T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

'Kürtzade Ecevit'

Ünlü kişiler için çok şeyler söylenir. Nesebleri, soyları, nereli oldukları, kökenlerinin nereye veya kimlere dayandığı merak edilir. Dolaysıyla, bu kişilerle ilgili olarak merak edilen hususlar üzerinde yazılar yazılır, yorumlar yapılır. Yazılanlar uydurma olduğu gibi, gerçek veyahut gerçeğe yakın bilgiler de olabilir. Türkiye Cumhuriyeti 57. Hükümeti'nin Başbakanı, DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in nereli olduğu, nesebinin kimlere dayandığı ve benzeri hususlarda zaman zaman kimi yazılar yazıldı. Yazılanların çoğunun odak noktasını da Bülent Ecevit'in köken olarak kimlere bağlı olduğu... Ecevit Türk müydü, yoksa Kürt müydü? İşte en çok merak edilen ve peşine düşülen husus buydu... Belgeler, Bülent Ecevit'in Kürt kökenli olduğunu ortaya koyuyor. Bülent Ecevit, Kastamonu Milletvekilliği yapmış olan Dr. Fahri Ecevit'in oğlu. Fahri Ecevit'in babası ise Kastamonu'nun ünlü simalarından olan ve isminin başında "Kürtzade" nitelemesi bulunan Mustafa Şükrü Efendi'nin oğlu... Pekiyi, Kürtzade Mustafa Şükrü Efendi kim?

Tarihî olaylarda, anıların çok önemli yeri vardır. Nitekim, geçen, "Hürriyet"te, "müzmin" gazeteci Arcayürek'in 9. Cumhurbaşkanı Sayın Demirel'e atfen, Ecevit'in aile kütüğü ile ilgili bir haber yayınladı!.. Habere bakarsanız, "Şiracının şahidi Bozacı olurmuş" gibi bir sonuç gösteriyor...

Sayın Demirel, merhum Osman Bölükbaşı'ndan dinlemiş, Arcayürek de, "kizbu'r-ravi"ye uyarak Sayın Ecevit'in dedesinin Tunceli'li olduğu ve adının da Hasan Bey adlı bir "nüfus memuru"nun basit sicili gibi gösterilmesine vesile olduğu görülüyor!..

Aslında, bu olayla ilgili bir hatıramız vardır: 12 Eylül öncesinde, Konya MSP mebusu Sayın Şener Battal'la İstanbul'da karşılaşıyoruz: Ya hu senin bir kitabın varmış, Ecevit'in dedesinin "Kürtzade" olduğunu yazıyormuşsun! Biz niye görmedik bu kitabı, deyince;

-Hayırdır, nereden çıktı bu mesele, diye sorunca;

Sayın Battal;

-Geçen gün Hacı Bayram'daki kitapçılarda Osman Bölükbaşı'yı gördüm. Bana, hitap ederek, Sayın Battal, sizin gazetenizin yazarı Sadık Albayrak'ın bir kitabı varmış, orada Ecevit'in dedesinin "Kürtzade" olduğunu belgeliyormuş, onu arıyorum!" demişti!..

Bilmem, kitabı bulup yolladım mı, yoksa merhum Bölükbaşı, bulup okumuş mu? Amma, Sayın Demirel'in, Osman Bölükbaşı'ya atfen söyleyip de Arcayürek'in basında ve Köşk'teki anılarını içeren bu tür ifade ve beyanları tamamen "yalan ve uydurma" ki, bu durumda, Bölükbaşı "merhum" olduğuna göre, Sayın 9. Cumhurbaşkanı, salim ve hesabî zekasına bakarsanız, işi çarpıtıp, Arcayürek'in tarihe bir kocaman "siyah nokta" düştüğüne kani olmak gerekir.

Zira, 23 yıldan beri, biz "Devrimin Çakıl Taşları" ile, "Ecevit ve Dedesi"ne ışık tutmuş, belgelerle, olaya açıklık getirmiştik!..

Amma, bir "zayıf rivayet"le her şeyi berbat edenlere, yine biz çalışmalarımızla, ışık tutacağız, ki bu dizi, bunu gösteriyor! Haliyle, bir daha Sayın Özkök'ü de yanıltıp, "Hürriyet"in belgeli ve bilimsel yayınlarına "şüphe" ile bakmayı, ortadan kaldırmak yolu da sürüp gider, diyelim!..

Nereden çıktı bu çalışma?

Aşırı sol bir gazetede "bilimsel" makaleler neşreden bir doçentin, bu makalelerini biraraya topladığı kitabını okurken şu satırlar karşıma çıkmıştı:

"...Tanzimatın kurucusu Reşid Paşa (...) politikadaki tutumu bir yana akıllı bir adamdı. Üstelik büyük bir kültürle yüklü idi. İmparatorluktaki çöküntünün nedenlerini bilmekteydi. "Din-i Celîl-i İslâm"ın bunu önleyemeyeceğini anlamıştı. İslâmcı bağnazları çileden çıkarmaktaydı.

...

Ona takdıkları ad da ilginçtir: "Mübalâtsız" (Dine saygısız). Bugün olsaydı 'komünist' diyeceklerinden hiç kuşkunuz olmasın. Gariptir soyca bağlı olduğu kent de Sayın Bülent Ecevit'in bağlı olduğu kente uymaktaydı. Yani Kastamonulu'ydu." (İnançtan Bilime, sh: 124). Bizi araştırmaya sevkeden de bu iki kişinin Kastamonulu olmasıydı.

Ecevitler kimin sülalesinden?

İkincisi için araştırmayı göze aldık. Kimin sülâlesinden geliyor, baba cihetinden Kastamonulu idi ama dedesi kimdi? Babası cumhuriyetçilerin adamı idi. Ya dedesi kimden yana idi? Ecevit'in babası Kastamonu milletvekilliği yapmış bir profesör, doktordu. Fahrî adını taşıyordu. Ismarlama milletvekilliği yaptığı biliniyordu. Amma tamı-tamına bilinmeyen tek şey Dr. Fahrî'nin babasının kim olduğu idi.

1973'ten sonra kurulan ilk hükümette saman alevî gibi parlayan cumhuriyetin temel partisinin genel başkanı üzerinde bir sürü kitablar yazıldı. Bunları inceledik, ama dedesinin adından başka bir şey bulamadık. "Ecevit Olayı" (c. 1, sh: 99)'nda sadece şu kadar bir bilgi vardı: "Büyükbabası da müderris, yani sarıklı imiş; ulemâdanmış. O da meraklıymış okumaya ve medenî cesaretiyle ün yapmış. Padişahın huzur hocasıymış. Yüksek makama arzedilecek bazı netameli sorunlardan vekil-vükelâ çekinir, 'Aman Mustafa Efendi, şunu padişaha sen sun!' diye adetâ yalvarırlarmış."

Daday'lı Mustafa Şükrü Efendi

Hem Kastamonulu, hem padişahın huzur hocalarından ve hem de müderris bu, Mustafa Efendi... Huzur Hocası olduktan sonra Mustafa Efendi için araştırılacak tek kaynak Ulu'l-Ulâ Mardin'in "Huzur Dersleri" idi. Bulduk bu eseri ve alfabetik sırayı takıble "K" harfine geldik. Karşımıza 'Kastamonu'lu Mustafa Şükrü Efendi çıktı: (c. 2-3, sh: 848). Hem de Dadaylı.

Kastamonu'ya bağlı Daday kazasında doğan Mustafa Şükrü Efendi'nin, Ecevit'in dedesi olduğu hükmü üzerinde yine dikkat etmek gerektiğinden, dedenin vefatı tarihine ait bir belge bize tam fikir vermiş ve Dr. Fahrî'nin babasının Dadaylı Mustafa Şükrü Efendi olduğunu göstermiştir.

Mustafa Şükrü Efendi 23 Ekim 1924'de vefat etmiştir. Vefatında geriye iki kızı ve bir oğlu kalmıştır. Refîkası İsmet Hanım da hayattaydı. İsmet Hanım da Ecevit'in babaannesi olarak tesbit edilmiştir. Ecevit'in halaları ise Rukiye ve Afîfe. Afîfe Hanım son devrede babası Mustafa Şükrü Efendi'nin bağlanan emekli maaşı ile yaşamını sürdürmüş olması kuvvetle muhtemeldir.

Mustafa Şükrü Efendi kendi ifadesiyle, Kastamonu Vilâyeti dahilinde Daday kazasının Gulâm köyünde doğmuştur. (Gulâm; genç, delikanlı, oğlan manâlarına geldiğinden Ecevit'e "Karaoğlan" denmesi belki de buna dayanır.)

Mustafa Şükrü Efendi 23 Ekim 1924'de vefat etmiştir. Şükrü Efendi Aksaray'da Horhor yakınında Hasan Alemî Mahallesi'nde Kırıktulumba Sokak'taki 24 numaralı evde vefat etti.

Torun daha dünyaya gelmeden dede ölmüş olduğundan birbirlerini tanımalarına imkân olamazdı. Zaten torun dedenin vefatından yedi ay sonra dünyaya gelmişti. Dedenin vefat yeri ile torununun doğum yeri ayrı semtlerdi.

KASTAMONU'DA KÜRTZADE BİR AİLE

Sülâlelerine "Kürt-zâde" derlerdi. Yani "Kürtoğlu" idi. Bu lâkabın verilmesinin sebebi, bu köyün iskânının Osmanlılar zamanında sürgün ve kolonizasyon usûlü ile olmasından kaynaklanabilir. Zirâ Osmanlılar; isyan, kanunlara riayet etmeme durumlarında bazı bölge halklarını başka yerlere sürerlerdi. Bu husus tetkîke değerdi. Mustafa Şükrü'nün babası ulemâdan Mehmed Hilmî idi. Dede Şükrü Efendi hicrî 1267 (milâdî 1851/1852) senesinde doğmuştur. İlk olarak ibtidâî mektebinde (ilkokulda) hurûf-i hecâ (elif-bâ) ve Kur'an-ı Kerîm okumuştur. Sonra Emsile'den başlayarak İzhar'a kadar Daday kazasında tahsil görmüştür. Bundan sonra da iki sene kadar Kastamonu'da Fenarî'ye kadar olan dersleri öğrenmiştir. Hicrî 1985 (Milâdî 1869/1870) tarihinde onsekiz yaşında iken öğrenimine devam içi'a gelmiştir. Vezneciler'de bulunan Kuyucu Murad Paşa Medresesi'ne kaydolmuştur. Bu medresede ikâmet ederken Kayserili Dervîş Ali Rıza Efendi'nin okutmaya başladığı (Kâfîye) derslerine devam etmeye başlamış ve hocasının sabah ve akşam verdiği derslerde hazır bulunmuştur. Dînî ve ilmî dersleri hocasından bitirerek Hicrî 1297 (Milâdî 1880) tarihinde icazet almıştır. Aynı yıl sonunda 30 yaşında imtihanla Bayezit Camii'nde ders okutmaya hak kazanmıştır. Böylece Mustafa Şükrü Efendi Bayezit Camii dersiamları arasına katılmıştır. (Sarf)'tan başlayarak ders okutmaya başlamış, sabah ve ikindi saatlerinde verdiği derslere devam eden öğrencilere hicrî 1312 (milâdî 1896) tarihinde ilk olarak icazet vermiştir. Dede medrese tahsîli yapmış, torun ise kolejlerde okumuştur.




Devam Sayfaları
1 | 2 | 3

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 
Sadık Albayrak

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED