AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
Habil'le Kabil'in mekanında

Suriye Basın Enformasyon Bakanlığı'nın davetlisi olarak gittiğimiz Şam'da dolu dolu dört gün geçirdik. Binbirgece Masalları'nın çoğunun bu beldede geçtiği rivayet edilir. Şam'a girdiğinizde tam bir Anadolu rüzgarının estiğini görüyorsunuz. Sokaklarda, caddelerde alış veriş merkezlerinde herhangi bir Anadolu kentinin nefesini soluyorsunuz adeta. Daha önce de Batı ülkelerine gitmiş bir kişi olarak aynı havayı oralarda teneffüs edememiştim açıkçası. Soğuk geliyor Batı insanı. Ama Doğu insanında bir sıcaklık, bir samimiyet, dostane bir ilişki var. Doğu'yla Batı'yı kıyasladığınız zaman bunu hemen farkediyorsunuz. Dört gün boyunca Şam'da gezilmesi, görülmesi gereken tarihi, turistik, mekanların çoğunu gezdik gördük. Beş kişilik Türkiye ekibinde başta gazetemizin yazarı Hüsnü Mahalli, TV 5'ten Metin Mutanoğlu ve kameraman Kubilay Yalçın, Bulgarian National Television'un Türkiye temsilcisi Nihal Özergan'la birlikte dolu dolu günler geçirdik Bilad-ı Şam'da. Tabii ki Basın Enformasyon Bakanlığı'nda görevli Ahid M. Ebuzeyid'in mihmandarlığında.

Şam'a gittiğimiz ilk gün uçaktan iner inmez, doğru Kaysun Tepesi'ne çıktık. Şam ayaklarınızın altında. Hele geceleri ışık, ayrı bir hava katıyor o mukaddes beldeye. Kaysun'la ilgili anlatılan rivayetlere göre, onun bir nehir olduğu, bu tepede Hz. Adem'in oğullarından Kabil'in Habil'i öldürdüğü ve aşağıya attığı ve ondan sonra 'bunu ne yapacağım' diye düşündüğü bir sırada gökten yere inen bir kuşun yerde bir kuşu öldürdüğü ve daha sonra da onu gömdüğü söyleniyor. Bunu gören Kabil'in de kuştan esinlenerek kardeşini gömdüğü rivayet ediliyor. İnsanın işlediği ilk cinayetin bu mekanda gerçekleşmiş olması bir an içimi ürpertiyor. Hele bir de Şam'ın her iki yanında savaş devam ediyorken...

Külliye kendine uzanacak yardım elini bekliyor

Gezimizin ikinci gününde Süleymaniye Külliyesi'ndeyiz. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1524'de Mimar Sinan'a yaptırılmış ve 1978'den itibaren bir kısmı müze olarak kullanılmaya başlanmış olan Külliye'nin içinde 1987'de Rus-Suriye işbirliğiyle uzaya gönderilmiş Soyuz füzesinin kapsüllerini görüyorsunuz. Avluya girdiğinizde sizi Hafız Esad'ın devasa bir heykeli karşılıyor. Arka bahçede tam caminin duvarına bakan tarafta Sultan Vahdeddin'in son derece sade ve bakıma muhtaç kabri. Bu sade mezarda bir zamanlar yedi düvele başeğdirmiş imparatorluğun son temsilcisinin yattığına inanmak zor.

Vahdeddin'in mezarı ve külliyenin restorasyonu için Türk yetkililere defalarca yapılan müracaatlara rağmen, henüz olumlu bir cevap alınamamış. Ancak geçtiğimiz günlerde Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın Suriye ziyaretinde restorasyon meselesi yine gündeme gelmiş ve Arınç, 'Dilekçeyle müracaat edin gerekeni yapalım' cevabını vermiş. Şimdi külliye kendisine uzanacak eli bekliyor.

1299 yıllık mabed: Emevi Camii

Daha sonraki durağımız Emevi Camii. 705 yılında inşa edilmiş. Kilise iken Emeviler tarafından camiye çevrilmiş. Şam'ın göbeğinde insanları ibadete çağıran muhteşem bir yapıt burası. Tam 1299 yıldır dimdik ayakta. Kimlere beşiklik etmemiş ki bu ulu mabed. Bizim Mısırçarşısı'nı andıran Sultan Abdulhamid tarafından yaptırılan Hamidiye Çarşısı'ndan gidip girdiğimiz bu ulu mabedde Hz. Yahya (A.S)'nın mezarı var. Minarelerinden birine 'Akminare' deniyor ve buraya Hz. İsa'nın ineceği rivayet ediliyor. Avluya girdiğinizde sol tarafta Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehit edildikten sonra başının defnedildiği bir mekan var.

Orası da özellikle Şii ziyaretçilerin akınına uğruyor. Emevi Camii'nin avlusuna girdiğinizde hemen sağ tarafta adeta iskemle üzerine oturtulmuş gibi bir yapıt görürsünüz. Burası Beyt-ül Mal yani hazine dairesi. 8 anahtarı bulunan bu mekanın anahtarlardan birisi Şeyh-ül İslam'da diğerleri de padişah ve yardımcılarında bulunuyordu. Caminin bir başka özelliği de 4 mezhebin mensupları (Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafiiler) aynı anda namaz kılabiliyorlar. Tabii ki camiye girmeden önce Selahaddin Eyyubi'nin mezarını ve türbesini de ziyaret etmek mümkün.

Aramilerin beldesi: Maaloula

Gezimizin bir sonraki durağı ise Aramice'nin yani Hz. İsa'nın dilinin konuşulduğu tek belde olan Maaloula. 2 bin yıldır Müslümanlarla Hristiyanlar'ın birlikte sükunet içinde yaşadıkları bir belde. Maaloula'da 3'ü Hristiyan 2'si Müslüman olmak üzere toplam 5 köy var..

BUSRA'YI GÖRMEMEK OLMAZ

Suriye'ye gidip Busra'yı görmeden dönmek olmazdı elbette. Öyle dedi mihmandarımız sevgili Ahid. Busra, 2 bin yıllık antik kentin bulunduğu bir mekan. Anlatılanlara göre, kent eski dönemlerde volkanik bir dağmış. Kentin üzerindeki örtü kaldırılınca dev bir antik tiyatro çıkmış ortaya. 'Busra Antik Tiyatrosu' denilen yer bizim Ege bölgesindeki antik tiyatroları andırıyor. İmparator Troyan tarafından yaptırılan tiyatronun etrafı, daha sonra Selahaddin Eyyubi'nin emriyle Haçlılara karşı kalelerle örülmüş. Kentin hemen arka tarafında Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)'in amcası Ebu Talib'in ticaret yaparken kervanlarını dinlendirdiği yer Buheyra Manastırı bulunuyor. Rivayet edilir ki; yine bir gün Ebu Talip kervanla buradan geçerken istirahat için durur. Peygamberimiz de dışarda develeri beklemektedir. Rahip Buheyra, dışarı çıkar ve henüz 10-12 yaşında olan Peygamberimizi içeri alır ve amcası Ebu Talib'e, "Ben bulutların bu çocuğu gölgelediğini gördüm" der, omuzunu açar ve 'Peygamberlik mührü'nü görür, tekrar Ebu Talib'e dönerek, "Bu çocuk gelecekte büyük bir adam olacak. Buna sahip çıkın" diye uyarır.

 

Diğer Bölümler
2



 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Kadir Demirel


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED