|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Avrupa'nın en hoşgörülü ülkesi Hollanda'da neler oluyor" diye sorulmaya çok önceden başlanmıştı aslında. Bu soruyu cevaplamanın güçlüğü nedeniyle olacak, ülke, göç almaya başlığı 1960'lardan sonra ilk kez, 'gidenler'in 'gelenler'den daha fazla olduğu bir yer haline geldi. 'Gidenler'in başında, elbette ki, ülkeye işçi olarak gelmiş 'yabancı'lar olarak 'göçmen'ler, özellikle Türkler geliyor. Ancak, 'gidenler' sadece 'göçmen'lerden oluşmuyor; Hollandalılar da, ülkelerini terkediyorlar. Hollanda gibi göç alan ülkelerin başında gelen Kanada'ya ait "The Eastern Canada Immigration & Job Consultants" adlı göçmen başvurularını kabul eden bir kuruluş, 2 Kasım'dan önce, günde ortalama üç başvuruyla karşılaşmaktayken, 2 Kasım'dan sonra ise bu başvuru, neredeyse beş katına ulaşmış. 4 Kasım'da bu rakam 40'ı bulmuş. 2 Kasım'ın önemi, o gün, Hollanda'nın meşhur film yapımcısı ve köşe yazarı Theo van Gogh'un, Amsterdam'da Fas kökenli bir Hollanda vatandaşı Muhammed B. tarafından öldürülmesinde yatıyor. 'Din'e, ama özellikle de İslam'a 'satirik' bir yaklaşım sergilemesiyle tanınan Gogh, özellikle çektiği bir kısa film nedeniyle tehditler aldığı gerekçesiyle koruma altına alınmış durumdaydı. "Submission" (Teslimiyet) adlı bu film, İslam'ın kadını nasıl ezdiği teması üzerine kuruluydu; filmde, dövülmüş ve aşağılanmış bir Müslüman kadının bedenine, Arapçasıyla Kur'an'da kadını aşağıladığı iddia edilen ayetler yazılması, Hollandalı Müslümanlar tarafından tepkiyle karşılandı. Ancak tepkinin kamuoyuna sunuluş biçimi, pek 'güdük' kaldı ve Hollanda medyası, "bu filme nasıl olsa Müslümanlar, geçmişte Salman Rüşti ve benzeri vakalara gösterdikleri gibi tepki gösterir" mantığıyla yaklaştı. Ne filmin bir Müslümanla birlikte 'eli yüzü düzgün' bir biçimde tartışıldığını gördük, ne de Müslüman göçmen kuruluşları kamuoyuna çıkıp da "şu şu gerekçelerle bu film, berbat. Düşünce ve ifade özgürlüğüne evet, ama bu film, altında imzası bulunan iki kişinin, bir mesele dolayısıyla, koskoca bir kültürü ve dini, bunlara mensup Hollandalı kitleleri rencide edici yaklaşımından ibaret" diyebildi. Olaydan sonra parlamentonun tartışmaya açtığı "dine hakaret"i yasaklayan 147. maddenin unutulan varlığına rağmen, mahkemeye başvurup, bu maddenin işlemesini isteyen bir Müslüman göçmene ya da göçmen kuruluşa da rastlanmadı. Öldüren filmin arkaplanı Günler önceden duyurularak ve reklamı yapılarak Hollanda ulusal televizyonu tarafından yayınlanan film aslında 'estetik' olarak 'kötü' bir film. Filmde, köylü kıyafetini yansıtan bir don üzerine şeffaf bir kara çarşafa bürünmüş bir kadın, bu haliyle dua ediyor. Şeffaf kara çarşafın altında, bedeninde Arapça yazılmış Kur'an ayetleri görülebiliyor. Zinadan ve nasıl cezalandırıldığından da bahsediyor kadın. Bu arada hızlı bir şekilde araya, dövülmüş, yaralanmış, kesilmiş kadın bedeni parçaları ile Arapça yazılar bindirilmiş. Kısacası, içeriğiyle olduğu kadar 'estetiği'yle de, dikkat çekici olmayan 11 dakikalık kısa bir film bu. Kimsenin "kötü bir film yaptı" diye öldürülmesi gerekmiyor; ama Theo van Gogh'un bir cinayete kurban gitmesinin arkasında bu film yatıyor. Yaşadığı her acıyı İslam'a yükledi Filmin senaristi ise, başka bir meşhur: Somali asıllı, kendisini 'ex-Musluman' diye tanımlayan Liberal Parti VVD milletvekili Ayan Hirsi Ali. Ayan Hirsi, Somali'de istemediği bir evliliğe zorlandığı için 'anlaşmalı bir evlilik' yoluyla Hollanda'ya sığınan, daha sonra Hollanda vatandaşı olan, sosyoloji eğitimi gören bir 'göçmen'. Hirsi'yi bu denli önplana çıkaran, politik arenadaki 'başarılar'ı değil elbette. Milletvekili sıfatıyla yaptığı bir çok şey, İslam'da 'içkin bir bozukluk' olduğu iddiasını kanıtlamaya çalışan girişimler. Bundan birkaç yıl önce, Hz. Muhammed'in Hz. Aişe ile evliliğini gündeme getirerek, O'nun hakkında 'yakışıksız' ifadeler kullanarak Müslümanların tepkisini çekmişti. Hirsi Somali'de yaşadığı travmanın hırsını İslam'dan çıkarmaya çalışan birisi. Afrika'da yalnızca Müslümanlar arasında değil, genel Afrikalı kadınlar arasında yaygın olan 'kadın sünneti'ni İslami bir uygulama gibi sunarak, Hollanda'da 'yasaklanması' gerektiğini öne sürdü. Bu çerçevede parlamentoda verdiği önergeler yasalaştı. Hollanda'da 'medyatik' İslam imgesi Theo van Gogh'un, Fas kökenli bir Hollanda vatandaşı Muhammed B. tarafından öldürülmesi, medyada hemen her saat başı İslam'ın gündeme gelmesine, "fikir ve düşünce" özgürlüğünden bahsedilmesine yol açtı. Muhammed B., 26 yaşında Fas göçmeni bir ailenin Hollanda'da doğan çocuğu. Basına yansıdığı kadarıyla, aile hayatı bir hayli karmaşık. Olaydan birkaç gün önce, bir kamu taşıtına biletsiz binmekten dolayı tutuklanmış. Amsterdam'da Faslılara hizmet veren bir camiye sürekli gittiği, hatta 'fundamentalist' bir networke bağlı bulunduğu iddia edilmekle birlikte bu konular kesinlik kazanmış değil. Sözkonusu cami, avukatı vasıtasıyla, "hayır bizim cemaatimiz değildi" açıklaması yaptı. Olaydan sonra kaçarken polis tarafından ayağından vurulduğu için halen hastanede tedavi gören Muhammed B.'nin bazı Türk gazetelerinde yazdığı gibi, "esrarkeş", "10 Euro'ya her şeyi yapabilecek" birisi olduğu da muhtemelen pek gerçeği yansıtmıyor.
Zındıklık Yasası gündeme geldi
2. Bölüm: Göçmenleri belirleyen sıfat: Kara kafalılar
|
|
|
|
|
|
|