T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Türkler geliyorum demez

Milli takımımız Türkiye'de kaybettiği morali Güney Kore'de fazlasıyla buldu. Ardından bütün eleştirilere rağmen çoştukca çoştu, şahlandıkça şahlandı ve Türkiye'ye muhteşem bir zafer yaşattı.

Türkiye ilk ve tek dünya kupası macerasını 48 yıl önce yaşamıştı... Yıllar süren mücadeleler, bırakın yeni bir finale katılmayı, yaklaşmayı bile hayal gösteriyordu. Hiç puan alamadan kapatılan grup eleme maçları, gol atamadan geçilen müsabakalar, farklı yenilgiler, şerefli mağlubiyetler, hezimetler, rezaletler...

Her türlü utanç verici sonuç ve can sıkan mağlubiyetler Türkiye için adeta hazin akıbet olmuştu...

Siyasetin Süleyman Demirel'i 6 kere gelip 6 kere gitmişti de Türkiye gene düzelmemişti... Futbolun Coşkun Özarısı mı 5 kere gelip 5 kere gitmekle sporumuzu düzeltecekti?.. Tabii ki olmadı... Metin Türel, Doğan Andaç, Özkan Sümer, Fethi Demircan, Candan Tarhan derken Jupp Darwal geldi... Mustafa Denizli geldi gitti, sonra da Piontek-Terim ikilisi...

Son ikilinin aldığı mesafe gerçekten büyüktü... Bunda dönemin başbakanı Turgut Özal'ın rolü çok büyüktü... Tabuları yıkan Özal'ın, yine futbolumuza hediye ettiği Şenes Erzik'i de hemen zikretmeliyiz... Terim'le 96, Denizli'yle 2000 Avrupa Şampiyonası finalleri ilklerle tanışmamızı sağladı. Bir eksik dünya kupasıydı... Bayrak Haluk Ulusoy-Şenol Güneş ikilisindeydi...

Ve pek çok muhalifin, arasında Türkiye tarihe yeni bir sayfa ekleyerek Kore-Japonya'nın yolunu tutuyordu... Hem de bir zamanlar, galibiyet yüzü görmediğimiz Avusturya'yı iki maçta da ezerek... Tarihimizdeki en güzel futbolumuzu oynayarak...

Uzun ince bir yoldayız

Milli Takımımız biraz ümitli, biraz iddialı ve de çokça da dertli Uzakdoğu seferine çıkıyordu... Uzun ince bir yolda, saatlerce süren bir uçak yolculuğuyla gelecek büyük zaferlerden habersiz, sıkıntılı bir seyahatle Hongkong üzerinden Seul'e varıyordu...

Güneş'in Trabzonspor'dan hemşehrisi kaptan Ogün'ü kadrodışı bırakması tartışıldıkça tartışıldı... Sonra kadroyu 23'e indirme mecburiyeti yokmuş gibi davranılarak Tayfun'un gönderilmesine de kıyametler koparıldı... Hangi oyuncu çıkarılsaydı enaz bu kadar yaygara koparılacak kadar saldırılar yapıldı... Milli Takımımızın hazırlık maçlarıyla o kadar dalga geçildi ki Türkiyespor-Hongkongspor alaycılığıyla dillendirildi...

Morali Kore'de bulduk

Güney Kore'de yapılan kamuoyu araştırmalarında Türkiye en sevilen ülke çıktı. Kore halkına "Kendi takımının dışında hangi ülkeyi desteklersiniz sorusuna" halkın yüzde 67'si "Türkiye" karşılığını vermişti. Kalan yüzde 33 ise diğer 31 takım arasında paylaşıldı...

Bu ilgi ve sevgi Brezilya maçımızda başlayacak, üçüncülük maçında yendiğimiz Kore galibiyetine kadar devam edecekti... Böylece çok itilip kakılan Türk futbolu, binlerce kilometre uzaklarda çok şefkatli, bir o kadar da sempatik bir ortama kavuşmuş oluyordu... Türkiye'de kaybettiği morali fazlasıyla Kore'de buluyordu...

Ok yaydan çoktan çıktı

Brezilya yenilgisi, dünyada itibarımızı artırırken, Türkiye'deki içtenpazarlıklı sinsi munalifleri küstahlaştırdı... İnanılmaz bir kampanyayla milli takımın moralini bozma kampanyası başlamıştı... Kostarika maçı sonrası ise eleştiri dozajı hakaret furyasına dönüştü...

Futbolcuların tarikatçılığından tutun da, hocanın yetersizliğine, Başkan Ulusoy'un devrilmesi gerektiğine dair haberlere kadar yazılmadık kalmadı... Artık ok yaydan çıkmıştı ve önce Çin galibiyetiyle gruptan çıkmaşı başaran Milli Takım, Japonya zaferiyle tarihe geçti...

Coştukça çoştular

Bütün şom ağızlar sustu, sağduyu kazandı... Artık güç Ay-Yıldız'ın elindeydi... Şov sırası onlardaydı ve coştukça coştular, şahlandıkça şahlandılar... Her takımın kabusu Senegal karşısındaki olağanüstü futbol, muhteşem galibiyet rüyalarımızda bile göremiyeceğimiz bir sonucu müjdeledi... Türkiye, yarı finalistti ve ilk dörtteydi artık...

Dünyanın alkışını aldık

Ve Kore'ye karşı elde edilen galibiyetle bir dünya üçüncülüğü, Türkiye'nin dünya kupası serüveninin son basamağıydı...

Yıllar önce Kore halkı için şehitler veren Türkiye, futbolda akıttığı alınteriyle anıtını da Seul'e dikmiş oldu... Hem de tüm dünyanın alkışını alarak, gönüllerin şampiyonu olarak... Hocası bir numara, futbolcusu gözde, kalecisi şahane..

Kore'de bayanlara özel üniversite

Geleneklere bağlılıkla teknolojik gelişimi birarada yürüten Kore'de bayanlara özel okullar var... İlkokul da dahil isteyen öğrenciler erkek-bayan karma okullarda okuyor, istemeyenlerse sadece bayanlara mahsus okullarda öğrenim görüyor... Bu sistem orta ve liselerde olduğu gibi üniversitelerde de devam ediyor...

Mevcut üniversitelerin hiçbirinde kıyafet kısıtlaması yok ama buna rağmen bayanların yüzde 80'i "bayan üniversiteleri"nde okuyor... Seul'de 8 tane bayan üniversitesi var, bu sayı ülke genelinde 18 adet... İşin enteresan tarafı bu okullardaki profosörlerden öğretim üyelerine, idari kadrolardaki memurlardan müstahdemlerine kadar personelin tamamına yakını da bayan... Kendileriyle görüştüğümüz öğretim üyeleri sadece bayanların okuduğu okullarda başarı oranının daha yüksek olduğunu söylüyorlar ve ailelerin de bu okulları tercih ettiğini ifade ediyorlar...

Bu arada Türkiye'de başörtüsü yasağı süredursun dünyanın en ücra köşelerinde bile türbanlı öğrenciler diledikleri okullarda öğrenimlerini sürdürebiliyor...

Bunun bir örneğini de Kore'de yaşadık. Kosta Rika maçına gittiğimizde stadda görevli bir Türk kızı ile karşılaştık... Hem de kılık kıyafetine bakılmadan Dünya Kupası organizasyonunda da görev almıştı. Türkiye'den kilometrelerce uzaktaki bu kızımız Seul Üniversitesi'nde huzur içinde okuyor. İşte nüfusunun yüzde 75'ı ateist-budist olan Güney Kore'nin verdiği demokrasi dersi...

ABD menfaati için Türkler bizim için savaştı

Güney Korelilere "Madem Türkleri bu kadar seviyorsunuz ABD'yi niye sevmiyorsunuz, Türkler sizin için 800 şehit verdi, ABD ise 80 binden fazla ölü bıraktı" diye soruyoruz... Cevaplarını Seul Camii imamı Faruk Hoca veriyor "Koreliler, ABD'nin çok ölü verdiğini kabul ediyor ama Amerikalıların Kore'yi kurtarmadan ziyade menfaati için bunu yaptığına, Kore'yi sömürmek için bunu kullanacağına inanıyor... Oysa Türklerin hiçbir hesabı kitabı yoktu, samimi olarak buraya geldiler ve şehitler vererek de döndüler..."

Kore çok çalışmış ve zor olanı başarmış

DYP Genel Başkan Yardımcısı ve Tokat Milletvekili Ali Şevki Erek: 1950'de savaştan çıkan Kore gerçekten çok çalışmış ve zorları başarmış. Dünya Kupası'nda organizasyonla kendini gösterdi. Hem insanlık hem de organizasyon adına bizleri çok memnun etti. Yaptıkları işlerle dünya markası olmuşlar. Sürekli yeni mallar üretmenin peşindeler. Herkes önce ülkem diyor. Laik-anti laik ayrımı bizde olduğu gibi din sorunları yok. Vatandaş istediğine inanıyor. Bundan ziyade de ülkeleri için neler yapabilirler onu düşünüyorlar. 1950'li yıllarda Kore'de kişi başına düşen yıllık gelir 150 dolarken, şimdi 10 bin doları geçmiş durumda.




Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 


Mehmet Atalay

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED