T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D İ Z İ 23 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Türk gazeteciler Guantanamo Üssü'ne girdi

FOTOĞRAFLAR: SİNAN SARIYER Delta kampı!
Delta kampı, şu anda Guantanamo denildiğinde akla ilk gelen yer. Çünkü resmi rakamlara göre 500 kadar tutuklu hala burada yaşıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse gerçek rakamı kimse bilmiyor. Bilmesinin imkanı da yok. Çünkü Amerikalılar hiç kimsenin içeri girerek tutuklularla doğrudan temasa geçmesine izin vermiyor. En son BM heyeti burayı görmek istemişti. Ancak bu talep sınırlı görüşme izni çıkınca geri çekilmişti. Kampın etrafı üç kat tel örgüyle çevrili. Delta kampının arka tarafı doğrudan okyanusa bakıyor.
Tartışmalı geçmişine rağmen, adı ABD'nin 11 Eylül sonrası Afganistan'ı işgaliyle birlikte duyulmaya başladı. ABD ordusu Afganistan'da yakaladığı Taliban ve el Kaide şüphelilerini yıllardır yargılamadan buradaki gözaltı merkezlerinde alıkoyuyor. Evet Guantanamo'dan bahsediyoruz. İnsan hakları örgütlerinin işkence skandalları ve yargısız tutuklamalar nedeniyle ağır eleştiriler yönelttiği ABD yönetiminin Guantanamo'daki üssünden. Kanal 7 televizyonundan Dış Haberler müdürü Sefer turan ve Ümran Safter, kapalı kapılar ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak için Guantanamo'ya gittiler.

* * *

Hoşgeldiniz ama size bir şey göstermezler

Guantanamo üssünün basın merkezine ulaştığımızda ABD ordusunda çalışan Türkçe çevirmen, dünyaya kapalı bu üsde gerçeklere ulaşamayacağımızı şu cümlelerle özetledi: "merak etmeyin siz hiçbir şey göremeyeceksiniz. Size bir şey göstermezler" dedi.

Doğrusunu söylemek gerekirse Guantanamo'ya gidişimiz hiçte kolay olmadı. Önce, oraya gitmek arzusuyla Amerikan ordusuna başvuruda bulunduk. Bizden bir dizi istekte bulundular. Yaklaşık üç ay süren yazışmanın ardından Guantanamo'ya girişimize onay geldi. Giderken ve orada kaldığımız süre boyunca masraflarımızın tamamını kendimiz karşıladık.

ADIMIZI EZBERLEMİŞLER

Önce İstanbul'dan Newyork'a, oradan Amerika'nın Güneyinde ki Miami'ye, sonra Guantanamo'ya uçtuk. Guantanamo'ya ancak Amerikan ordusundan "izin belgesi" olanlar girebiliyor. Oraya uçuş yapabilen iki sivil havacılık şirketi var. Havaalanında Guantanamo'daki müvekkilleriyle görüşmeye giden iki Federal avukatla tanıştık. Üç saatlik bir uçuştan sonra gece karanlığında Guantanamo'daki Amerikan askeri üssüne iniş yaptık. Havaalanında siyahi bir asker karşıladı bizi. Caberi Carter. Bize doğrudan isimlerimizle hitabetti. Çünkü onca yazışmadan sonra isimlerimizi ezberlemiş.

ESİRLER BİZE GÜVENMEZ

İlk şaşkınlığı havaalanında yaşadık. Biz eşyalarımızın didik didik aranacağını hesaplarken, Amerikalı görevli asker çantalarımızı sadece aç- kapa yaptırmakla yetindi.

Askeri araçla önce bir limana oradan da askeri bir gemi ile 20 dakika süren deniz yolculuğu ve nihayet Guantanamo basın merkezine vardık. Basın merkezinde, bize orada kalacağımız üç gün boyunca takip edeceğimiz programımız ve Pentagon tarafından hazırlanmış "Guantanamo" belgeselinin DVD si verildi. O gece, Guantanamo'nun tercümanları ile de tanıştık. 17 dilde tercüman kullanıyor Amerikalılar. Bunlar Arap, Türk, Pakistan ve Afgan kökenli Amerikalılar. Tercümanlardan biri "merak etmeyin siz hiçbir şey göremeyeceksiniz. Size bir şey göstermezler" dedi. İşkenceyi sorduk. Cevap: "Eskiden vardı, şimdi yok!"

Esirlerle diyalogunuz nasıl?

"Bize pek güvenmiyorlar, ama uğraşıyoruz"

Ve tekrar etti.. "Siz hiçbir şey göremeyeceksiniz"

"Bakacağız ve göreceğiz" diyerek onlardan ayrıldık. Bir daha da tercümanları hiç görmedik Guantanamo'da. Sadece dönüşte havaalanında gördük.

Programımız kabaca şöyle idi: Sabah 7.30 da kahvaltı, kampları ziyaret, öğle yemeği, Amerikalı askeri yöneticilerle söyleşiler ve akşam yemeği.

Kamptaki ilk günün sabahında bize birifing verildi.

Guantanamo: Yıllık kirası 4 bin dolar!

Guantanamo, Kuba adasının okyanustaki en uç kısmı. Adanın, 117 km. karelik bir alanı 1903 yılında zamanın Kuba yönetimi tarafından yıllık 4 bin dolara Amerika'ya kiralanmış. Üstelik anlaşmanın ucu açık. Yani Amerika burada istediği kadar kalabilecek. Rivayete göre "Guantanamo, Kuba'nın bağrına saplanmış bir hançerdir" diyen Kuba devlet başkanı Fidel Kastro, gönderilen 4 bin dolarlık çekleri yırtıp atıyor. Üste 7500 kişi yaşıyor. Bunun 2500 ü asker, geri kalanı asker yakınları ve üste çalışanlar. Burada adeta bir kent kurulmuş. Alış veriş merkezleri, sosyal tesisleri var. Ve Amerika'nın olmazsa olmazı Mc Donalds da askerlerin hizmetinde. Tel örgülerin bu tarafında yüksekçe bir Amerikan bayrağı dalgalanıyor. Amerikalı askeri yetkililer bize tel örgülerin diğer tarafının mayınlı arazi olduğunu söylediler, karşı tepelerde ise Castro'nun gözetleme mevzileri olduğunu.

X Ray kampı

Gördüğümüz ilk yer, X Ray Kampı oldu. Hani o, 2002 yılında ayakları zincirli, kafalarına çuval geçirilmiş zorlukla yürüyen turuncu elbiseli tutukluların kaldığı kamp. Kampın etrafı tel örgülerle çevrili. Girişte bir kontrol kulesi var. İçerisi sıkı tellerle örülmüş hücrelerden ibaret. Kışın ortasında gittiğimiz Guantanamo'da bizler sıcaktan yandığımıza göre, yüzlerce tutuklu yazın sıcağında kim bilir hangi zorluklar altında burada kalıyorlar. Bizi gezdiren Amerikalı subay hücrelerin ne kadar havadar olduğunu anlatıyordu. Ama bizim hafızamızda kafeslerin içinde işkence gören o esirler vardı.Tutukluların kaldığı yaşam odalarını birbirinden sadece tel örgüler ayırıyor.

AÇIK TUVALET

Aynı şekilde tel örgüler içindeki tuvalet ve duşlar tamamen açık. Herkes ihtiyacını bu şartlarda görecek. Başka şansları yok.

Kampın yan tarafında ahşap sorgu odaları var. Yüzlerce tutuklunun ifadeleri burada alınmış. Afganistan ve Pakistan'dan getirilen çoğu Afgan ve Arap kökenli tutuklular, burada 3,5 ay kalmışlar. Sonra da ABD askerlerinin tabirleriyle daha modern ve kale gibi korunan yeni bir kampa nakledilmişler. Tutuklular, günün sadece belirli saatlerinde havalandırmaya çıkıyor.

  DİĞER BÖLÜMLER
  • 2. Bölüm : Mahkumlarla konuşmak ve fotoğraf çekmek yasak
  • Geri dön   Yazdır   Yukarı


    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi