T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D İ Z İ 2 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Peygamberimiz: Sevgi ve rahmet elçisi
Abdullah MURADOĞLU


Hz. Muhammed(a) imtiyazları kaldırdı

İnsanlığın içinde yaşadığı küresel sömürgecilik ve aldatmacılık, kirli savaşlar, işgaller ve etnik çatışmalara karşı Hz. Muhammed'in (S.A.V) örnek yaşamı kandil gibi kalpleri aydınlatıyor

Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed(S.A.V)'i karalamak için yapılan aşağılık saldırılar, İslam dünyasının Hz. Peygamber'e olan sarsılmaz bağlılığını zayıflatamadı. İnsanları şirkten arınıp tevhide bağlanmaya, kula kulluktan sakınmaya, iyilik ve takvaya çağıran Hz. Muhammed(a), Necip Fazıl'ın ifadesiyle "Çöle inen nur" idi. Kur'an-ı Kerîm'in Enbiya sûresi 107. âyet-i kerîmesinde Hz. Muhammed(a) misyonu şöyle belirtiliyor: "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" buyuruluyor. Rahmet Peygamberi olarak nitelenen Hz. Muhammed(a), sınıf, ırk, soy, cins, servet ve tüm statü farklarına dayanan imtiyazları ortadan kaldırdı, bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduklarını tekrarlardı hep. Üstünlük ise sadece takvada idi ve Allah katında geçerliydi. Hz. Peygamber'in insanları çağırdığı şey, kirli savaşların, işgallerin, etnik çatışmaların, küresel sömürgeciliğin ve aldatmacılığın yaşandığı, güçlerini hayra ve iyiliğe harcamak yerine toplumlar üzerinde sulta ve hegemonya kurmak isteyenlerin cirit attığı bugünkü dünyaya ve insanlığa da ilahi bir mesaj.

ÖLDÜRMEK İSTEYENLERE DUA

Hz. Muhammed(a), kız çocuklarını diri diri gömen, alışverişte hile yapan, kadınları meta olarak gören, kan davalarıyla birbirlerini öldüren, zayıfları hor görüp ezen, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapan, adalet yerine zorbalığa meyleden, yetimleri gözetmeyen bir toplumun içinden vahiyle doğrularak 'uyarıcılık' görevini inanılmaz baskı, işkencelere rağmen yerine getirerek insanlığa rahmet ve barış elçisi oldu.Uhud savaşının en çetin anında, kendisi yaralı bir haldeyken,"Dua et de Allah şu kafirler ve duygudan mahrum kötüler güruhunun kökünü kurutsun, onları yok etsin" denilmesi üzerine "Ya Rabbi, milletimi doğru yola sür çıkar: zira onlar (ne yaptıklarını) bilmiyorlar" diyecek kadar şefkatli idi. O'nun davetçi kişiliği Ahzab Suresi 45-46 ayetlerinde şöyle anlatılıyor: "Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeleyici, uyarıcı ve izniyle Allah'a davet eden bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik."

Dr. Ali Şeriati: Fatih değil "Davetçi"
"Eğer Hz. Muhammed(a), sadece dağınık, vahşi Arab kabilelerini birleştiren, 20 yıl geçmeden onları çevik kuvvete dönüştürüp, görkemli İran ve Roma imparatorlarını ortadan kaldırtan bir kahramandan ibaret olsaydı, kuşkusuz büyük iş yapmış, tarihin ona tanıklık ettiği en büyük bir olay sayılırdı. Fakat şüphe yok ki tarih, Hz. Muhammed'i de büyük olaylar çıkaran İskender, Hannibal, Cengiz gibi birisi sayardı. Ama İslam'da en önemsiz sayılan şey; Hz. Muhammed'in ani askeri fetihleridir. Bu yüzden Hz. Muhammed'in adı tarih zihninde Cengiz, İskender, Sezar, Atila, Hannibal gibi bir çağrışım oluşturmaz. Tarih onu Musa, İsa, Buda ile kıyaslar. Gerçi Hz. Muhammed ile bu şahsiyetler arasındaki fark, herkesçe açık bir şekilde bilinmekte ve bu fark kıyaslanamayacak kadar büyüktür de."

KRALLARA TEVHİD ÇAĞRISI

Hz. Muhammed(a) diğer bütün peygamberler gibi aynı zincirin son halkasıydı. Hz. Adem'den Hz. İbrahim'e, Hz. Musa'dan Hz. İsa'ya, tek bir damar olarak gelen İslam, Hz. Muhammed(a) ile tamamlanıp kemale erdi. Vahiyle şereflenen Hz. Muhammed(a), 23 yıllık risaleti boyunca, başta Mekke toplumu olmak üzere Arabistan yarımadasını İslam'a davet etti. Risaleti Araplarla sınırlı değildi, krallara, sultanlara, kisralara elçiler göndererek uluslararası tebliğ görevini yerine getirdi. Amacı, ilahi bir sultanlık kurmak değildi, insanları ve kralları, ayırıcı değil birleştirici tek bir söze çağırıyordu, 'Tevhid'e. İnsanlar arasında barışın, eşitliğin ve adaletin ancak Tevhid(La İlahe İllallah)'le mümkün olacağını bildiriyordu. Al-i İmran suresinin 64. âyetinde Hz. Peygamber'in Hıristiyan ve Musevilere uzattığı zeytin dalı şöyle açıklanıyor:

De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye(tevhide) gelin, Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim. O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız."

İNSANLAR İÇİN ÖRNEK

O, 63 yaşında Rabbine kavuştuğunda Arabistan Yarımadası, İslam'ı kabul etmişti. O'nun hayatı, inananlar için bir örnek. Kur'an'da Hz. Muhammed'in(a) örnekliği, "Ey İnananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'ı ve ahireti arzu eden ve Allah'ı çokça anan kimseler için Allah'ın Elçisi en güzel örnektir(33:21)" ayetiyle anlatılıyor. O, sadece bir Peygamber değildi. Aynı zamanda aile reisi, eş, akraba, dost, yoldaş, komşu, tüccar, devlet adamı, diplomat, hayvansever, hakim ve öğretmendi. Hz. Muhammed(a) öte yandan gerektiğinde bir komutandı. O'nun öğretisi ve mesajları insanlığın ortak kazanımları açısından etkili ve önemliydi. İnsandaki saf yaratılışı ortaya çıkarmaya teşvik eden tevhidi öğretinin sütunları barış ve adaletti. İyilik ve kötülük, savaş ve barış, kardeşlik ve düşmanlık, şirk ve tevhid, adalet ve zulüm, sevgi ve nefret çizgileri insanlık tarihinde hep mücadele içinde oldu. Allah, Kur'an-ı Kerim'de insanın temiz yaratılışına dikkat çekerek, insanlar arasından bir topluluğun hep iyiliğe ve hayra davet etmelerini emrederek, "Siz insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz(Al-i İmran 110)" demektedir.

Hz. Peygamber'i diğer nebilerde ayıran bir niteliği ise, hayatının detaylı olarak kaydedilmesi. Veda Hutbesi'nde bulunan yüz bin kadar Müslüman'ın önemli kısmı O'nunla temas etmişti. Hadisler titizlikle ayıklanarak toplandı, bir bilim dalı olarak gelişti. Hadisler, başta Kur'an'ın onayı ve coğrafya, tıp, fıkıh, etnoloji, tefsir gibi bilim dallarıyla denetlendiği için hayatına ilişkin bilgilerin tahrif edilmesi çok zor. Örneğin, bir konuda yalan söylediği kanıtlanan birinin Hz. Muhammed(a) hakkındaki rivayeti geçersiz kılıyor. Hz. Peygamber'in diğer dinlere mensup olanlara karşı tutumu insanlığın bugünkü seviyesinin üzerinde. O, iman etmenin temeline özgür iradeyi yerleştiren bir dini temsil etti. Bu husus Kur'an'da "dinde zorlama yoktur. Şüphesiz doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır(Bakara 256)" şeklinde belirtiliyor. Ğaşiye Suresi'nde ise Hz. Peygamber'e hitaben, "Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara zor ve baskı kullanacak değilsin" denilmektedir. O'nun Necranlı Hıristiyanlarla ilgili beyannamesi, farklı dinlere mensup toplulukların barış içinde yaşamaları bakımından öğretici.

NECRAN BEYANNAMESİ

Hz. Peygamber'in adalet ve şefkatle yaklaştığı Necran Hıristiyanları Bizans İmparatoru Justinyen'in zulmünden kaçmışlardı. Hıristiyan müminler Yemen'deki Yahudi Kralı Zu Nuvas tarafından ateş çukurlarına atılıp yakılmışlardı. Necranlıların hikayesi Kur'an'da Buruç Suresi'nde anlatılıyor. Yakıldıkları yer, Medinet'ul Uhdud (Çukurlar Şehri) olarak tanındı. Merhum Prof. Muhammed Hamidullah, Hz. Ömer'in, Hıristiyanların anısını yaşatmak için ateş çukurlarının bulunduğu yerde cami inşa ettirdiğini naklediyor. Hz. Peygamber'in Necranlılara gönderdiği beyannameden bir parça şöyle: "Necran Hıristiyanları ve civarda yaşayanların canları, malları, inançları, Allah'ın ve Resulü'nün teminatındadır. Burada bulunanlar, bulunmayanlar ve diğerlerine, örf, adet ve ibadetlerine karışılmayacak; hakları ve imtiyazları korunacak; ne bir rahip manastırından, ne bir papaz papazlığından uzaklaştırılacak. Herkes, bundan sonra da işine devam edecek; hiçbir Haç tahrip edilmeyecek; onlara zulmedilmeyecek, onlar da zulmetmeyecek; cahiliye devrindeki gibi kan davası gütmeyecek; onlardan öşür alınmayacak, toprakları üzerine hiçbir askeri birlik ayak basmayacak. Onlar arasında hiç kimse, bir başkasının işlediği suç ve yaptığı haksızlıktan mesul tutulmayacaktır."

Krallara elçiler gönderdi

Hz. Muhammed(a), Habeşistan, Bizans, Mısır ve İran krallarına mektuplar gönderip İslam'a davet etti. Mektuplarda, "İslam'ı kabul edersen selamet bulursun, şayet Allah'ın bu mesajından yüzçevirirsen bütün tebaanın günahı üzerine olacaktır" deniliyor, Mektuplara Al-i İmran Suresi'den bir ayeti yazdırıyordu: De ki:"Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye (tevhide) gelin, Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim. O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da bir kısmımız(diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız."

George Bush: "Benzersiz bir devrim"

Hz. Peygamber'in 23 yıllık risaletini Batılı pekçok yazar "eşi benzeri olmayan bir devrim' olarak niteliyor. ABD Başkanı George Bush, Haçlı Seferlerini çağrıştıran cümleler sarfederken, bir başka Geoge Bush, 1830'da yazdığı "The Life of Mohammed" kitabında "Hıristiyanlık da dahil, tarihte hiçbir devrim, Muhammed'in bildirdiği nizamın doğuşu, gelişmesi, ilerlemesindeki kadar medeni dünyada büyük değişikliklere neden olmamıştır" diyor.

  DİĞER BÖLÜMLER
  • 2. Bölüm : Yoksulların sığınağı yüce kalpli Resul
  • 3. Bölüm : İnsanların en zarifi
  • 4. Bölüm : Irkçılığı ayaklar altına aldı
  • 5. Bölüm : Kimseye onun kadar itaat edilmedi
  • Geri dön   Yazdır   Yukarı


    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi