T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D İ Z İ 24 MART 2006 CUMA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Dindarlık ve Laiklik Ekseninde
Türk Toplumundaki Değişimin Röntgeni

Ali BAYRAMOĞLU


Dindar kesim nasıl değişiyor

Gün geçmiyor ki Türkiye tesettür meselesi etrafında yeni tartışmayla karşı karşıya kalmasın; İslami kesimin görünürlülüğü kimi çevrelerde, merkez medyada, bürokraside bir kriz nedeni haline getirilmesin; AK Parti'ye yönelik bu minvalde sorgulamalar ortalığı germesin... Ne var ki Türkiye hızla değişiyor. Siyasi alandan yayılan kokunun tersine toplum düzeyinde İslami duyarlılığı yüksek kesimler ile diğerleri arasındaki gerginlik, yerini karşılıklı bir kabule ve uzlaşmaya bırakmış görünüyor. Bu kabul ve uzlaşma halini besleyen ana unsur, her kesimin kendi içinde yaşadığı değişim... Din-laiklik ekseninde, dindar-laik ilişkisinde, İslami kimlik ve laik tutum açısından nereden nereye geldik? Bugünkü manzara ne? Bu yazı dizisi bu sorulara yanıt arayacak, daha doğrusu, yanıtları arayan bir araştırmanın kimi kısımlarını sizlere sunacak...

* * *

Türkiye'de İslami hareketin ivme kazanması İran Devrimi'nin belirgin etkisiyle 1980'li yıllara rastlar. Bu yükseliş 1990'larda keskin bir dindar-laik kutuplaşmasıyla doruk noktaya ulaşmıştı. 20 yıllık bu dönem İslami kesimin iç hareketliliği ve İslami kimliğin yeniden oluşumu açısından belirleyici bir önem taşır. Bu süreç İslami aktör ile "laik" aktör arasındaki gerginlikler, sürtüşmeler ve çatışmalar kadar kaçınılmaz karşılaşmalara ve etkileşime de kapı açmıştır. Bu tür deneyimler ve karşılaşmalar, İslami kesim üzerinde köklü etkiler yaratmış ve bir değişim dalgasını tetiklemiştir. Değişim bir yanda beklentilerde bireyselleşme ve rasyonelleşme çerçevesinde meydana gelmektedir. Kişilerin (bireysel, ekonomik, siyasi) fayda arayışlarındaki referanslar din dışı alanlara uzanarak çeşitlenmektedir. Kanaatler esnemektedir. Diğer yandan değişim İslami kimlik açısından dış etkiler sayesinde kendisiyle yüzleşmeye de tekabül etmiş ve İslami kesimin kendi içinde farklı eğilimlere ayrılarak çoğulculaşmasında rol oynamıştır.

28 ŞUBAT DİNDARLARI NASIL ETKİLEDİ

28 Şubat sadece İslami kesim açısından bir takip ve soruşturma dönemini değil, RP üzerinden yaşanan iktidar deneyimini de ifade eder. İslami hareket bu çerçevede hem bir dışa açılma hem bir içe kapanma süreci yaşamıştır. İlk süreç ekonomiden sendika ve derneklere, siyasetten belediyelere uzanan, kültürel ve sosyal unsurları dini şemsiye altında toplayan bir ruh halini, bir siyasi örgütlenmeyi ifade etmiştir. İkinci süreç, bu kesimin dışındaki sorun ve yapılarla tanışmasına, zaman içinde kendi içinde farklılaşmasına zemin hazırlamıştır. Her iki süreç ayrı yollardan, biri dışarıdan gelen unsurlarla, diğeri içeride bünyenin ürettiği deneyimlerle, bir değişim dalgasına yol açmıştır. Nitekim 28 Şubat dönemi sırasında yaşanan gelişmeler bugün "haksızlık" olarak algılanmaya devam etmekte, mağduriyet duygusu ve tepki "ortak bellek"te yer etmiş görünmektedir. Buna karşın RP iktidarı dönemi ve onu izleyen müdahale süreci İslami kesimin kendi iç dokusuna ilişkin bir yüzleşme mekanizmasını tetiklemiştir. RP iktidarının ve icraatlarının geriye dönük eleştirel okuması, bu dönemde ortaya çıkan kimi dini söylem ve akımlara mesafe alma, bu yüzleşmenin parçalarını oluşturuyor. Umut bağlanan bir iktidar deneyimi ile buna oranla ortaya çıkan kayıp hali, dinin zarar görmesi duygusu arasında yaşanan yırtılmalar "değişim süreci"nin ayaklarından birisini oluşturmaktadır.

Bu yırtılmaların sonucunda "bir deneyim olarak RP dönemi" İslami kesim içinde "bireyleşme, daha doğrusu kişileşme" dozunun yükselmesine yol açmıştır.

>>DİNDARLAR ANLATIYOR

Geçmişte hatalar yaptık

Hak-İş üyesi bir işçinin şu sözleri bu açıdan oldukça anlamlı: "28 Şubat'ta çok öfkelendim. Müthiş bir şekilde... Ama sabrettim. Çok dua ettim. Ama biliyordum, ne olacağını biliyordum. AK Parti'nin yüzde 36'sı beni rahatlattı... Ama bugün biliyorum. Geçmişte belli hatalar yaptık. Mesela Taksim'e cami yapılması... İhtiyaç varsa yapılır. Ama arı kovanına çomak sokmak için yapılmamalı. Bu tamamen siyaset malzemesi yapıldı. Laik, anti-laik tartışmasının ayyuka çıktığı dönemde bu tür tartışmalar gereksizdi, ortamı daha çok germekten başka bir işe yaramadı..."

Fatura dine çıktı

MSP-RP geleneğinin içinden gelen bir memur şunları söylüyor: "Müslümanların bu sahte dergâhlarla saptırıldığını da gördük. Faturası dine çıktı. O Ali Kalkancılar falan... O yüzden diyorum ki, bunların kontrol edilmesinde de mahzur yok. Açık olsun kardeşim. Herkes de bilsin... "

>>TANIKLIKLAR

Paraları toplayıp kayboldular

Öğrenciyken İrancı olan, şu anda taahhüt işleri yapan bir şirketin sahibi işadamı bu konudaki deneyimini şöyle dile getiriyor: "İslamcı kökenli bir grup arkadaşla birlikte kâr ortaklığı modeline dayalı bir şirket kurduk. Başta mobilya sektörü olmak üzere birkaç sektörde sanayi ve ticaret faaliyetine başladık. Ancak Türkiye'de 2001 krizinin yaşandığı dönemde şirket iflas aşamasına geldi. Bir yerden patlak verdi. Sonra zincirleme gitti. Böyle olunca da bu işin yürümeyeceği, çok ortaklı işin aslında sahipsiz olduğu ortaya çıktı. Burada da Konya'dakine benzer olaylar yaşandı; yani insanların parasını toplayıp ondan sonra da ortadan kayboldu ya insanlar, onu kastediyorum. Öyle olunca ben asıl problem olarak bu olayın pek çok insanı mağdur edeceğini görerek kendi işlerimi ihmal ederek 3 yıl filan bu işin problemsiz bir şekilde bitmesi ve insanların birbirinden nefret etmemelerini sağlamak için uğraştım. Bir şekilde de bunu başardık. Ondan sonra da şimdiki şirketimi kurdum. O dönemde korkunç bir efor saffettik. Şu anda geçmişten gelen bir problem yok. Şimdi işlerimizin iyi gitmesinde de bu olayın ve bu olayı temizlememizin payı büyük.

Bunlar dine zarar verdi

Konya'da İslami hareketin köşe başlarından olan bir esnafın hissiyatı şu: "Kâr ortaklığına dayalı şirketlerde yaşanan rezaletler hem İslami kesim hem de Konya için büyük bir itibar kaybına neden oldu. Toplum gözünde itibarımız, saygınlığımız, güvenilirliğimiz çok zedelendi. Aslında biz, yani İslamcılar son senelerde çok bozulduk. Paraya tamah eder hale geldik. Yardımlaşma, dayanışma duygularımız büyük ölçüde zayıfladı. Bunlar dine zarar verir, veriyor... Artık bazı şeyleri ayırmalı..."

Şirketlerin çöküşü herkese ders oldu

"Alternatif ekonomik örgütlenme modelleri" 80'li ve 90'lı yıllarda İslami nitelikli politik projeler ve cemaatleşme eğilimlerinde "insan-ahlak-düzen" unsurlarını birbirine bağlayan mekanizmalardan birisini oluşturmuştu. Para ile malı, faiz ile haramı özdeş kılan hakim İslami söylemin ürünleri olarak doğan bu modellerin en etkin türü "kâr ortaklığı esasına dayalı şirketler" olmuştu. Bunlar sadece bir ekonomik faaliyet tipi oluşturmakla kalmamış, inançlı küçük tasarrufçuların gözdesi haline gelerek İslami kesimin içe kapalı bütüncül örgütlenme ve cemaatleşme eğiliminin manivelalarını oluşturmuşlardı.

Refahyol hükümetinin yıkılmasının ardından kâr ortaklığı modeline dayanan kimi finans kurumları büyük bir çöküşün içine girdiler. Bu çöküş gerek işadamları, gerek küçük tasarruf sahipleri, gerekse üçüncü kişiler açısından İslami kesim aktörleri üzerinde önemli etki bırakmış görünmektedir. Bu etki esas olarak hem bireysel faydayı, hem dini olanı kollamak güdüsüyle filli ve fikri olarak ekonomi ve din alanlarının ayrıştırılmasına, ayrıştırılarak algılanması öncülük etmiştir.


8 ilde 90 kişiyle tek tek görüşüldü

Bu araştırma TESEV Demokratikleşme Programı çerçevesinde hazırlandı. Görüşme, okuma ve değerlendirmeleriyle 1,5 yıl sürdü ve geçtiğimiz ay TESEV yayınlarından "Çağdaşlık Hurafe Kaldırmaz" başlığıyla kitap olarak yayınlandı.

Araştırmanın amacı İslami kesim ve laik kitlenin "din, dindar ve laiklik" kavramlarından hareketle birbirlerine bakışları, kendi kimlikleri ya da tutumlarıyla kurdukları ilişkiler, bu çerçevede ortaya çıkan kırılma noktaları, temel ana eğilimleri ve bu eğilimlerin dip akıntılarını anlamaktı. Bu kesimlerde zihniyet yapılarının nasıl oluştuğunu tespit etmek, bu yapıların Türkiye'nin demokratikleşmesi önünde ne tür engeller ürettiğine ya da değişime yönelik ne tür imkânlar sağladığına işaret etmek, başka bir deyişle demokratik değişimin imkânları ve sınırlarını aramaktı.

YÖNTEM

Bu araştırma bir "eğilim tespit çalışması"dır. Araştırma sırasında üç yöntem kombine olarak kullanılmıştır. Derinlemesine görüşmeler araştırmanın asli yöntemi olmuştur. Saha çalışması esnasında farklı kent ve çevrelerle temaslar sırasında gerçekleştirilen gözlemler ikinci yöntemi, araştırma bulgularına göre laik ve İslami kesimden farklı deneklerle yapılan kısa ve tematik görüşmeler üçüncü yöntemi oluşturmaktadır.

Bu çerçevede 8 ayrı ilde 40'ı derinlemesine, 50'si kısa ve tematik olmak üzere toplam 90 görüşme gerçekleştirilmiştir. Derinlemesine görüşmeler Türkiye genelinde, bölgesel bir dağılım çerçevesinde yaş, cinsiyet, kültürel çevre, sosyo-ekonomik statü, mekân, eğitim kriterleri de dikkate alınarak yapılmıştır.

Bu görüşmelerde, deneklerle araştırmacı arasında aktif bir diyalogun ve etkileşimin oluşması hedeflenmiştir. Bu çerçevede görüşmeler, özel hayat ayrıntılarını, kişilerin kritik deneyimlerini, belirleyici karşılaşmalarını içeren, psikoloji sınırlarına kadar uzanan yüzleşmeler, kırılma noktaları, itiraflar, tartışmalar, bellek alıştırmaları, kanaat tartışmalarını kuşatmış, sıkça bir psikiyatri seansını andıran yoğunluk ve gerginlik içinde geçmiştir.

BULGULAR VE ÇERÇEVE

Araştırmanın karşılaştığı temel veri 1980'lerden 2000'lere uzanan hatta yaşanan bir değişimin, daha doğrusu "değişim hali"nin varlığıdır. Değişimin ilk göstergesi gerek laik kesimde gerek İslami kesimde, bu kesimleri kuşatan mevcut dinsel, örgütsel, sınıfsal, bölgesel ve benzeri mevcut kırılmalar, bölünmeler, farklılıklar dışında ve yanında, kimlikle kurulan ilişki çerçevesinde bir "ayrışma" yaşanmasıdır. Bu ayrışma karşımıza her iki kesimde de biri değişen diğeri değişime dirençli iki ana eğilim çıkarmaktadır.

Dindar kesim değişen halka
Bu kesimde değişimin iki göstergesi vardır: Kişiler tarafından "İslami alan" parçalı olarak algılanmakta, bu alanın din, ekonomi, kültür, özel ve kamu hayatı gibi parçaları arasındaki bağlar kopmaktadır. "İslami olan" da benzer bir şekilde İslami kimlik ve sembollerden ödün verilmeksizin benzer bir ayrışmaya tâbi tutulmakta, insan merkezli bir algıyla din içinden gelen pratik bir sekülerleşme üzerine oturtulmaktadır. Bu değişim hali "hakim eğilim" olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dindar kesim dirençli halka
Diğer yanda İslami cenahtaki değişim iklimine mesafeli, karşı karşıya kaldığı yeni girdi dalgalarını içine kapanarak karşılayan, iç dokusunu yeniden yapılandırarak yaşayan bir kesim ve bir eğilim söz konusudur. Bu durum doğal olarak siyasi tavır katılaşmasıyla paralel bir seyir izlemektedir. Değişimci politik adımlardan kuşku duyma, Batı'yı doğal ve uzlaşılmaz öteki olarak görme, kalkınmacı-devletçi-dayanışmacı" bir tutumla "yeniden sağcılaşma" dinamiklerini taşıma, bu katılaşmanın köşe başlarını oluşturmaktadır.

Laik kesim değişen halka
Yumuşak halkada değişim, farklı deneyim dizileri üzerinden kaotik bir tarzda, yoğun çelişkilerle yaşanmaktadır. İslami kesimin varlığı sindirilmekte, hakları doğal olarak görülmekte, ancak tedirginlik bir ölçüde sürmektedir. Nitekim sıkça aynı siyasal bütünün farklı sorunları değişken, keyfi ve konjonktürel açıklamalarla ele alınmakta, "değişim arzusu" ile "kimlik baskısı", "farklı olanı kabul" ile "farklı olandan endişe duyma" arasında gidiş gelişler yaşanmaktadır. Gidiş gelişler bu halkanın gerek dindara bakışında, gerek kendisine bakışında bir değişim sürecinin içinde olduğunu göstermektedir.

Laik kesim sert halka
Sert halka yaşanan gelişmelere, siyasi deneyime ve değişim iklimine "sertleşme"yle yanıt vermektedir. Bu halka, laiklik tutumunun sınırlarını aşan, bütüncül, korumacı ve ulusalcı bir siyasi proje üretimini hızlandırmaktadır. Bu çerçevede laikliğin korunmasını ulus-devlet ve merkeziyetçi geleneğin muhafazasıyla özdeş görme hali, siyasi zihniyet açısından bir otoriterleşme dalgasını besleyen en önemli unsur haline dönüşmektedir.

  DİĞER BÖLÜMLER
  • 2. Bölüm : Değişimi olaylar tetikliyor
  • 3. Bölüm : Gelenekten tercihe giden yol
  • 4. Bölüm : Din yorumuna birey müdahalesi
  • 5. Bölüm : Laik kesim de değişiyor
  • 6. Bölüm : Laik kesim değişime direniyor
  • Geri dön   Yazdır   Yukarı


    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi