|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Lübnan'da iç savaş arifesi, Suriye'nin Baas hareketinin tehdidi altında olması ve bazı kuzey Afrika ülkelerindeki bağımsızlık hareketleri, CIA ve İngiliz İstihbarat servislerinin "görev ve ilgi alanı"na giriyordu. Bu ülkelerin Ak Deniz'i hilal gibi çevrelemesinden dolayı olası rejim değişiklikleri Batı'nın çıkarlarına büyük zararlar verecekti. Bu hilalin renginin "Kızıl ve kızıla yakın" olması Batılı ülkeleri tümden endişelendiriyordu. Ancak Türkiye'nin Batının savunma ittifakına dahil olması, bu ülkelerin bölgedeki faaliyetlerini kolaylaştırıyordu. Yapılan istihbari faaliyetler sonucunda, bir yandan Batum'a ajan sevkine karar veriliyor ve düzenli olarak "Batum gediği"nden Sovyetler Birliği içlerine ajanlar gönderiliyordu. Diğer taraftan Ak Deniz'in kalbi konumundaki Lübnan'da da çok büyük adımlar atılıyordu. Türkiye'ye ve Türklere yakın olan dönemin Lübnan Başbakanına 50 USD veriliyordu. Tabi bu servet edinmesi için verilmiyordu. Lübnan ve Cezayir'de bu paralar harcanacaktı. Suriyeli Bakana 50 bin dolar CIA, MAH'ı kullanarak Suriye'ye de el atacaktı. Annesi Türk olan bir Suriyeli bakan ikna edilip 50 bin dolar civarında bir para da ona veriliyordu. Çünkü Suriye ordusunda Sosyalist düşünce geniş bir taraftar kitlesi bulmuş ve sol darbenin eli kulağında idi. Ancak nedense Suriye hükûmeti bir türlü bunun farkına varamıyordu. Daha sonra Suriye'de bir darbe olacaktı. Ancak tam Sovyetik değil, Arap milliyetçiliği ile beslenen ırkçı, faşist bir sol darbe olacaktı. CIA bunlarla da yetinmeyecekti. 1638'den bu yana Türkiye ile hiçbir sürtüşme yaşamayan İran topraklarında da faaliyet gösterilecekti. Bir yandan Şah rejimine müttefik davranılırken, diğer yandan da İran'daki ayrılıkçı hareketler korunur şekilde takip ediliyordu. Ahmet Salih Korur'un Yassıada mahkemesindeki Örtülü Ödenek davasının 22 Aralık tarihindeki gizli oturumunda verdiği ifade bunu doğruluyordu: "... Müşterek hizmet masrafı olarak işe başladık. Yani muayyen para değil de, muayyen müşterek hizmetlerin masrafları bilfarz İran hududunda bir Kürt harekatını müştereken takip ediyoruz, bunun masrafı ne yapıyor? 15 bin lira. 7500 lirasını onlar veriyordu 7500 lirasını da biz veriyorduk." Peki MAH'ın 27 Mayıs Darbesine kadar CIA'dan ne kadar para aldı? İngiltere, Fransa, İtalya gibi "dost ülkeler"den ne kadar aldı? Bu konuda herhangi bir rakam söylemek imkansızdır. Çünkü, istihbarat servislerinin harcama kayıtları olmaz. Tamamen servis başkanının inisiyatifine bırakılmış bir durumdur. Sadece alınan paralar ve harcamalar şeklinde kayıt tutulur ve bu kayıt da yıl sonunda imha edilir. Bazı başkanlar döneminde ise bu bir yıldan daha kısa sürede, bazen de ay sonunda harcama kayıtları imha edilir. İzmir Fuarı'nda casus oyunları
İzmir Fuarı, Soğuk Savaş süresince hep polisiye filmlerine taş çıkarttıracak olaylara sahne oluyordu. Fuar süresince Japonya'dan Libya'ya Amerika'dan İspanya'ya kadar birçok ülkenin ajanları İzmir'e üs kuruyordu. Fuarın NATO üyesi bir ülkede olması ve ABD ajanlarının Türkiye'de ellerini kollarını sallayarak dolaşmasından dolayı Batılı istihbarat servislerinin bu fuarda daha "karlı iş" yapmaları tabii idi. Ve her fuar süresince Varşova Paktı üyesi ülkelerin ajanları ile NATO üyesi ülkelerin ajanları kedi fare oyunu oynuyorlardı. Bu oyun öyle bir hale gelecekti ki, İzmir Fuarı, başta KGB olmak üzere Yugoslav, Bulgar ve Macar istihbarat servislerinin ajanları için bir staj alanı olacaktı. Emekli bir MİT personelinin anlattıklarına göre, "Kore, Hindistan ve Çin Halk Cumhuriyeti ajanları da İzmir Farı'nda staj yapmaya" geliyorlardı.
MAH NASIL CIA KONTROLÜNE GİRDİ?
Milli Emniyet Teşkilatı ile CIA nasıl içiçe girmişti? Daha doğrusu nasıl olmuştu da MAH böylesine en küçük birimine, sıradan ajanına kadar CIA'nın kontrolü altına girmişti? II.Dünya Savaşı sonrasında Sovyet rejimi Stalin patronajlığında yeni bir yayılmacı stratejiyi uygulamaya koyuyor ve karşılığında Batı Bloku atağa geçiyordu. Stalin, Boğazlar konusundaki emellerini açıkça ifade edince, ABD ve NATO atağa geçiyor, Türkiye'yi bu pakta dahil ediyordu. Türkiye'nin NATO'ya girmesinden sonra ilişkiler hızla gelişerek, ortak savunmayı aşıyor, ortak istihbarat ve istihbarata karşı koymaya varıyordu. Ancak her zaman olduğu gibi bu ortaklıkta da ekonomik olarak güçlü olanın belirlediği kurallar geçerli oluyordu. ABD ve İngiliz istihbarat servisleri Türkiye içerisinde o kadar ileri seviyede egemen olmaya başlamışlardı ki, Türk vatandaşlarını bile polis, jandarma veya MAH'a sormadan gözaltına alıyor ve sorgulama yapıyorlardı. Bununla da yetinmeyip bazı riskli operasyonları Türk güvenlik güçleri ve istihbarat servisine yaptırıyorlardı. MAH ile CIA ilişkileri de bu meyanda şöyle gelişmişti: İlk önce servisler arası irtibatlar tesis etmek ve istihbarat alışverişinde bulunmak. Zamanla bu ilişki hızlanacak ve CIA, MAH'ın merkezinde, Emniyet Genel Müdürlüğü'nde büro açacak kadar ilerliyordu. Amerika ve Batı Bloku'nun bölgedeki çıkarlarını zedeleyebilecek her türlü girişim ve gelişmeyi engelleyebilmek için ortak operasyonlar düzenleniyor veya Sovyetlerin içlerine ajanlar, provokatörler gönderiliyordu. Bunun yanısıra Sovyetlerin bölge ülkelerindeki faaliyetlerini engellemek, gelişen sol dalgayı bertaraf etmek için değişik Arap ülkelerinde karşı faaliyetlerde bulunmak gerekiyordu. Tüm bunlar için oluşan maddi ihtiyaçları ABD ve İngiltere karşılıyordu. Behçet Türkmen'in MAH başkanlığına atanmasından sonra bu ilişkiler karşılıklı alış verişi geçim, MAH'ın CIA ve İngiliz istihbarat servislerinin kontrolüne geçmesine sebep oluyordu.
Alınan paranın kaydı olmaz
SANIK ADNAN MENDERES: Şimdi gizli celse akdedilmiş iken bir noktaya işaret edeyim. Zannediyorum, o zamanın Lübnan Başvekiline de bir dolar tediyesinde bulunuldu. O zaman münasebetlerimizin kesilmiş olduğu bir zamandı. Kendisine yardım etmeyi düşündük. Bilmem Müsteşar Bey hatırlıyor mu, her hangi bir kaydı var mı? Zannedersem 50 bin dolardı. BAŞKAN- Hangi senede? SANIK ADNAN MENDERES- Zannediyorum 956 veya 957 senelerinde olsa gerek. Bendeniz sadece talimat verdiğimi hatırlıyorum. SANIK AHMET SALİH KORUR- Evet, Lübnan Başvekiline verdik. Bir Suriye Mebusuna da verdik. Ona da bu miktarda bir para ödedik. Bu tarihlerde orada bazı hareketler yapacaklardı. Fakat defterlerde kaydı var mı, yok mu bilmiyorum. BAŞKAN- Denebilir ki, Türk servislerine, Türk Millî Emniyetine yapılan yardım kesilir. Fakat doğrudan doğruya memurlarımıza yapılan yardım kesilmezde, merkeze yapılabilir. Şekli böyle de olabilir. SANIK AHMET SALİH KORUR- Anlıyorum. Bir iki ay bir şey yaptırmadık. BAŞKAN- Onun tesbiti? SANIK AHMET SALİH KORUR- Samimen arzediyorum, izzeti nefsimizi korumak ve karşılarında dik durmak için bir iki ay hiç bir şey istememek lâzımdı. BAŞKAN- Merkeze veriyordu? GİZLİ OTURUM BAŞKAN- Salon boşaltıldı ve yalnız görevliler kaldı. Millî Emniyet Hizmetleri Reisliğinden alınıp, Divan Başsavcılığınca ibraz edilen Ziya Selışık imzalı 24/12/1960 tarihli ve Çok gizli işaretli 21-240 sayılı yazı okundu. (Yazı okundu). BAŞKAN- Sizin ifade ettiğiniz şeylerin kaydı hiç yokmuş. Gel bakalım. SANIK AHMET SALİH KORUR- Sayın Başkanım, kayıt meselesi değil, bu paralar Reis tarafından tevdi edilir ve Reisin verdiği paralar sarfedilir. BAŞKAN- Görüyorsunuz yok? SANIK AHMET SALİH KORUR- Benim söylediğime cevap teşkil etmiyor. BAŞKAN- Tekrar okuyacağım. (Tezkere tekrar okundu). SANIK AHMET SALİH KORUR- Olamaz sayın Başkanım. BAŞKAN- Olurmuş. Bakınız, yazıdan okuyorum. "2- Ahmet Salih Korur'un Başkanlığa Vekâlet ettiği zamanda da müşterek çalıştığımız dostlardan eskiden olduğu gibi müşterek hizmetler mevzuunda yardımlar devam ettiği kayıtlardan anlaşılmaktadır." Halbuki siz dediniz ki, bir müddet almadım. SANIK AHMET SALİH KORUR- Bir müddet kesilmiş ve sonra yavaş yavaş yeniden başlamıştır. Eskiden olduğu miktardan daha az miktarda olmak üzere yavaş yavaş arttırılmıştır, demiştim. BAŞKAN- "3-Riyaset Okuluna bu müddet zarfında örtülü ödenek veya mutad dışı bir yardım yapıldığına dair bir kayda rastlanmamıştır." Yani 261 bin liradan Riyaset Okuluna bir sarfiyat yapılmamıştır. Ne diyorsunuz? SANIK AHMET SALİH KORUR- Merkezdeki gelir kaydı, Reisin tevdi etmiş olduğu paraların kaydıdır. Reis topladığı paraların şu kadarı tahsisatı mestureden, şu kadarı falan yerden diye topladığı paraları alâkalı dairesine tevdi eder, onlar da dağıtırlar. Fakat hangi Milletten ne alınıyor, onu onlar bilmezler.
AMERİKALILARDAN 1,5 MİLYON LİRA ELDEN ALDIM
SANIK AHMET SALİH KORUR- Lübnan'daki bir dosta yapılan para hususunu kendileri bilmezler. Şimdi; bir misal daha arzedeyim sayın Başkanım. Bu 261 bin liranın ehemmiyeti yoktur, 1.5 milyon lira aldım elden. Şimdi arzediyorum; bu Milli Emniyet defterlerinde yazılı değildir. BAŞKAN- Alındığı, sarfedildiği yazılı değildir. SANIK AHMET SALİH KORUR- Değildir. Ben 1.5 milyon lira para aldım, imzamla Amerikalılardan aldım. Bugün Amerikalılara sorulsa 1.5 milyon lira verdim diyemezler. Ben bu 1.5 milyon lirayı aldığım gibi mahalline sarfettim. Mahalli sarfını da söyleyebilirim. BAŞKAN- Şimdi, 1.5 milyon lira alınınca bir yere gelir kaydetmez misiniz? SANIK AHMET SALİH KORUR- Etmem sayın Başkanım.
|
|
Erdal Şimşek |
|
|
|
|