https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Hayat Aklımızın ve bilincimizin sömürgeleştirilmesi

Aklımızın ve bilincimizin sömürgeleştirilmesi

Özgürlük, bağımsızlık, nihai bir tercihte bulunarak, kendimizi ve koşullarımızı değiştirmek üzere eyleme geçtiğimizde başlar. Tarih boyunca, yalnızca bekleyerek hiç bir şey kazanıldığı görülmemiş ve duyulmamıştır. Nihai tercihte bulunma iradesi gösteremeyen bir toplumun özgürlüğünden söz edilemez. Her düşünce, tecrübe edilebilir olduğunda değer kazanır.

Haber Merkezi Yeni Şafak

ATASOY MÜFTÜOĞLU

İslam dünyası toplumlarında, yanılsamalarla dolu bir gelenek, dini ve politik popülizmler yoluyla, duygusal baskılar ve propaganda yoluyla “bilinç” oluşturmaya çalışıyor. Bilincin hangi yolla olursa olsun şeyleştirilmesi, şeyleştirilmeye çalışılması, toplumlarımızda yıkıcı bir baskın kültüre dönüşerek, insanların özgürlüklerini ve özne’liklerini kaybetmelerine neden oluyor. Bilincin şeyleştirilmesi, bireylerin özgüven ve özfarkındalıklarını, derin kavrayış yeteneklerini yitirmeleriyle sonuçlanıyor. Bu durumun, eleştirel tefekkürün sonu anlamına geldiğini maalesef görmüyoruz, göremiyoruz.

DUYARSIZ VE ETKİSİZ HALE GETİRİLİYORUZ

Günümüzde toplumlarımız, dini-politik popülizmler yoluyla denetleniyor; toplumsal/siyasal istikrar bu popülizmler yoluyla sağlanıyor. Bu istikrar, tek akla bağlı, tek boyutlu, tek sesli bir topluma işaret ediyor. Toplumlarımızda muhalif bir bilince, düşünceye, kültüre hayat hakkı tanınmadığı için Müslümanlar hem düzenle, hem de devlet politikalarıyla bütünleşmekte bir mahzur görmüyor. Her toplumda, her kültürde, insanlar popülizmler yoluyla istismar ediliyor, kullanılıyor, kullanışlı nesneler haline getirilebiliyor.

REKLAM

Günümüz dünyasında Müslümanlar, popülizmler aracılığıyla temel İslami meselelere karşı, temel sorumluluk ve yükümlülüklere karşı bütünüyle duyarsız ve etkisiz hale getiriliyor, getirilebiliyor. Politik ve dini popülizmlerin kurumsallaştırılarak yükselişi, geçmişin günümüzün pragmatik ihtiyaçları doğrultusunda ve hamaset temelinde yeniden icadına yol açıyor ve böylece bütün tarihsel birikimimiz dejenere ediliyor. Günümüzde kitleler bir yanda popülizmler yoluyla kontrol edilirken, bir diğer yanda da sahte tüketim ihtiyaçlarını kışkırtan tüketim kültürü aracılığıyla kontrol ediliyor.

AMERİKAN-AVRUPA PROJESİNE MARUZ KALDIK

İslam dünyası toplumları, maruz kaldıkları ya da maruz bırakıldıkları popülizmler nedeniyle, galiplerin, müstekbirlerin, emperyalistlerin imajı ve çıkarları doğrultusunda üretilen modern tarihe İslami tarih bilinciyle cevap vermeleri gerekirken, bunu yapmıyor, yapamıyor. İslami tarih bilincine dayalı bir cevap yerine hamasete dayalı, milliyetçiliğe dayalı bir tarih yaklaşımıyla cevap vermeye çalışıyor. Yine aynı nedenlerle, bilimsel ve toplumsal “ilerleme” ideolojisinin barbarlığa dönüşmesi karşısında da sessizliğimizi sürdürüyoruz. Bilimsel bilginin, mitsel bir tahakküm biçimine dönüşerek, hesapçı bir araçsallıkla, mekanik bir insan algısı oluşturduğu gerçeği, tartışma konusu bile yapılamıyor.

REKLAM

Türkiye, Türkiye’de düşünce hayatı, kültür hayatı, sanat ve edebiyat hayatı, politik hayat ve ilahiyat hayatı, dini ve politik popülizmler yoluyla varlığını sürdürdüğü için; varoluşlarını neredeyse tamamen bu tür popülizmlere borçlu oldukları için; bu popülizmler, konformizmler, romantizmler, nostaljiler, muhafazakârlıklar, gelenekçilikler, görenekçilikler, kabilecilikler, milliyetçilikler ve mezhepçilikler olmaksızın yirmibirinci yüzyılda etkili olabilecek, yankı uyandırabilecek ve dönüştürücü olabilecek bir dil/bilinç/algı oluşturma yeteneğinden, ufkundan, birikiminden yoksun oldukları için; Nurculuk ve Neo-Nurculuk aracılığıyla, Müslüman aklın/bilincin/duyarlığın/hassasiyetin/duruşun/tarzın/tavrın bütünüyle parçalanmasına, işlevsiz kılınmasına, yozlaştırılmasına ve bayağılaştırılmasına yönelik kapsamlı bir Amerikan-Avrupalı projesini görmemiş, hissetmemiş, algılamamış; bu nedenle de bu projenin kullanışlı bir parçası haline gelmiş, zaman zaman bu projeyi tebcil/takdir/takdis etmiş ve bütün bu saydığım patolojiler sebebiyle de meş’um 15 Temmuz saldırısına maruz kalmıştır.

REKLAM

Fiziksel boyutu akamete uğratılan bu meş’um girişimin bir Amerikan-Avrupalı projesi olduğu gerçeğiyle hiç bir hesaplaşmaya gidilmeyerek, sadece bu projenin çok aşağılık araçlarıyla, nesneleriyle uğraşmak, kuşkusuz, çok yanıltıcı sonuçlar verecektir. Müslüman aklın, bilincin, bilginin, duyarlığın, algının, hassasiyetin sömürgeleştirilmesiyle ilgili olan Amerikan-Avrupalı projesinin hangi ölçüde başarıya ulaştığını görebilmek içinse, karşı karşıya bulunduğumuz tarihsel felaketlerin neden olduğu trajedilere ve toplumlarımızın hal-i pür melaline dikkatle bakmak yeterli olacaktır.

BEKLEYEREK HİÇBİR ŞEY KAZANILMAZ

Özgürlük, bağımsızlık, nihai bir tercihte bulunarak, kendimizi ve koşullarımızı değiştirmek üzere eyleme geçtiğimizde başlar. Tarih boyunca, yalnızca bekleyerek hiç bir şey kazanıldığı görülmemiş ve duyulmamıştır. Nihai tercihte bulunma iradesi gösteremeyen bir toplumun özgürlüğünden söz edilemez. Her düşünce, tecrübe edilebilir olduğunda değer kazanır. Geçmişte tecrübe ettiğimiz, bugün tecrübe edemediğimiz, tecrübe etmekten alıkonulduğumuz, tecrübe etmeye cesaret edemediğimiz İslami hayat tarzının ve dünya görüşünün geçmişteki başarılarıyla avunuyoruz. İslami kolektif bilincin somut bir gerçekliğe dönüşmesi durumunda, hem umut üzerinde hem de gelecek üzerinde konuşmaya başlayabiliriz. İktidar ve para merkezinde şekillenen statülerin gerçek bir varoluşun ifadesi olamayacağı bilinen bir gerçektir. Maruz kaldığımız seküler değişimin temel unsurlarını analiz edebilecek kadrolara sahip olmadığımızı ne pahasına olursa olsun itiraf etmeliyiz.

REKLAM

Geleceğe yönelik ölçüsüz maddi uğraşlar, maddi ilgiler ve yoğunluklar, geleceğe yönelik sınırsız ihtiraslar ve yoğunluklar, bir yanda ahlaki/manevi varoluşu imkansız kılarken, bir diğer yanda da hepimize ölümü unutturuyor. Ölüm bize, hayatın ve tarihin içerisinde, sınırlarımızı, ölçülerimizi, sorumluluklarımızı hatırlatır. Hayatımızı, varoluşumuzu ölüm bilinciyle bütünleştirmiş olsaydık, bugün büyük tükenişe, çürümeye ve popülizme boyun eğmeyecektik.