T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D İ Z İ 3 MART 2006 CUMA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Peygamberimiz: Sevgi ve rahmet elçisi
Abdullah MURADOĞLU


Yoksulların sığınağı yüce kalpli Resul

Hz. Muhammed(a) Allah'ın elçisi sıfatıyla Mekke ve Medine'de yeni bir medeniyeti inşa ederken, hiçbir melik ve kralın sahip olmadığı saygınlığı kazandı. Çünkü, O ne bir melik gibi davrandı ne de bir kral gibi yaşadı. O, insanlara eşref-i mahlukat olarak bakan yüce kalpli bir Resul'dü

İnsanlığa sevgi ve rahmet elçisi olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed(S.A.V.), gündelik yaşamında sıradan insanlar gibiydi. O kendisinin övülmesine karşı, "Sadece Allah'ın resulü deyiniz" diyerek uyarılarda bulunmayı ihmal etmezdi. Türkçe Mevlit müellifi Süleyman Çelebi'nin de dediği gibi "Bütün düşkünlerin elinden tutan, hür ve köle herkesin sığınağı" olan Hz. Muhammed, Cahiliye Devri'nde "Muhammed'ul-Emin" sıfatıyla anılıyordu. Yoksullara ve düşkünlere el uzatan Hz. Muhammed(a) peygamber olmadan önce bile, aldatılan insanların sığınağı ve koruyucusu idi.

AY ATLASTAN RENGE BÜRÜNMÜŞTÜ

O Hira'da vahiyle ilk kez yüzyüze geldiğinde duyduğu ürperti yüzünden evine dönüp, eşi Hz. Hatice'ye "Beni örtülerle sarın" dedi. Bir süre sonra kendine geldiğinde eşine olayı anlattı. Hz. Hatice O'na, "Şad ol ve sebat et! Hatice'nin alın yazısını elinde tutan Zat-ı Kibriya'ya yemin ederim ki senin bu ümmete peygamber olmanı umuyorum. Cenab-ı Hak seni asla hor düşürmez. Sen soy hakkını tanırsın, sözün doğrusunu söylersin, başkalarının derdini yüklenirsin, misafiri ağırlarsın ve güçlüğe uğrayanlara yardım edersin" diyerek teskin etti. "Fahrialem / Hz. Muhammed'in Hayatı" isimli kitabında Zeynel Abidin Rahnuma, Hz. Peygamber'in vahiyle ilk temasını şu sözlerle betimler:

"Ramazan'ın on yedinci gecesinde, ay atlastan bir renge bürümüştü Nur Dağı'nı. Kuşlar yuvalarından uçmamış, gökyüzünden yeryüzüne kurşuni renkli eteğini seren ağır sükuneti henüz herhangi bir ses ve hareket bozmamıştı. Ay hareket etmiyor gibiydi. Sanki her şey yerine çiviyle çakılmıştı. Gök Hira'ya o kadar yaklaşmıştı ki, sanki biri elini uzatsa tüm yıldızları boncuk gibi toplayıp genç kızlara gerdanlık yapabilirdi. Hava nurdan daha latif, yer gökten daha hafifti. Bu eski dünyanın son sabahı, yeni dünyanın ilk fecriydi..."

KRAL GİBİ DAVRANMADI

Hz. Peygamber, cahiliye toplumunun içinde erdemli yaşamıyla herkesin saygısını kazanmış bir kişilikti. Putperestlikten ve kavminin bütün kötülüklerden uzak yaşamıyla dikkat çekiyordu. Hz. Peygamber'in vahiyle şereflenmesiyle birlikte, zaten temiz olan yaşamı zirveye ulaşıyordu. O Allah'ın elçisi olarak yeni bir medeniyet inşa ederken, hiçbir melik ve kralın sahip olmadığı saygınlığa sahipti. Çünkü, O ne bir melik gibi davrandı ne de bir kral gibi yaşadı. O, insanlara eşref-i- mahlukat olarak bakan yüce kalpli bir Resuldü. Mısırlı devlet adamı ve müellif Muhammed Heykel, 'Hz. Muhammed Mustafa' isimli eserinde, "Mucizelere bakmadan ve bunları beklemeden inananların örneği, Hz. Peygamber'in hayatında O'na inananlardır. Çünklü tarih bunlardan herhangisinin mucize istediği ve mucize görerek inandığını kaydetmemiştir. Bunların imana gelmelerine saik olan biricik amil, Allah'ın vahyini peygamberin dilinden dinlemeleriydi. Bizzat peygamberin hayatı, yüksekliğin zirvesinde olan bir örnekti. Ve insanlara iman telkin eden örnek bu idi."

ERDEMLİLER İTTİFAKI VE İLK YAZILI ANAYASA

Merhum Prof. Muhammed Hamidullah da "İslam Peygamberi" eserinde "İlk günden itibaren O'nun öğretimi Allah'ın birliği ve vahdaniyyeti inancına ve iyilik yapma, başkalarının yardımına koşma ve diğerkam olma tatbikatına oturtulmuş bulunuyordu" diyerek Rabbani sistemin temelini izah ediyor. Prof. Hamidullah, Hz. Peygamber'in sadece soyut ahlaki ilkeler vazetmediğini, bu ilkelerin yaşama geçirilmesi için düzenlemeler yaptığını naklediyor. Bu düzenlemeler, Medine'deki gayr-i müslimlerin de katılımıyla gerçekleşiyordu. Merhum Hamidullah şöyle devam eder: "Muhammed(a), Müslüman sahabileri ile olduğu kadar gayrı müslim Medinelilerle durumu iştişare etti. Hepsi Enes'în evinde toplandılar ve bir Şehir-Devlet yapısı ortaya çıkarma hususunda anlaştılar. Bu devletin anayasası yazılı bir biçimde tespit edilip vazedildi ki bu anayasa metni, sevinerek söyleyelim ki bir bütün halinde bize kadar ulaşmış bulunuyor. Bu anayasa, ilk İslam Devleti'nin anayasası olmasından başka, aynı zamanda yeryüzünde bir devletin vazettiği ilk yazılı anayasa olma hususiyetine de sahiptir." Merhum Hamidullah'ın zikrettiği olay, Hılf'ul Füdul(Erdemliler İttifakı yahut Medine Sözleşmesi) olarak bilinir. Bu sözleşme, anayasacılık, cumhuriyetçilik, temel hak ve özgürlükler ile toplumsal sözleşme hukukunun en somut ve bilinen ilk örneği olması bakımından müslümanların iftihar vesilesidir.

KANDİL GİBİ AYDINLATIYOR

Hz. Peygamber, vahyi iletmenin dışındaki nitelikleri de mükemmel insan tipinin en güzel örneği. Siret Ansiklopedisi hazırlayan Afzalur Rahman şöle diyor: "O'nun şahsiyeti, insan hayatını her yönüyle ve her sahada aydınlatır. Davranışları insanlar için mükemmel bir örnektir. O, hayatı boyunca, her insan gibi beşeri duygularla, arzularla, acılarıyla, zorluklarıyla pek çok durumla karşılaşmıştır. Fakat O'nun ahlakı hep kusursuzdu. O tam bir fazilet ve adalet sahibi, insani hata ve zaaflardan ari bir insandı. O'nun hayatının hangi meslek ve işte olursa olsun, kadın-erkek her çağdaki insanın, ferdi hayatlarında olduğu gibi toplımsal hayatlarında da mutluluk ve selamete ulaşabilmek için uyması gerekli mükemmel bir örnek olduğu görülecektir" diyor.

Zaman O'nu doğruladı

Hz. Muhammed'in hayatı, bir insanın varabileceği yükselmeye götüren insani bir hayattır ve onun için iman yoluyla, yararlı işler ve başarılar vasıtasıyla kemale ermek isteyen insanlar için en güzel örnektir. Onun hayatı peygamberlikten önce, gerçeklik, şeref, güven bakımından dillerde destandı. Peygamberlikten sonra ise Allah yolunda, hak ve hakikat uğrunda feragatin en yüksek örneği idi. Kendisi bu feragat dolayısıyla hayatını nice defalar tehlikeye atmış ve ölümden zerre kadar yılmamıştı. Halbuki milleti onu caydırmak için neler yapmamış ve ona ne büyük servetler ve daha neler sunmak istememişti. Bu hayatın eriştiği yüksekliğe başka bir hayat erişmemiştir. Çünkü O'nun hayatı tamamiyle yüksekti. O'nun hayatı ezelden ebede kadar kainatın hayatıyla temas etmiş, Allahın lütuf ve inayetiyle yaratanın varlığıyla temas etmişti. Bu temas olmasaydı ve o Peygambelik vazifesini ifa için tam gerçeklik göstermeseydi, asırlar onun söylediklerinin hiç olmazsa birini çürütürdü. Fakat onun gönderilmesinden 1380 yıl kadar geçtiği halde onun Allah adına bildirdikleri hakikat ve hidayet rehberidir.

Muhteşem bir mimarî

"Onun, geride bıraktığı aşk, vecd, cehd, hamle, ölçü, usul, sistem ve titizlik o kadar büyük oldu ki, İslâm âlimleri, imkânlar âleminin semasında, kehkeşandaki toz yıldızlara kadar nisbet ve kıyas hattı çekilmemiş hiçbir nokta bırakmadılar. Bugün de, en fazla, insaflı Garp âlimlerinin hayran olduğu bütün bir ölçü mimarisi, O'ndan birkaç asır sonra hemen kuruldu.Büyük İslâm âlimlerinin omuzlarında duran bu muhteşem mimarîye, bir zerrecik insaf sayesinde kâfir olarak da hayran kalmamak mümkün değildir."

  DİĞER BÖLÜMLER
  • 1. Bölüm : Hz. Muhammed(a) imtiyazları kaldırdı
  • 3. Bölüm : İnsanların en zarifi
  • 4. Bölüm : Irkçılığı ayaklar altına aldı
  • 5. Bölüm : Kimseye onun kadar itaat edilmedi
  • Geri dön   Yazdır   Yukarı


    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi