Gündem"Suud-Faysal mücadelesi"

"Suûd-Faysal mücadelesi"

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... Taha Kılınç, Körfez'de yaşanan gelişmelere işaret ettiği "Çıkmaz sokak" başlıklı yazısını köşesine taşıdı. Mehmet Acet, Yasin Aktay, Nedret Ersanel ve Özlem Albayrak da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Haber MerkeziYeni Şafak
​Yasin Aktay, Özlem Albayrak, Mehmet Acet, Taha Kılınç, Nedret Ersanel
​Yasin Aktay, Özlem Albayrak, Mehmet Acet, Taha Kılınç, Nedret Ersanel

Taha Kılınç, Mehmet Acet, Yasin Aktay, Nedret Ersanel ve Özlem Albayrak'ın yazılarının en dikkati çeken bölümleri:

0. Taha Kılınç: Çıkmaz sokak

Suudi Arabistan’ın kurucu kralı Abdulaziz’in 1953’teki ölümünden hemen sonra, yerine geçen en büyük oğul Suûd’la kardeşi Faysal arasında amansız bir güç mücadelesi baş göstermişti. Petrol gelirlerinin ülkeye akmaya başladığı bir zamanda tahta oturan Suûd, müsrif yaşantısı sebebiyle eleştiri oklarının hedefindeydi. Kraliyet ailesinin içinden de destekçilere kavuşan Faysal, ağabeyini zaman içinde saf dışı bırakacak, nihayet ulemânın onayıyla 1964’te tahta oturacaktı. Kral Suûd’un kardeşi lehine tahttan indirilmesi, ülke tarihinde de bir ilk olacaktı.

Suûd’la Faysal arasındaki kapışma kraliyet ailesini içeriden iki ana kampa ayırmıştı. Zamanla Suûd’un destekçileri azalsa da, ayrışma çok keskin ve derindi. Ulemâ sınıfının tahttan indirmeye onay verdiği 1964’teki nihai karar anında bile, Faysal’ın karşısında bazı kardeşleri duruyordu. Bunlardan biri Musâid bin Abdulaziz’di. Musâid’in oğullarından Faysal, kendisiyle aynı ismi taşıyan amcası Kral Faysal’ı 25 Mart 1975’te Riyad’daki sarayında vurarak öldürecekti.

Taha Kılınç'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Mehmet Acet: “Ordu Kemalistlere değil millete emanet ediliyor”

Pazartesi günü burada “Kemalistler TSK’yı yeniden ele geçirmeye mi çalışıyor” diye bir soru ortaya atmıştım. Orduyu yeniden ‘rejim bekçiliği’ pozisyona taşımaya çalışan iradeden söz edip, FETÖ’nün tasfiyesiyle boşalan yerlere kimler geliyor diye sorduk. Ülkenin geleceği adına hayati niteliği olan bu soruyu durduk yere gündeme aldığımızı söyleyemem. Son dönemde Kemalist çevrelerin Atatürk tartışmalarını köpürterek kendilerine devlet içinde alan açmaya çalışmaları o kadar dikkat çekici hale gelmişti ki. Referansımız, çıkış noktamız işte böyle bir bağlama oturuyordu.

Zaten o çevreler hemen üzerlerine alındılar. Nasırlarına basınca anında tepki verip, en iyi bildikleri yöntemle, yani yazdıklarımızın ana fikrini çarpıtarak algı operasyonu çekmeye kalktılar. Kusura bakmasınlar yemezler…

Mehmet Acet'in yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Yasin Aktay: Kudüs’e neden gitmeli?

En son Kudüs üzerine yazımızı, Kudüs’e son Siyonist saldırının gerçekleştiği Temmuz ayında şöyle bitirmiştik: “Kudüs’ün ahvali her zaman dünya ahvalinin özetidir. Kudüs dünyanın aynasıdır. Kurtuluş Kudüs’te başlar veya Kudüs’te tamamlanır.

Dünyadaki zulmü, çarpıklığı olduğu gibi bırakıp Kudüs’ü özgürleştirmek mümkün değil. Kudüs’ü kurtarabilmek için dünyadaki bu adaletsizliklere son vermek gerek. Dünyada düzen değişmedikçe Kudüs’te hiçbir şey değişmez, kendimizi kandırmayalım. Kudüs’ün bugün bu işgalin altında kalmaya devam etmesi, dünya düzeninin ısrarla ve inatla siyonizme hizmet eden bir tarihe, bir uluslararası düzene çalışıyor olmasının sonucudur. Dünyanın beşten ibaret sayılmasının neticesidir. Ama hepsinden de öte Kudüs’ün bugünkü durumu, 1,5 milyardan fazla Müslümanın, Müslümanca yaşamıyor olmasının, kime dost kime düşman olacağını bilmiyor olmasının bir yansımasıdır.”

Yasin Aktay'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Nedret Ersanel: Rusya Türkiye’yi satar mı?

ABD Başkanı Trump ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in Vietnam’da Suriye üzerinde vardığı mutabakata Ankara’nın verdiği cevap ortada... Hatta, Beyaz Saray-Kremlin arasında geliştirilen bu uzlaşının, Trump’ı kuşatan muhalefetten gizlice hazırlandığı dahi söyleniyor. Trump’ın Asya/Çin turunun sonunda Putin ile ayak üstü görüşüp görüşmeyeceği dahi belirsizken, tarafların üzerinde haylidir çalıştığı bir metnin ortaya çıkması o demek ve “Aslan’ın payı”nı istemesidir... (Yine de işaretler vardı: ‘Syria Deal Could Be Announced After Trump-Putin Meeting Friday’, 10/11, Sputnik.)

Bu yüzden, başlığa gayet sade bir yanıt: başta ABD, genel olarak Batı’nın tamamına ait ülke ve bağlı küresel kurumlar, Türkiye dahil, şartlar geliştiğinde herkesi satabilirler. Sürpriz olmaz ve esasen son 15 yılın Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin itiraz ettiği, ‘reel-politik’ ahlaksızlığı da budur...

Nedret Ersanel'in yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Özlem Albayrak: Suudi Arabistan vatandaşı robot Sophie

Haberi biliyorsunuz. Suudi Arabistan ilk insansı robot olan Sophia’ye vatandaşlık verdi. Hong Kong merkezli bir şirket tarafından üretilen ve Holywood yıldızı Audrey Hepburn’ün yüzünü taşıyan robot ise, kendisiyle yapılan röportajda zekasını insanlara daha rahat bir hayat sağlamak için kullanmak istediğini, insanlarla empati kuracağını belirtti. Sophia bir soru üzerine kendisine iyi davranılırsa insanlara iyi davranacağını; kendisine kötü davranılırsa, onlara kötü davranacağını söyledi.

Bir robota, bilinç sahibi insanlara verilen ayrıcalıklardan biri olan vatandaşlık verilmesindeki tuhaflığa mı değinmeli, bunu yapanın ömrünü hayatını kazanmak için o topraklarda harcamış mülteci işçilere vatandaşlık vermeyen, -ne vatandaşlığı- neredeyse hiçbir hak vermeyen Suudi Arabistan olmasını garip karşılamalı, bilemedim. Robot, Suudlu bir bilim adamı tarafından, Suudi Arabistan’ın teknolojik imkanlarıyla yapılmış olsa, bir nebze –o da bir nebze- “vatandaşlık” durumu anlaşılabilir; ama petrole olan güvenin azalmasından sonra, gelir kaynaklarını teknolojiye kaydırmak gibi bir karar alındıysa bile, teknolojide ilerlemenin yolu, -Suudların şimdiye dek hep yaptığı gibi- onu satın almak, tüketicisi olmak değildir ki; üretmektir.

Özlem Albayrak'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız: