|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Mahkemede bomba gibi itiraflar...
MAH-CIA ilişkisi ilk defa en üst düzey yetkililerce Yassıada mahkemelerinde 42 yıl önce açıklandı fakat kamuoyundan saklandı. Bu tarihi ifşaatın zabıtlarını açıklıyoruz. MAH-CIA İLİŞKİSİ NASIL ORTAYA ÇIKTI? 27 Mayıs darbesini yapanlar, Başbakanlık Müsteşarı'nın odasındaki kasada yaptıkları aramada defterlerde kayıdı bulunmayan 261 bin lira tesbit etmişlerdi. Yassıada Mahkeme heyetinin istekleri doğrusunda ifade veren Mehmet Özdemir Evliyazade, Örtülü Ödenek'te açık görünen paraların nerelere aktarıldığını açıkladı. Evliyazade'nin, "Memleketin milyarları kıymetinde sırlar biliyorum..." demesi üzerine yargılananlardan M. Salih Korur' her şeyi açık bir dille ifade ederek 22 Aralık'taki duruşmada patlıyordu: "Gizli celsede bu durumu arzedeyim." İşte o sözlerin akabinde yapılan gizli celsede MAH'ın ekonomik olarak birçok ülkeye bağımlı olduğu, devletin ajanlarına, Amerikan istihbarat servisinin İstanbul'daki bir şefe doğrudan emir verdiği ifşa edilecekti. Müsteşarın kasasında çıkan 261 bin lira MAH-CIA ilişkisini ortaya çıkaracaktı. 42 yıldır saklanan Yassıada'daki gizli celsede görülen Tahsisat-ı Mesture davasının tutanaklarını aynen yayınlayarak bir döneme ışık tutuyoruz.
8. Oturum "Sanık Ahmet Salih KORUR- Sayın başkanım, Naci Peker 1950 yılında Milli Emniyet'in ilk hizmet başkanıdır. 1953 yılında ayrılmış ve Bağdat elçisi olmuştur. Bu müddet zarfında zabıtla teslim edilen 261 bin küsur lirayı tasarruf etmiştir. Bu para, bizim kendisine verdiğimiz bir para değildir. Yani hükûmetten, başvekaletten Milli Emniyet'e verilmiş bir para değildir. Milli Emniyet'in diğer devletlere olan münasebeti vardır. Başta Amerikalılar, sonra İngilizler, sonra Fransızlar ve sonra İtalyanlar. Bunlardan da hizmet mukabili bir miktar alınır." ... Bu sözler mahkeme salonuna bomba gibi düşmüştü. Devletin ve milletin bağımsızlığının emanet edildiği en önemli kurumlarından biri olan Milli Emniyet Hizmetleri (MAH) göbeğinden bağımlı hale gelmişti. Hem de bir değil, birden çok ülkeye bağımlı olmuştu. Bu sözler üzerine yargılananların başında gelen sabık Başbakan Adnan Menderes ile iki bakanı; Fatin Rüştü ve Hasan Polatkan birbirlerinin gözlerinin içine bakıyordu. Celal Bayar, hiçbir şey olmamış gibi bakınıyordu etrafına. Ne de olsa o eski bir komitacıydı. Yıllarca Galip Hoca adını alarak memleket memleket dolaşıp halkı işgalcilere karşı örgütlemişti. Zaten İttihatçılığın gereklerinden biri değil miydi, "Ölsen bile, canının çıktığını hissettirmeyeceksin." 40 yıl öncesindeki gibi komitacılık ruhu depreşmiş ve mahkeme salonundaki yaşlı kurt renk vermiyordu. Ve 27 Mayıs 1960 darbesinde tutuklanıp yargılanan Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur'un sinirleri dayanmıyor ve aylardır gizledikleri sırları açıklıyordu. Halbuki daha önceki ay ve celselerde üstü örtülü olarak mahkeme heyetine bilgi verilmişti. Ancak çok tuhaf bir şekilde başta mahkeme başkanı Salim Başol ve müddeiumumi Altay Ömer Egesel olmak üzere sanki bütün mahkeme heyeti Adnan Menderes ve Korur'un söylediklerini anlamamak konusunda anlaşmışlardı. 'Şu işin mahiyetini öğren bakalım' MAH'ın eski başkanı bomba etkisi yapan sözlerine şöyle devam ediyordu: "Geçen sefer ifadelerimde 'başka membalardandır bu para' dememin sebebi de budur. Onlar, bu alınan paralardan 261 lirasını tasarruf etmiş, Hizmete sarfetmemiş. İndelhacet kullanmak üzere daireden ayrılırken bu parayı getirdi. Başvekile müracaat ederek bu durumu bildirmiş, başvekil de müsteşara teslim et demiş. Bu para Naci Perker'in işten ayrılmasın kadar bende kaldı. 6 ay kadar emirleri veçhile bilfiil Milli Emniyet reisliğini üzerime aldım. Bendenize emir verirken şöyle dedi: 'bu işe gir, gör bakalım mahiyetini öğren.'Bunun üzerine teşkilatın başkanlığını kabul edip bu işi tedkik etmeye çalıştım. Bütün dosyalarımıza Amerika'nın milli emniyet servisi hakimdir. Bu şayian kulaklarımıza gelmekteydi. Ben işe başladıktan sonra bil hassa tetkikatı bu cihete yönelttim." Adnan Menderes'in müsteşarına "bu işe gir mahiyetini öğren" dediği olay aslında tam bağımsız olan bir ülkede asla kabul edilmeyecek birtakım oyunlar oynanıyordu. Teşkilatın adı Milli Emniyet idi ama maşaallah birçok ülkeye farklı yönlerden bağlı idi. Casuslar maaşlarını direkt ABD istihbarat servislerinden olan CIA'dan alıyorlardı. Tabiî emir ve talimatları da. CIA, şube müdürlerini, kısım amirlerini, hatta grup şeflerini aşarak direkt ajanla temasa geçiyor ve iş istiyordu. Amerika, bu ekonomik gücünü kullanarak Milli Emniyetin elindeki tüm dosyalara da vakıf bulunuyordu. O günlerde yapılan esprilerden biri de şöyle idi: "MAH'taki dosyanı imha ettirmek istiyorsan, Amerikan Sefarethanesi'nden bir Coni'yi tanıman yeterli." Korur, yaptığı araştırma ve incelemede daha da vahim olaylarla karşılaşacaktı. Amerika, yalnız istihbarat servisimize değil, yetiştirilmekte olan ajanlarımıza bile hakimdi. Yani daha ajan adayı olan öğrenciler bile CIA'nın kontrolüne geçmişti. Bu şu anlama geliyordu: Öğrencilerin eğitim masrafları dahi CIA tarafından ödeniyordu. İnönü döneminde böylesine ABD'nin kontrolüne giren Milli Emniyet'in (bugünkü MİT) tamamıyle ulusal çıkarlarımıza yönelik faaliyette bulunması için Adnan Menderes'in atadığı Korur, araştırmasını derinleştirdikçe başka şeylerle de karşılaşıyordu: İstanbul teşkilatı CIA'ın elindeydi "... Baktım ki bilhassa İstanbul'da bir mektep, İstanbul teşkilatı ve Yeşilköy'deki soruşturma teşkilatı tamamıyle Amerikalılar'ın elinde idi. İstanbul'daki mektebin maaşını Amerikalılar doğrudan doğruya mektebin müdürüne tevdi etmekteydi. Yeşilköy'deki soruşturma teşkilatının da maaşını doğrudan doğruya Amerikalılar vermekteydi. Ayrıca İstanbul Milli Emniyet Teşkilatımız'a da para vermekteydiler. Ve bunlar sonra merkeze bildirilmektedir. Amerikan İstanbul servisinin başkanı bu paraları doğrudan doğruya verip onlardan direkt hesap almakta ve iş istemekte olduğu için, memurların izzet-i nefsini rencide eder vaziyette idi. Ve bundan hepsi de müşteki idiler. Bunu tetkik ettim, mühim de bir para değildi. Verilen para ayda 100 bin liranın etrafındaydı."
İSTİHBARATÇILARA CIA PARA VERİYORDU
GİZLİ CELSE BAŞKAN- Salon boşaltıldı, görevlilerden başka salonda kimse yok. Sanık Ahmet Salih Korur; SANIK AHMET SALİH KORUR- Sayın Başkanım, Naci Perker 1950 yılında Millî Emniyet'in ilk hizmet başkanıdır. 1953 yılında ayrılmış, kendisi Bağdat Elçisi olmuştur. Bu müddet zarfında zabıtla tesbit edilen 261 bin küsur lirayı tasarruf etmiştir. Bu para bizim kendisine verdiğimiz bir para değildir. Yani hükümetten; Başvekâlet'ten Millî Emniyet'e verilmiş bir para değildir. Millî Emniyet'in diğer devletlerle olan münasebeti vardır. Başta Amerikalılar, sonra İngilizler, sonra Fransızar ve sonra İtalyanlar. Bunlardan da hizmet mukabili bir miktar alınır. Geçen seferki ifedelerimde "Başka menbalardandır bu para" dememin sebebi de budur. Onlar bu alınan paralardan 261 bin lirasını tasarruf etmiş. Hizmete sarfetmemiş, indelhacet kullanmak üzere, daireden ayrılırken bu parayı getirdi. Başvekile müracaat ederek durumu bildirmiş, Başvekil de Müsteşara teslim et, demiş. İndelhace kullanmak üzere bu 261 bin lirayı aldım kasaya koydum. Aylık sarfiyata tekabül eden bir para olmadığı için, yeni gelen Millî Emniyet Reisi'ne bu parayı devir etmedim. Dosyalarımıza CIA hakim BAŞKAN- Kim vardı o zaman? SANIK AHMET SALİH KORUR- Behçet Türkmen. Zaten ona teslim etmek istemediği için Naci Perker, getirdi parayı bize teslim etti. Bu para; Naci Perker'in işten ayrılmasına kadar bende kaldı, olduğu gibi kaldı, 261 bin küsur lira. 6 ay kadar emirleri veçhile bilfiil Millî Emniyet Reisliği'ni üzerime aldım. Bendenize emir verirken o zaman şöyle dedi. "Bu işe gir, gör bakalım, mahiyetini öğren" bir çok dedikodular vardı. Dedikodular şuydu: Amerikalılar bizim Milli Emniyet'e hakimmiş, vermekte oldukları paralar dolayısıyle Millî Emniyet Teşkilatımız'a nüfuz etmektedirler. Bütün dosyalarımıza Amerika'nın Millî Emniyet Servisi hakimdir. Bu, şayian kulaklarımıza gelmekte idi. Ben işe başladıktan sonra bilhassa tetkikatı bu cihete yönelttim. Hakikaten baktım ki bilhassa İstanbul'da bir mektep, İstanbul teşkilâtı ve Yeşilköy'deki Soruşturma Teşkilâtı tamamı ile Amerikalılar'ın emrinde idi. İstanbul'daki mektebin maaşını Amerikalılar doğrudan doğruya mektebin müdürüne tevdi etmekte idi. Yeşilköy'deki soruşturma teşkilâtının da maaşını doğrudan doğruya Amerikalılar vermekte idi. Ayrıca İstanbul Millî Emniyet Teşkilatımız'a da para vermekte idiler. Amerikalılar doğrudan doğruya para vermektedirler ve bunlar sonra merkeze bildirilmektedir. Ama Amerikan İstanbul Servisi'nin Başkanı bu paraları doğrudan doğruya verip ve doğrudan doğruya onlardan hesap almakta ve iş istemekte olduğu için memurların izzeti nefsini rencide eder vaziyette idi. Ve bundan hepsi de müşteki idiler. Bunu tetkik ettim, mühim de bir para değildi, verilen para ayda 100.000 liranın etrafında idi. İngilizler'den alınana baktım, ay da 30.000 lira, Fransızlar'dan alınan ayda 7-8.000 lira, İtalyanlar'dan alınana baktım, ayda vasati 4.000 liranın etrafındadır. İtalyanlar'la Fransızlar'dan şikâyet yok, çünkü onlar doğrudan doğruya merkeze veriyorlar. Fakat Amerikalılar doğrudan doğruya bizim memurlarımıza para vermekte ve hatta memurlara, bizzat kendilerine doğrudan doğruya maaşlarını ödemekte oldukları için bizim memurları kendi memurları gibi kullanmaktadır. Dinleme servislerindeki memurlarımız da Amerikalılar'ın elinde, bilhassa telefon servisleri, Beyoğlu'ndaki bir nokta. Bunların maaşlarını doğrudan doğruya Amerikalılar vermektedir. Bu vaziyeti böylece tesbit edince geldim Başvekile söyledim. BAŞKAN- Bu tetkikleri 957'de yaptınız. SANIK AHMET SALİH KORUR- Evet efendim. O zaman Başvekil'e geldim, bu vaziyeti aynen arzettim. Ve nihayet senede 1-1.5 milyon liraya kadar bir fark olacak bu para bakımından, bizim Millî Emniyet Teşkilâtımız'ın diğer devletlerin Millî Emniyet Teşkilâtı'nın emri altına girmesi ve onların emri altında çalışması gibi bir vaziyet hükümetimiz için elbette ki, tasvip edilmez. Bunu tasvip etmediler. Derhal bu münasebeti sureti nazikâneda idare ederek, bu parayı bütçeye koyalım dediler, önümüzdeki sene için. O sene nasıl idare etmek mümkünse edelim, gelecek sene bütçesine para koyalım dediler. Zaten 1957 senesinden sonra da Tahsisatı Mesture'nin birden bire artışının sebebi de budur. 2.5 milyon yapılırken, birden bire 2.5-3 milyondan, 4.5 milyona çıkarıldı. CIA ile münasebeti kestim Ben Amerikalılar'la olan bu münasebeti kestim, 2 ay para almadım. Amerikalılar'ın İstanbul teşkilâtına emir verdim dedim ki, sureti kat'iyede Amerikalılar'dan para almıyacaksınız. Amerikalılar'ın servis şefini daireme çağırdım, kat'i talimat verdim. Dedim ki; hiçbir memurumuzla temas etmiyeceksiniz, hiçbir memurumuza para vermeyeceksiniz. İcap ederse müşterek bir operasyon yaparsak, müşterek operasyonun masrafını ben tahakkuk ettirir sizden isterim. Fakat onun dışında ben size kat'i bir neticeyi bildirinceye kadar hiç kimse ile temas etmiyeceksiniz, para vermeyeceksiniz dedim. Amerikalılar bundan memnun oldular. Bizim istediğimiz de zaten bu idi, dediler. Belki bunu o esnada vaziyetlerini kurtarmak ve yaptıkları işin bir devletin izzeti nefsini rencide eden bir iş olduğunu hissettirmemek için bu tarzı kabul etmiş göründüler. İşte o andan sonra bir iki ay elimizdeki o para ile idare ettim. O sene Tahsisat-ı Mesture'ye ufak bir münakale de yapılmıştı. Bu tarihten sonra Amerikalılar'la bizim teşkilâtın doğrudan doğruya temasını kestik. Mektebe devam ettik, fakat onlara tediye yaptırmadık. İstanbul teşkilâtı ile İstanbul Milli Emniyet Servis Şefi Amerikalılar'dan para alırdı, onu sarfederdi. Bunu önledik, Yeşilköy'de kendilerinin kurduğu bir soruşturma servisi vardı, onların da alâkasını kestik. Ve siz bizim memurumuzsunuz, Amerikalılar'la alâkanız yok, dedik ve bu suretle devam ettirdik. Bu elimize geçen parayı da bu uğurda ve bu esnada harcadık. Ve önümüzdeki yılın tahsisatını da artırdık. Zaten 75-85.000 lira olarak devam edegelen tahsisatı bundan sonra 140.000 liraya kadar çıkarabildik. Yani her ay bizim Milli Emniyet Servisi'ne vermekte olduğumuz bir tahsisat vardır. Ben bu işe başladığım zaman 70-80 bin lira idi, sonra 140-170 bin liraya kadar çıkardık. Ve bu suretle elimizdeki bu paralarla bu işi idare ettik. Huzurunuzda, affınıza mağruren söylüyorum, devletin hakikatı halde orada zedelenmekte olan haysiyetini kurtardık. Bu doğrudan doğruya orada servis başında bulunan zatın günahı idi. Zaten kulağımıza da bir takım şikâyetler gelmekte idi. BAŞKAN- Amerikan Servisi'nin başında bulunan zatın günahı mı, yoksa Behçet Türkmen'in günahı mı? SANIK AHMET SALİH KORUR- Behçet Türkmen'in günahı. Amerikalılar bu kadar işin içine nüfuz etmişti. Ve zaten servisten ayrılmasının başlıca sebebini bu hali teşkil etmekte olduğunu zannediyorum. Daha başka bir malûmatım yoktur.
ÖRTÜLÜ ÖDENEK DAVASI
ESAS: 1960/21 ÖRTÜLÜ ÖDENEK DAVASI (SEKİZİNCİ OTURUM) (22/12/1960 Perşembe) Açılma saati: 10.15
YÜKSEK ADALET DİVANI BAŞKANI : Salim Başol, üyeler: Selman Yörük, Ferruh Adalı, Hıfzı Tüz, Hasan Gürsel, Nahit Saçlıoğlu, Vasfi Göksu, Nahit Hatipoğlu, Mehmet Çokgüler YÜKSEK ADALET DİVANI BAŞSAVCISI : Altay Ömer Egesel. YARDIMCILAR: Fahrettin Öztürk, Faruk Siret Değermen, Salim Ertem, Orhan Erdoğan, Süleyman Taşar, Niyazi Kırdar, Necdet Darıcıoğlu, Servet Tüzün, Turgut Lüleci, Avni Yurtsever, ZABIT KATİBİ: Ahmet Bayrak Necmi Ener BAŞKAN- Sanıklar getirildiler, bağlı olmıyarak yerlerine alındılar, müdafiler hazır, açık olarak duruşmaya devam olundu. (Kurul değiştiğinden geçen tutanaklar okundu). BAŞSAVCI- Tezkeremiz cevabı geldi. 957 yılında altı ay kadar müddetle sanık Ahmet Salih Korur, Millî Emniyet Başkanlığı yapmış, bu itibarla bundan evvelki oturumda ibraz edilen vesika 953 yılının Nisan ayının başlarına ait idi. O senelerde kendisinin böyle bir Millî Emniyet Başkanlığı bulunmadığına göre 261 bin küsur liranın hesabını vermekle mükelleftir ki, bu hususta başka bir müdafaası da bulunmadığına göre, bu mütalâayı beyanda bulunması bahis konusu olamaz. Sonra, bunu takdim ederiz. BAŞKAN- Bu var. Bir de esas hakkındaki iddia vardır. BAŞSAVCI- Efendim, takdim edeceğiz. Fakat şimdi her halde Ada'da kalmış olacak. BAŞKAN- Geldi diyor. Fakat buraya getiremedik, Heybeliada'da kalmış olacak, diyorlar. Bu 261 bin küsur liranın Millî Emniyet'ten size iadesi 1953 yılı Nisan ayının içinde oluyordu. Halbuki, Millî Emniyet Başkanlığı'nda bulundum, binaenaleyh aldım, sarfettim demiştiniz. Millî Emniyet Başkanlığı'nda bulunup bulunmadığınız ve bulunmuş iseniz bulunduşunuz tarih soruldu. Gelen cevapta 1957 yılında 6 ay bulunduğunuz bildiriliyor. Araya 4 sene bir fasıla girmiş. Gelen 261 bin küsur liranın geldiği gibi sarfı bahis konusu olamaz deniliyor. Sonra okuyacağım münderecatını. SANIK AHMET SALİH KORUR- Vesika doğrudur, vesikaya bir itirazım yok, sayın Başsavcının buyurdukları veçhiledir. Yalnız bu para Millî Emniyetin parasıdır ve Millî Emniyet mevzuunda sarfedilmiştir. Bunun mahalli sarfını da yüksek huzurunuzda arz edebilirim. Tensip ederseniz sayın Başsavcı birisini emrederler ona izah ederim, o da bilâhare Yüksek hey'etinize arz ederler veyahutta beş on dakikalık bir gizli celsede arz edeyim. BAŞSAVCI- Bir açıklamada bulunacaklarsa gizli oturum yapılmasına biz de taraftarız. BAŞKAN- Gereği görüşüldü: Sanık Ahmet Salih Korur'un 261.000 küsur liranın sarf sureti hakkındaki bildireceği malûmatın gizli oturumda yapılmasına oybirliği ile karar verildi ve salon boşaltıldı. (Dinleyiciler salondan çıkarıldılar.)
|
|
|
|
|
|
|