkindir.

BAŞÖRTÜSÜNE VERİLEN TANIM

Bugün başörtüsü aktörlerin büyük bir çoğunluğu tarafından edep, namus ya da cinsellik kavramıyla ele alınmadığı gibi bu tür bir tanım "aktif olarak" reddedilmektedir. Buna karşılık başörtüsüne verilen tanım ya da anlam "dinin icabı, özellikle Allah'ın emri" şeklinde karşımıza çıkmakta, daha doğrusu bu çerçeveyle sınırlandırılmaktadır. Başörtüsünün cinsellik, namus gibi kavramlarla bağlantı içinde ele alınmaması, hatta bu bağlantının reddedilmesi, "dini bir hükmü sadece kişiyle ilişkilendirme" anlamında bireysel bir referansla tanımlanmasının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Bu durum başörtüsünün kimliğe ilişkin "kendiliğinden bir tavrı tanımlayan" bir sembol olmaktan uzaklaşıp, salt dini ve kişiye ait sembol haline dönüşmesini, bir aidiyet taşıyıcısı olmakla birlikte aidiyetin temel kurucusu işlevini yitirmesini gösteren unsurlardan birisidir. Bu çerçevede din-birey ilişkisinin din-kimlik ilişkisi kadar önem kazandığı görülmektedir.

Bu veri, kimlik-birey çatışmasının yanında, kimlik-birey ilişkisinin, diğer bir ifadeyle kimlik içi bireyleşme eğiliminin mümkün olabildiğini gösteren bir dizi bulgu arasında ilk sırayı almaktadır. Bu durumu aktörün aynı anda hem kimliğe sahip çıkması, hem kimlik içinden kimliğe mesafe alması ve onu bir anlamda yeniden kurma alıştırması olarak adlandırmak mümkündür. Bu mesafe alış, işaret ettikleri toplumsal değerlerle birlikte dini sembollerin, ahlak ve yaşam tarzlarının görece depolitizasyonu, insanileştirilmesi ve güncel yaşam pratikleriyle iç içe geçmesi olarak değerlendirilebilir.

ÜNİVERSİTELİ KIZLAR

Bu noktada, özellikle bu sorunu taşıyan ve yaşayan üniversite öğrencileri açısında sonuçları ve yaptırımları olan zorunlu "tercih" öne çıkmakta, tercih sırasında ve sonrasında alınan destekler ya da yalnız kalışlar, yaşanan sorgulamalar ya da doğrulamalar, deneyimler "irade ve özgürlük" temalarını doğrudan ya da dolaylı bir şekilde birer algı ve kimlik unsuru olarak devreye sokmaktadır. Üniversite öğrencileri düzeyinde "inanç-gelenek-dini tutum" ile "fayda-gelecek-özgürlük" arasındaki yırtılmalar, tutum ve tavırda, inanç ve beklentide çoklaşma mantığı çerçevesinde vurgulu bir değişim mekanizmasını tetiklemektedir.

Bu çerçevede kimlikle ilişkiler hem yoğunlaşmakta, hem biçim değiştirmektedir. Aktörlerin manevi çöküntü olarak adlandırdıkları "dini sıkıntı", peruklu ya da açık görüntüleriyle ilgili dile getirdikleri "psikolojik sıkıntı", dışlanmışlık duygusuyla hissettikleri "sosyal sıkıntı", kimi zaman kişiliğe kadar ulaşan kimlik travmalarına yol açmaktadır. Bu travmaların aktörler tarafından giderilmesi ise farklı değer sistemlerini bünyelerinde yan yana taşımaları yoluyla olmaktadır. Başka bir deyişle seküler ve dini olanı sadece kamusal alan varoluşu açısından değil, kendi iç dünyaları açısından da yan yana getirmeye çalışmaları, kimliklerinin keskin ve ayırıcı unsur ve söylemlerinden uzaklaşmaları şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

ÖRTÜNME VE KİMLİK

Bu noktada şu iki mekanizma dikkat çekicidir:

1. Daha önce de belirtildiği gibi tesettür-kimlik ilişkisi açısından öğrencilerin bir "tercih" haliyle karşı karşıya bulunmaları irade, özgürlük, şahıs temalarını devreye sokmaktadır. Öğrencilerin bir kısmı ailelerinin koruyucu içgüdüyle verdikleri "başını aç" telkinlerine direnmekte, bir kısmı "kapalı kal" telkinlerine karşı durmakta, bir kısmı ise aile desteği almakla birlikte nihai kararlarını iç sorgulama üzerinden vermektedirler. Kararlar bu çerçevede "özgür irade"yle verilmekte ve "birey davranışı" üzerine oturmaktadır.

2. Üniversite eğitiminin getirdiği karşılaşma ve deneyimler genç kızlar açısından kimlik-birey ilişkisinin inşasında önemli bir rol oynamaktadır. Bir yandan maruz kalınan "baskı"ya tahammül bu çerçevede artmaktadır. Bu durumu önemli ölçüde mümkün kılan genç kızların üniversitede diğer ve farklı gençlerle temas ettikleri birlikte yaşama havuzudur. Bu havuz farklı inanç ve tutumların karşılaşma alanı, etkileşim ile değişimin tetikleyicisidir. İlk adımda tesettürlü gençlerin kimliğini pekiştirirken, kabul edilme ihtiyacı içinde öteki kimliğe karşı eşitleyici yaklaşımı beraberinde getirmekte, en nihayet farklıya bakış aktörün kendisine ve kendi kimliğine bakışı da etkilemektedir. Başka bir deyişle yaşanan deneyimler bir "uyum öyküsü" olarak kalmamakta, kimlik içinde kişisel tepki ve duruş mekanizmasını harekete geçirmektedir.

Başörtüsüne verilen anlam ve farklı olanla yaşanan etkileşimlerin tetiklediği değişim sadece sorunu cepheden yaşayan öğrencilerle sınırlı değildir. Dindar kesimin değişen halkasındaki diğer kadın ve erkekleri de önemli ölçüde kuşatmaktadır. Yaşanan deneyimler ve karşılaşmalar irade, özgür seçim, farklıya tolerans gibi kavramaları hissiyata taşımaktadır...

ÖĞRENCİLER, ERKEKLER EV KADINLARI:
TESETTÜRÜN ANLAMI

Konya Selçuk Üniversitesi'nde eğitimini perukla sürdüren öğrenci:

Tesettür edep değil

Tesettürün benim için namusla, edeple bir ilişkisi yok. Benim için değil, babam için tesettür namusun simgesi olabilir. Benim için Allah'ın emri o. Ama bunun tersi Allah'a inanmamak değil elbette. Tesettürlü arkadaşlardan çok daha ahlaklı, inançlı bulduğum açık insanlar da var. Önceleri kapalı olanın dindar, açık olanın sanki dinsizmiş gibi düşündüğüm çok oldu. Ama üniversiteye girdikten sonra anladım ki dini hayatı yaşamak ancak yaşandığı zaman anlaşılır. İlk peruğu taktığımda ne kadar zorlanmıştım, ne kadar büyük bir günah işliyormuşum gibi geliyordu. Aradan bir buçuk yıl geçtikten sonra o hissim kalmadı artık... İnancını insan her şekilde yaşayabilir (...) Okul bitince bir daha başımı ne açarım ne de peruk takarım, okul için kendim için açmadım. Başkaları için hiç açmam...

Ankara kökenli bir diğer üniversite öğrencisi:

Tesettür tercihimdir

Tesettür deyince ilk aklıma gelen özgür irade. Eğer kızım, olursa tabii inşallah, serbest bırakırım. Allah'ın emri olduğuna inanıyorsa kapansın. Eşim zorla kapamaya kalkarsa, namus filan diye tutturursa onu da engellemeye çalışırım (...) Üniversitede en yakın arkadaşlarım benim gibi tesettürlü olanlar değil. Dini aktiviteleri yok. Ama genelde onlar bana ben onlara karışmıyorum. Görünüşe önem vermiyorum. Önce de belki böyle düşünüyordum, ama tam da değil, okula geldiğimde daha da değiştim. Gördüm ki, kapalı olup da aslında kapalı olamayan insanlar da var... Yani ahlak yok onlarda... Açık olup da çok iyilikler gördüğüm insanlar oldu (...) Açık olup beş vakit namazını kılan insanlar var (...) Şimdi şöyle bir uygulama yapsak. Herkesi kapanmaya zorlasak ya da herkesi açık olmaya. Bence ikisi de yanlış.

Karadeniz Teknik Üniversite'sinde okuyan öğrenci:

Tesettür kıyafetimdir

Tabii benim için edeple ilgisi var ama tesettür namus filan değil. Ben istiyorum ki takan kendini öyle görsün o başka... Takmayanlara karşı hiç önyargım yok. Bir sürü açık dindar arkadaşım var... Onları içime tabii sindiriyorum (...) Ama bir daha hiçbir şekilde başımı açmam. Başka ne olabilir ki? Ben buyum. Bu şekilde olmalı (...)

Karadenizli, İslami kimliğini aktif olarak koruyan ve savunan bir ev kadını:

Örtünmek doğal hakkım

Tesettür benim için hem Allah'ın emri, hem en doğal hakkım. Başka hiçbir anlamı yok Edep başka şey benim için. Sadece çok hatları ortaya çıkaran kıyafetleri edep dışı bulurum. Bu örtülü olsa da böyledir (...) Böyle düşünüyorum... Örtülü olmayan çok arkadaşım var. Yani önyargı oluşturmuyor onların açık olması.

Konyalı bir kitapçıdan ilginç yorumlar:

Din örtüden ibaret değil

Bir süre önce üniversiteden bir kız bir erkek iki genç geldi. Örtünmeyle ilgili kitap istediler. Çocuk 'Nişanlıyız' dedi. Döndüm çocuğa kulağına 'Sakın bir cinayet işleme' dedim. Döndüm kıza 'Ablacığım Kur'an okuyor musun?' dedim. 'Okumuyorum' dedi. O zaman dedim 'Al Kur'an oku. Sonra o örtünme ayetleri gelince istersen kendiliğinden örtünürsün' dedim. Benim karım mesela önce başı açıktı. Canına okudum, bir zamanlar örtünsün diye... Açık bir kadının kapanması kadar zor bir şey yok... Bir de sadece başörtüsüne odaklanan insanlar, dinin diğer hükümlerini sanki unutuyor..."

BAŞÖRTÜSÜ: TRAVMA, DENEYİM VE DEĞİŞİM

Selçuk Üniversitesi öğrencisinin yaşadığı deneyim ve sorgulama süreci bir örnek oluşturuyor:

Ailem baskı yaptı

Babam inşaat ustası. Annem ev kadını. İkisi de ilkokul mezunu. 12 yaşında kapandım. 18 yaşına kadar kapalıydım. Bir zorluk çekmedim. Hatta kapalı olmamdan dolayı takdir ediliyordum. Annem için benim oruç tutmam, namaz kılmam hep övünç kaynağıydı. Annem kapalıydı, çevrem kapalıydı. Şimdi birileri açmanı istiyor. Kendimi sorguladım, aylar boyu acı çektim, kendimi yalnız hissetim. Hayatta en çok istediğim şey okumaktı. 'Başörtüsü yüzünden en çok istediğin şeyden mi vazgeçeceksin' dedim, kendi kendime. İmtihan ediliyormuş gibi hissettim. O imtihanı kaybetme hissine tahammül edemedim. Aileme böyle bir karar aldığımı söylediğimde beni ikna etmeye çalıştılar, başımı açmamı telkin ettiler. Babam 'Üniversiteyi kazanmakla bizi sevindirmiştin, şimdi geri alıyorsun bu sevinci.' Dedi. Sonra kayıt dondurdum. Eve döndüm. Babam, 'seni okuttuk da ne oldu' gibi laflar atardı. 7 ay sonra annemi kaybettim. Ondan sonra başka bir şeyin içine düştüm. Evin hanımı gibiydim. Çorba pişirmeyi bilmezken günde üç öğün yemek yapmaya başladım O dönemde şöyle bir öfke kapladı içimi: Bir şeyi elde etmek istersin, çalışırsın ve elde edersin. İstemene bağlı. Ama artık sana sunulanla yetinmek zorundasın. Artık nerede yaşayabilirsen orada yaşamaya başlıyorsun. Bir yıl sonra babam evlendi. Bu, iki tercih çıkardı önüme. Ya ben de evlenecektim ya da okula dönecektim. O evde oturamazdım artık. Ben okula döndüm(...)

Aynı öğrenci okula dönüşü ve sonrasını şöyle anlatıyor:

İki ay kabus gördüm

Şimdi şu halimin üstüne peruk takıp okula gidiyorum (...) Bu halimle aynaya hiç bakamadım, iki ay hiç bakmadım. İki ay sürekli kabus gördüm. Daha önce vicdani olarak aldığım bir karardı. Yine bir vicdani kararla geri döndüm. Onun bir günah olduğunu kabullendim. Evde kalsaydım daha kötü olabilirdi. Ruh sağlığım bozulurdu... İlk zamanlar, bir iki ayrı şey düşünüyordum: İnsanlar üniversiteye en güzel halleriyle gidiyorlar. Ben en kötü halimle gidiyorum. En çirkin halimle oradayım. İnsanların bakışlarını kötü bir şeye bakıyorlarmış gibi hissetmek. Ben mesela kılık kıyafetine, güzelliğine önem veren bir insandım. Ama artık kendimi kötü ve çirkin hissetmem de vicdanıma bir rahatlık veriyor.

Karadeniz Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencisinin yaşadıkları ve bunlara verdiği anlam şöyle:

Öfkeli değilim

Açmak için babamın telkinleri oldu. Okula gidince açıyorum. Peruk değil, açık. Bir kere evden kapalı çıkıyorsun. Okulun kapısında açıyorsun. Sonra o psikolojiyle sınıfa girmen... Bir eziklik oluyor ister istemez. Ama ister istemez insanın fiziksel görünüşünden dolayı bir canlılık olmuyor. Hâlâ zorlanıyorum. İlk zamanlar ben çok farkına varamıyordum. Şimdi daha ağır geliyor. Yani kişilik açısından ağır geliyor. Yani orada saçımın görünmesi... Beni manevi olarak çöküntüye sokuyor. Bu bile beni çöküntüye sokuyor (...) Bunun faturasını birilerine çıkartmıyorum. Kimseye öfkelenmiyorum da. Belki ben de evde otursaydım bende de o bakış açısını görecektiniz. Ama üniversiteye girmem, o kapıdan içeri girmem farklı...

Tersten bir örnek de Kocaeli Üniversitesi'ni bitirmiş özel sektörde çalışan bir gençle karşımıza çıkıyor.

Babama direndim

Başımı bir kez lisedeyken açmak istedim. Annem bir ay dene, sakın babanın haberi olmasın, açık olmaya karar verirsen, bakalım bir çaresini bulup ona anlatmaya çalışırız, dedi. Açtım ama kendimi rahat hissetmedim. Bir ay sonra tekrar kapadım. Üniversiteyi kazanınca okumak istiyordum. Okulda başımı açmama babam şiddetle karşı çıktı. 'Ben bu yolda hayatımı verdim, benim kızım nasıl başını açar?' derdi. Ama benim kararlı tavrım sonunda kabul etmek zorunda kaldı. Başım açık okudum. Ama bir geçici dönemdi. Artık açmam. Şimdi bir özel şirkette çalışıyorum. Ancak böyle olabiliyor...

  DİĞER BÖLÜMLER
  • 1. Bölüm : Dindar kesim nasıl değişiyor
  • 2. Bölüm : Değişimi olaylar tetikliyor
  • 4. Bölüm : Din yorumuna birey müdahalesi
  • 5. Bölüm : Laik kesim de değişiyor
  • 6. Bölüm : Laik kesim değişime direniyor
  • Geri dön   Yazdır   Yukarı


    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi