T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

MAH 7 KOCALI HÜRMÜZ GİBİ

Başbakan Adnan Menderes tarafından CIA ile irtibatları araştırmak için görevlendirilen MAH'ın ilk sivil müsteşarı Ahmet Salih Korur mahkemede MAH'ın hemen bütün Batı Avrupa ülkeleri ile para ilişkisi içinde olduğunu tesbit ettiğini anlatıyordu.

Ahmet Salih Korur'un, Salim Başol başkanlığındaki Yassıada Mahkemesine verdiği ifadede, MAH, yani MİT, yalnızca Amerikalılara değil, neredeyse bütün Batı Avrupa ülkelerine para karşılığı hizmet veriyordu. "İngilizlerden alınana baktım, ayda 30 bin lira. Fransızlardan alınan ayda 7-8 bin lira, İtalyanlardan alınana baktım, ayda vasati 4 bin liranın etrafındadır."

İtalyanlarla Fransızlar, ABD ve İngiliz istihbarat servisleri gibi parayı direkt ajanlara vermiyor, servis merkezine gönderiyordu. Ve, "Memurlara doğrudan doğruya maaşlarını verdikleri için, bizim memurları kendi memurları gibi kullanmaktadır. Dinleme servislerindeki memurlarımız da Amerikalıların elinde. Bilhassa telefon servisleri ve Beyoğlu'ndaki bir nokta. Bu vaziyeti böyle tesbit edince, geldim başvekile söyledim."

MAH, sadece Amerikalılardan mı para alıyordu? Ahmet Salih Korur'un ifadelerine baktığımıza bu sorunun cevabı "hayır"dır. Başka ülkelerden de hizmet karşılığı para alıyordu teşkilat:

"Amerikan İstanbul servisinin başkanı bu paraları doğrudan doğruya verip ve doğrudan doğruya onlardan hesap almakta ve iş istemekte olduğu için memurların izzeti nefsini rencide eder vaziyette idi. Ve bundan hepsi de müşteki idiler. Bunu tetkik ettim, mühim de bir para değildi. Verilen para, ayda yüz bin liranın etrafında idi. İngilizlerden alınana baktım, ayda 30.000 lira, Fransızlardan ayda 7-8 bin lira, İtalyanlardan alınana baktım ayda vasati 4.000 liranın etrafındaydı."

Teşkilat nasıl bu hale geldi?

Adnan Menderes, ülkenin en önemli ve tamamıyle dış etkilerden uzak durması, devletin ve milletin geleceğinin hür olması için çalışması gereken kurumun, böylesine bağımlı olmasına inanamıyor ve müsteşar Ahmet Salih Korur'a soru üstüne soru yağdırıyordu. Teşkilat nasıl bu hale geldi?

Temeli yüzyılı aşan ve dünyanın birçok yerinde yaptığı faaliyetle en gözde jurnal teşkilatı olan MAH, nasıl bu hale geldi? MAH'ın birden çok ülkeye bağımlı hale gelmesinin sebebi sadece ekonomik olarak açıklanamazdı. Çünkü bu teşkilatın kurucuları ve mensupları aylarca hatta yıllarca dünyanın muhtelif bölgelerinde ve en ağır iklim koşulları altında maaşlarını alamadan, aç ve susuz bir halde faaliyetlerine ara vermemişlerdi. Özellikle Rumeli, Hicaz eyaletleriyle Kafkasya, Türkistan ve Batı Avrupa'daki faaliyetlerinden dolayı dünyanın en gözde istihbarat servisleri arasında yer alıyordu.

Hükümet: Bu durum tasvip edilemez

"Ve nihayet senede 1-1,5 milyon liraya kadar bir fark olacak. Bu para bakımından bizim Milli Emniyet Teşkilatı'mızın diğer devletlerin milli emniyet teşkilatlarının emri altına girmesi ve onların emri altında çalışması gibi bir vaziyet hükûmetimiz için elbette tasvip edilemez. Bunu tasvip etmediler. Derhal bu münasebeti sureti nazikanede ederek bu parayı bütçeye koyalım dediler, önümüzdeki sene için. O sene nasıl idare etmek mümkünse edelim. Gelecek sene bütçesine para koyalım dediler. Zaten 1957 senesinden sonra da Tahsisat-ı Mesture'nin birden bire artışının sebebi de budur. 2-2,5 milyondan 4,5 milyona çıkarıldı. Ben Amerikalılarla olan bu münasebeti kestim, iki ay para almadım. Amerikalıların İstanbul teşkilatına emir verdim, servis şeflerini daireme çağırdım, kat'i talimat verdim. Dedim ki: 'Hiçbir memurumuzla temasa geçmeyeceksiniz, hiçbir memurumuza para vermeyeceksiniz. İcap ederse müşterek operasyon yaparsak, operasyonun masraflarını tahakkuk ettirir, sizden para isterim. Fakat onun dışında ben size kat'i neticeyi bildirinceye kadar hiç kimse ile temas etmeyeceksiniz, para vermeyeceksiniz.' Amerikalılar bundan memnun oldular. Belki bunu o esnada vaziyetlerini kurtarmak ve yaptıkları işin bir devletin izzeti nefsini rencide eden bir iş olduğunu hissettirmemek için bu tarzı kabul etmiş göründüler."

27 Mayıs neyin karşılığı?

Aylardır Yassıada mahkemesine anlatmaya çalıştıkları bu idi. Başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz, bu maaşını görev süresi boyunca Kızılay'a bağışlayan Adnan Menderes'in tahsisat-ı mesturenin parasına göz dikeceği, hem de "cımbız aldırmak" gibi çok ucuz şeyleri bu bütçeden alacağı akla gelmezdi.

Yassıada'da ihtilal mahkemesinde bu sırların ifşa edilmesi o tarihlerde ABD'den başka kimsenin işine yaramayacaktı. Mahkeme heyetinin sırların açıklanması için ısrarı akla bazı sorular getiriyordu. ABD acaba bununla şu mesajı mı vermek istiyordu:

"Bizim çarkımıza çomak sokanların akıbeti budur!"

'CIA parasını 1957'de kestik'

BAŞKAN- Peki, 261 bin lirayı 1953 senesinin nisan ayı içinde almışsınız. Halbuki, biraz sonra açık celsede okutacağım bir yazı geldi. Sizin durumunuzu veriyor. "Başvekâlet Sabık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, müsteşarlıkta vazife gördüğü müddetçe 18/4/1957 tarihinden 21/Kasım/1957 tarihine kadar Millî Emniyet hizmetinde Başkan vekili bulunduğu kayden anlaşıldı. Başvekil namına Müsteşar Hilmi İncesulu" Şimdi, 1957 senesinin Nisanı'nda. Siz 1953 Nisanında aldığınıza göre 4 senede 261 bin liralık tasarruf nereye gitti.

Para alınmasını önledim

SANIK AHMET SALİH KORUR- Bendeniz bu 261 bin lirayı ayrı bir para olarak muhafaza ettim, vermedim. Bu, günlük bir sarfiyat değildi. Bunu Amerikalılar veya İngilizlerle münasebetimiz kat'edilirse onlardan gelecek olan varidat kesilirse sarfedilsin diye ilk Reis tarafından yapılmış tasarruftur bu. Bunu biz fiilen kestik, 1957 senesinde fiilen kestik.

BAŞKAN- Bu söylediklerinizin sıhhatini nasıl tesbit edelim? Meselâ doğrudan doğruya...

SANIK AHMET SALİH KORUR- Gayet açık arz edeyim: Millî Emniyet hizmetinde evvelâ hizmet reisine itimat edeceksiniz. Bu, bir, İkincisi; gayet samimi arz ediyorum, şimdi ismini hatırlayamıyorum, o zamanın Mektep Müdürüne ve o zamanın Milli Emniyet Şefi ki; kendisi emekli bir bahriye zabiti idi. Onun da ismini hatırlamıyorum, bunlardan iki tanesi çağırılıp sorulursa, vaziyet ne idi ve ben işe başladığım zaman para alınmasını nasıl önledim, bunlar sorulursa sarahaten cevapları alınır.

Maaşlarınızı biz vereceğiz

BAŞKAN- Doğrudan doğruya Amerikalılarla münasebeti kesin, maaşlarınızı biz vereceğiz dediğinizi Mektep Müdürü, İstanbul Milli Emniyet Hizmet Başkanı'ndan demek tahkik edebiliriz, bu iki zat söyleyebilir?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Evet efendim, onlar bilir. Ben tamamen kestirdim. Ne Amerikalılardan, ne İngilizlerden ve ne de Fransızlardan para aldırmadım. Siz doğrudan doğruya Türk Millî Emniyetinin emrindesiniz, oradan para alacaksınız, dedim. Benden sonraki vaziyet nedir, bilmiyorum.

BAŞKAN- Bu cihetin kayden tesbiti mümkün müdür?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Mümkün değildir. Yüzde yüz emniyet edeceksiniz.

BAŞKAN- Demek kayden tesbiti mümkün değil. Yani böyle yazı ile tevsik etmek mümkün değildir.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Evet efendim.

BAŞKAN- O zaman Mektep Müdüründen sorulacak.

SANIK AHMET SALİH KORUR- Tesbit edilen tarihte Mektep Müdürü kim ise bilir.

BAŞKAN- Yeşilköy'deki Mektep...

Masraflar ortak

SANIK AHMET SALİH KORUR- Hayır. Bu mektep Boğaziçi'nde idi. O zat şimdi İstanbul'da yine vazifededir. Bunlar bu ıstırabı çeken insanlardır ve benim de nasıl mücadele ettiğimi bilirler ve hatta ayrılmamı dahi istememişlerdi.

BAŞKAN- Zamanın mektep müdürü burada demek. İstanbul Millî Emniyet Reisi de Bahriye Subayı idi. Sorulabilir. Bir de Yeşilköy Soruşturma...

SANIK AHMET SALİH KORUR- Orada bir takım Polonyalıları, o lisanı bilenleri istihdam ederlerdi.

BAŞKAN- Ondan sonra başladı mı?

SANIK AHMET SALİH KORUR- Ondan sonra müşterek hizmet masrafı olarak işe başladık. Yani muayyen para değil de, muayyen müşterek hizmetlerin masrafı, bilfarz İran hududunda bir Kürt harekâtını müştereken takip ediyoruz, bunun masrafı ne yapıyor? 15 bin lira. 7500 lirasını onlar veriyorlardı, 7500 lirasını da biz veriyorduk.

MENDERES: ÖNLEMEYE ÇALIŞTIK

BAŞKAN- Böyle midir, Adnan Menderes?

SANIK ADNAN MENDERES- Böyledir Beyefendi. Yavaş yavaş yardımları kestik. Bu yardımlar şöyle başlamış: Servisler arasında irtibatlar tesis etmek; birbirlerine malûmat vermek suretiyle müştereken çalışılıyor. Bunun badi olduğu külfeti karşılamak üzere yavaş yavaş irtibat temin etmişler. Bunun Behçet Türkmen'in terviç etmiş olduğu anlaşılıyor. Müsteşarın dediği gibi, bu okul ve dinleme meselesi falan kulağımıza geldi, işittik. Yine müsteşarın dediği gibi, önlemek de istedik. Esasen kendisini "bu servise gir de, orada neler cereyan ediyor, gayesini bir anla" diye vazifelendirdiğimin sebebi budur. Neticeyi aldıktan sonra keselim. Amerikalıları darıltmayalım, daimi surette servis olarak yardımlarına muhtacız, bizim servise mensup olan memurlar doğrudan doğruya Amerikalılardan para alıyor gibi bir vaziyete düşmeği önleyelim dedim. Bize yapacakları yardımı malzeme olarak yapsınlar, teknik malzemeleri çok fazladır, bizim servisin bu malzemeye ihtiyacı vardır. Bu yolda yardım yaparlarsa memnun oluruz. Bu, haysiyete dokunacak bir nokta teşkil etmez, şeklinde görüştük ve bu suretle idare ettik vaziyeti.




Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 

Erdal Şimşek
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED