|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kahire'ye kadar gelmişken İskenderiye'ye uğramamak olmaz dedik ve düştük yine yollara. Az gittik uz gittik ve 3 saat içinde vardık Akdeniz'in kıyısındaki Büyük İskender'in şehrine. Kentin girişinde hem latin hem de arap alfabesiyle 'Alexandria' yazıyordu. Rehberimiz bize Mısır'daki tüm şehir adlarının bayan ismi olduğunu söyledi söylemesine ama daha önceden duyduğumuza göre Mısırlılar Alexandria olarak adlandırdıkları bu liman kentine İskenderiye denmesine fena halde bozuluyorlarmış... 'Paşa'ya saygı büyük İskenderiye Feneri ve kütüphanesi ile belleğime nakşolmuş bu şehre İskenderiye ya da Alexandria mı demeliyim bilmiyorum ama çok güzel, uzun ve temiz bir Akdeniz şeridine sahip olan bu tarihi kentin iç kısımları gerçekten de hayallerdeki, İskenderiye'yi dumura uğratıyor bir anda. Toz içindeki sokaklar, yıkılacakmış gibi duran apartmanlar, sağdan soldan yayılan iç bayıltıcı kokular ve trafiğin içinde tıngır, mıngır giden at arabaları hiç yakışmıyor bu kentin ruhuna... Ama ben yılmayıp ısrarla, dillere destan kütüphanesi, felsefe okulu ve liman tesisleriyle Hellenistik dünyanın en önemli ticaret, edebiyat, kültür ve sanat merkezini arıyorum yüzyıllar sonra İskenderiye'nin sokaklarında ve doğal olarak da bulamıyorum tabiki. Bu arada Türk olduğumuzu anlayan herkes Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın şehrin merkezindeki heykelini gösteriyor bize. Onun Mısır'a yapmış olduğu hizmetler hala unutulmamış olacak ki büyük bir saygı gösteriyorlar 'paşa'larına... Herşeyi bir kenara bırakıp İskenderiye Feneri'ni görmeye gidiyorum. Fenerin yüzyıllar önce maruz kaldığı depremler sonrasında yıkıldığını biliyordum bilmesine ama, en azından bulunduğu alanı görmek istiyordum. Derken limanda ışık gibi parlayan bir yapı gördüm ve bu hüzmeye doğru adımlarımı sıklaştırdığımda anladım ki, yüzyıllar önce tepesinde bulunan tunçtan yapılmış büyük bir ayna sayesinde 70 kilometre uzaktan görülüp, limana giren gemilere rehberlik eden 'fener'di bu... Yani gökte ararken yerde bulmuştum onu. Gerçi taa Memluklular zamanında işlevi değiştirilip bir kale olsa da, fenerden geriye kalan taşlarla yapılan bu yapı bile aydınlatıyordu hala İskenderiye'yi. Ben ise burada yakaladım İskenderiye hayalimi ve sıkı sıkı sarıldım ona. O günlerden bugüne kalan tek yadigar gibi... Tutankamon'un laneti Mısır gezisi boyunca kimi piramitlerde, kimi Kahire'de kimi ise İskenderiye'de aradığını bulamayıp hayal kırıklığına uğradı ama, tüm grubun hayran kalıp, mükemmelliyetliği konusunda hemfikir olduğu bir yer vardı ki Kahire Müzesi. Binlerce eserin sergilendiği bu müzeyi hakkıyla gezmek iki tam gün istese de bizim iki üç saat içinde gördüklerimiz hayretlere düşmemize yetti de arttı bile. Mumyalar ve Eski Mısır uygarlığından kalan birbirinden değerli hazineler bir yana müzenin en ilgi çeken kısmı 19 yaşında dünyaya gözlerini yuman ve büyük bir ustalıkla gizlendiği için mezarı yağmalanmayan tek firavun olan Tutankamon'la ilgili bölümdü. Oda içinde oda, tabut içinde tabut Tutankamon'un mezarı 1922'de İngiliz arkeolog Huvard Karter tarafından ortaya çıkarılmış. 15 yıl boyunca araştırma yapıp kayda değer bir hazineye ulaşamayan Karter, tam pes edip çalışmalarını sonlandırmak üzereyken bir giriş bulmuş. Günlerce kazı yapıp girişi açtıklarında ise gördükleri karşısında dilleri tutulmuş. Çünkü buldukları bir çok odalı mezarın giriş kısmı bile hazinelerle doluymuş. İlk odanın kapısını açtıklarında ikinci bir odayla karşılaşmışlar, onu da açınca üçüncü bir oda bulmuşlar, bu odanın kapısı da açılınca dördüncü bir oda çıkmış karşılarına. Dördüncü odanın kapısını açtıklarında ise bir lahit görmüşler, lahitin kapağını kaldırdıklarında, tahta bir tabut , tahta tabutu açınca, altın bir tabut, altın sandukayı açtıklarındaysa Tutankamon'un mumyasına ulaşmışlar. Mezarın bulunması bütün dünyada yankı uyandırmış ve bir çok meraklı Mısır'a akın etmiş. Ancak bu noktadan sonra esrarengiz ölümler meydana gelmiş. Tutankamon'un mezarına girip çıkan ya da bu işe karışan bir çok insan anlaşılmaz biçimde hayatını yitirmiş ve bu esrarengiz ölümler 3 bin yıllık bir lanete bağlanmış. Çünkü Tutankamon'un mezarının başında bulunan yazıda 'Mezara dokunanlara ölüm gelecektir' yazıyormuş... Bayanlara Nefertiti baylara Keops Mısır koku atölyeleriyle de nam salmış. Bu atölyelerde üretilen esanslar, Nefertiti, Tutankamon, Ömer Hayyam, Ramses, Cleopatra, Keops, Şehrazad, Ali Baba ve Çöl'ün Sırrı, gibi birbirinden masalımsı isimlerle satışa sunuluyor. İlk başta esans almama konusunda kararlı olanlar bile gerek satıcıların ustalığı gerekse kokuların isimleriyle artan cazibeleri sayesinde bir kaç şişe satın almadan çıkmıyor atölyeden...
1. Bölüm: Kahire'nin üç ekmeği
|
|
|
|
|
|
|