|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
1983'ten 1989'a kadar iki dönem Başbakanlık yapan merhum 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, kısa süren Cumhurbaşkanlığı döneminde de dışpolitika konusunda önemli adımlar attı. Dünyanın çeşitli ülkelerine geziler düzenleyen Özal'ın 17 Nisan 1993'teki ani vefatı Türkiye kadar dış dünyada da geniş yankılar buldu. Devletlerarası ilişkilerde yüzyüze ve ikili görüşmelere önem veren Turgut Özal hakkında yabancı devlet adamları, akademisyenler, stratejistler ve entelektüeller de çeşitli analizlerde bulundular. Turgut Özal, devlet adamları arasındaki kişisel ilişkilerin, devletlerarası ilişkilerde önemli etkileri olacağına inanıyordu. Özal'ın, dönemin ABD Başkanı George Bush, İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand'ın yanı sıra Pakistan, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri cumhurbaşkanları ile de yakın dostluklar kurdu. Baba Bush, Özal'dan "biraderim" diyerek söz ederken, Thatcher ekonomik konulardaki görüş beraberlikleri nedeniyle "ben de Özalcıyım" diyordu. Doğu'dan Batı'ya, Kuzey'den Güney'e pek çok seferler düzenleyen Özal'ın vefatı da yine bir dış gezi sonrasında, Orta Asya seyahatinin hemen ardından Çankaya Köşkü'nde vuku buldu. 'Olağanüstü işler yaptı' Ufuk Güldemir'in 1992'de yayınladığı Teksas-Malatya kitabında, Türkiye'yi 1989'da ziyaret eden Amerikalı akademisyen Edward Luttwak'ın Özal hakkında, "Özal Batı ve İslam'ı çok iyi birleştirmiş bir lider. Arap dünyası böyle birisini çıkarabilmiş değil. Daha temel kültürel sorunlarını çözememişler" dediği yer alıyor. Aynı kitapta, 1982-1989 yılları arasında ABD'nin Ankara Büyükelçiliğini yapan ve 2002'de ölen Robert Strausz Hupe ise Özal'dan şöyle sözediyordu: "Özal'ı takdir ve sevgi duygularımla hatırlıyorum. Olağanüstü bir kişi ve olağanüstü işler yaptı. Karşısındaki sorunların yükü altında ezilmedi. Fevkalâde işler yaptı, ama insandır, her insan gibi onun da hataları olabilir. Türkiye'de çağlar boyunca büyük bir lider olarak hatırlanacak." 'Eleştirilere çok duyarlı' Hupe'ye göre Özal, serbest piyasa ekonomisi ve siyasi demokrasi arasında birebir ilişki kuran, biri olmadan diğerinin olamayacağına inanan, Türkiye'yi Ortadoğu'nun Amerikası yapmak isteyen bir liderdi. Hupe, Güldemir'e şunları da söylemişti: "Özal dışardan eleştirilere karşı çok duyarlı, 'bizi rahat bırakın, ne yapacağımızı sizden iyi biliriz' demiyor. Dürüst bir adam. Elbette Türkiye'yi savunuyor. Yanından ağzından hiç Türkiye'yi eleştirel bir söz duymadım. Ama dinler. Yaptığı hareketlerden çok dikkatli dinlediğini anlarım. Avrupa ve Amerika kamuoyuna karşı çok duyarlı. Zaten Türkiye Avrupa Topluluğu'na girmek istiyorsa buna açık olmalı. Karşısındaki kişilerin iyi niyetli olduğunu kabul etmeli. Özal'da bu var. Ve Mr. Özal Türkiye'yi Avrupa Topluluğu'na sokmak istiyor. Hedefi bu." Uzak görüşlü bir devlet adamıydı Washington'daki Willard Oteli'nde Mart 1991'de Turgut Özal'a verilen bir yemekte konuşanlar Özal'ın çeşitli yönlerine dikkat çektiler. Ufuk Güldemir'in Teksas-Malatya isimli kitabında yemekte konuşan bazı ünlü isimlerin Özal hakkındaki görüşlerine şöyle yer verilmiş. Princeton Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Bernard Lewis, "Özal, herhangi bir ülkenin, herhangi bir Cumhurbaşkanı değildir. Kendisi, cesaret ve dirayet sahibi olduğu gibi uzak görüşlüdür de. Savaşın ne zaman çıkacağını, ne kadar süreceğini insanı hayretler içinde bırakacak bir doğrulukla tahmin etti. Bu uzak görüşlülük eğer çok nadir değilse bile eşsizdir" diyordu. American Enterprise Institute Başkanı Christopher DeMuth ise "Özal ekonomik özgürlüğün sadece vatandaşların refah düzeyinin yükselmesine değil, aynı zamanda siyasi özgürlük sorunlarının da çözülmesine yardımcı olacağının bilincindedir" diyordu. ABD Savunma Bakanı eski Yardımcısı Richard Perle ise şunları söylüyordu: "Bugün aklıma korumacılık ve devlet müdahalesi olan sistemler hangi liderlerin reforma ettiği sorusu geldiğinde üç kişinin adını hatırlıyorum: Thatcher, Reagan ve Özal. Sayın Özal, sizden ekonomik, ticaret dünya politikaları konusunda çok şey öğrendik. Ama hepsinden önemlisi şunu öğrendik: Vizyon ve cesaret sahibi insanların bu özelliği sadece belli konulara dönük değildir. Vizyon ve cesaret varsa bu onların ele aldığı tüm konularda kendini gösterir. İçte de dışta da." ULUSAL KİMLİĞİ İSLAM'DA ARIYORDU Amerikalı stratejist-yazar Lucille Pevsner de 1984'de yayınlanan "Türkiye'nin Politik Krizi (Turkey's Political Crisis)" isimli kitabında Özal'ın deneyimli bir siyaset adamı olduğunu kaydederek, "Özal'ın kişiliğinde İslam kültürü ve Batı teknolojisinin kayda değer bir harmanı vardır. Özal, ulusal kimliğin açıkça İslam mirası ve Ortadoğuda aranması yanlısıdır. İslamın kendisini Türkiye'de daha açıkça ifade edebilmesi ise demokratik bir gelişmedir. Özal aynı zamanda, Batıya yönelik olmakta da rahattır. Yükselen İslam, MSP çizgisinden soyutlanabildiği ölçüde siyasi açıdan ilerici bir hareket bile olabilir" diyordu. 'Özal reformist, Demirel popülist' Dr. Herman Rainer, Turgut Özal ve Süleyman Demirel'i de biribiriyle kıyaslayarak şu görüşlere de yer veriyordu: "Her ikisi de mühendisti, merkez sağı ve sosyal çıkış yapan kitleleri hedef aldılar. Ama farlılıkları da vardı: Reformist ve gözükara Özal ile halk adamı popülist Demirel biribirinden ayrılıyordu. Özal, kendi reformlarını tavizsiz uyguladı ve ondan önceki ve sonraki hiçbir Türk politikacısının yapmadığı kadar askerlere meydan okudu. Karşılama törenine, şortu ve basketbol şapkası ile katıldı. Kuveyt krizi sırasında genelkurmay başkanı ile giriştiği iktidar mücadelesinin sonunda, modern Türkiye'de ilk defa olarak bir politikacı değil, Genelkurmay Başkanı Torumtay istifa etti. Özal, Demirel'i statükoculukla suçladı. Aslında 1971 ve 1980'de askerlerce görevinden uzaklaştırılan Demirel'in, 1990'lı yıllarda kendi reformlarını gerçekleştirmek konusunda yeterince cesareti yoktu. Özal, 1993'te öldü. Ondan sonra ise onun korktuğu olaylar gerçekleşti: Bazı uzmanların da ifade ettiği gibi Özal, Kürtler ve İslamcılarla var olan sorunu bir gerilim konusu olmaktan çıkarmıştı. Ama bugün, otoriter devleti meşrulaştırmak için eski düşman algılamaları yeniden canlandırıldı." Bush'un telefon faturaları Özal yüzünden kabarmış! CNN Türk'te gösterilen, Mehmet Ali Birand ve Soner Yalçın'ın hazırladığı "Özallı Yıllar" belgeselinde George Bush, Turgut Özal'ın Saddam Hüseyin ile ilgili çok doğru tespitlerde bulunduğunu belirtiyor, olayların Özal'ı haklı çıkardığını kaydederek "Saddam gerçekten Kuveyt'i işgal etti. Bu noktadan sonra Özal ile çok aktif telefon görüşmeleri yapmaya başladık" diyordu. Bush, Özal'ın Saddam'ı sevmediğini belirterek, "Beni hep uyarırdı. Bir delilik yapabileceğini hep söylerdi. Neticesinde, işgalin başladığı ilk dakikalardan itibaren Özal ile ben çok yakın çalıştık ve Mübarek ve bölgedeki diğer liderlerle ilgili bana son derece yardımcı oldu" şeklinde konuşuyordu. Bush, Özal'la sık sık telefonla görüşüp bilgi alışverişinde bulunduğunu da hatırlatarak şunları söylüyordu: "Amerika, Özal'la konuşmaktan çok yüksek telefon faturaları ödedi. Onu sık sık arıyordum. Çünkü ondan çok güzel fikirler alıyordum. Çok güçlü fikirlere sahipti. Bana 'Saddam'ı az kayıp ile hemen yeneceksiniz onunla savaşmanız gerekebileceğinin farkına varmanız lazım diyen ilk liderlerden biriydi." Kapı açıldı içeri şişman kısa boylu birisi girdi Avrupa Komisyonu eski Başkan Yardımcısı ve Fransa eski Dışişleri bakanı Claude Cheysson, 1983 seçimlerinden sonra Başbakan Turgut Özal'ın Brüksel gezisi sırasında kendisiyle yaptığı görüşmeyi gazeteci Mehmet Ali Birand 20 Nisan 1993 tarihli Milliyet'te şöyle anlatır: "Kapı açıldı ve içeri şişman, kısa boylu, çirkin bir insan girdi. Biz, tam takım hazırdık. Aramızda bakıştık. Konuşmaların ilk beş dakikası nezaket sözleriyle geçti. Arkasından Özal bize Ortadoğu'yu, Amerika'yı ve Türkiye'yi anlatmaya başladı. Öylesine ilginç saptamalar yapıyor, öylesine etkili sözler söylüyor ve öylesine etkili bir bakışla gelişmeleri anlatıyordu ki, biz donup kaldık. On dakika önce kapıdan giren şişman, kısa boylu o adam gitmiş ve yerine bütün odayı dolduran bir başka adam gelmişti. O günü hiç unutamam. Turgut Özal bu toplantıdan sonra AT Komisyonu'nun sözlerine en çok inandığı lider oldu." Tabuları yıktı Almanya'nın önemli gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 12 Eylül 2000 tarihli sayısında Dr. Hermann Rainer, Özal'ı anlatıyordu. Rainer, "1983'de Turgut Özal'ın Anavatan Partisi iktidara geldi. Özal, anglosakson pragmatizmi ile ülkeyi dışarıya açtı, ekonomiyi liberalleştirdi, politikayı tabularından arındırdı. İstanbul Boğaziçi Üniversitesi sosyolojı profesörü Nilüfer Göle, Özal dönemini Türkiye'nin tarihinde, 1923'de cumhuriyetin kurulmasından sonra ikinci büyük dönüm noktası olarak görüyor" diyordu. Yazar, Özal'ın Kürt sorunu ve dinsel kimlikle ilgili sorunları daha çok demokrasi ile karşıladığına dikkat çekerek, "Özal, tüketimi artırarak sosyal kalkınmayı destekledi. Bu, para kazanmayı, başarılı olmayı ve dünyanın bir parçası olmayı gerektiriyordu. Özal, Edirne'den Erzurum'a kadar Türk insanına bu düşünceyi miras olarak bıraktı" şeklinde devam ediyordu.
2. BÖLÜM : Doğu ve Batı Özal'a ağladı
|
|
![]()
|
|
|
|
|