https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Hayat Ey Kudüs

Ey Kudüs...

İlk kez 1972 yılında yayınlanan ve o günden sonra kült esere dönüşen “Kudüs... Ey Kudüs” Türkçe yeni baskısıyla raflarda. Kitap, Kudüs ve Filistin meselesine kafa yoran okuyucuyla dikkat çekici bilgiler paylaşıyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Ey Kudüs...
Ey Kudüs...

Sernur Yassıkaya

Birkaç hafta önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı bir konuşmada, İsrail’in işgal altında tuttuğu Filistin’de inşa ettiği yasa dışı yerleşimlerden hiçbir koşul altında çekilmeyeceğini ilan etti. Netanyahu’dan birkaç gün sonra hükümetteki koalisyon ortağı aşırı sağcı Yahudi Evi Partisi lideri ve Eğitim Bakanı Naftali Bennett daha da ileri giderek “bir Filistin devleti asla kurulamayacak” iddiasını dile getirdi. Hem Netanyahu’nun hem de Bennett’in sözleri aslında Filistin topraklarının Birleşmiş Milletler tarafından paylaştırılması öncesi ve sonrasında şiddeti tek çözüm gören İrgun terör örgütünün hedefleri ile paralellik arz ediyor. İrgun’u yöneten kişinin daha sonra İsrail başbakanlığı yapacak Menachem Begin olduğunu bilmek İsrail siyaseti içindeki radikal damarı anlamak açısından önemli. İrgun, Akka’dan Amman’a, Herman dağından Süveyş kanalına uzanan bir Yahudi devleti kurma hedefini güden bir siyonist terör örgütü. Yukarıdaki örnekte de anlaşılacağı üzere İrgun’un düşünce ve hedefleri bugün İsrail siyasetinde en üst düzeyde temsil ediliyor. Bu çerçevede Filistin topraklarının, ABD’nin yoğun baskı ve tehdidi sonucu, 29 Kasım 1947’de Birleşmiş Milletler kararı ile bölünmesi sürecinde yaşanan gelişmeleri ve siyonist yapının Filistin topraklarını Yahudileştirmek amacıyla yürüttüğü askeri ve siyasi stratejiyi anlama gereği kaçınılmaz bir öncelik. “Kudüs...Ey Kudüs” bu anlamda verimli bir kaynak.

Kudüs… nEy KudüsnYaz. Larry Collins – Dominique LapierrenÇev.: Aydın EmeçnKronik Kitapn2017n608 sayfa

Larry Collins ve Dominique Lapierre’in Türkçe’ye “Kudüs… Ey Kudüs” adıyla çevrilen ve İsrail devletinin işgal altındaki Filistin topraklarında kuruluşunu anlatan eserleri yeniden Türk okuyucusuna kazandırıldı. Eser, İngiliz işgali altındaki Filistin topraklarında İsrail devletinin kuruluşunu makro olaylara ve mikro gelişmelere aynı anda odaklanarak, kişiler üzerinden yürüttüğü hikaye anlatımıyla okuyucuya sunuyor. İlk kez 1972 yılında yayınlanan kitap o günden beri Filistin’in işgal süreci ve Kudüs ekseninde yaşanan gelişmeleri anlamak adına temel eser görevi görüyor.

REKLAM

BATI’NIN GÜNAHININ KURBANI SEÇİLDİLER

“Kudüs… Ey Kudüs” 1947 yılının son ayları ile 1948’in ortalarına, ilk Arap-İsrail Savaşı’nın sonucunda imzalanan ateşkes anlaşmasına kadar olan dönemi kapsıyor. Her ikisi de gazetecilik kökenli olan yazarlar, mesleki refrekslerini de kullanarak, konuya üçüncü bir gözle yaklaşmaya çalışırken, kimi bölümlerde kendinizi adeta bir tarihi roman ya da siyasi tarih anlatısı içinde bulabiliyorsunuz. Yazarlar, Kudüs merkezli Filistin meselesinin, yerel, bölgesel ve uluslararası aktörler tarafından nasıl kendi çıkarları için kullandığını ve de yanlış hesaplamalar, ard niyetler ile nasıl içinden çıkılamaz bir sorunlar yumağına dönüştürüldüğünü adeta saat saat, gün be gün, aydan aya gelişmeleri ele alarak inceliyorlar. Kitabın en önemli unsurlarından biri şüphesiz, söz konusu dönemin aktörlerine, henüz hayattayken ve gelişmelere ilişkin hafızaları henüz taze iken, sıcak gelişmeler ışığında, yazarlar tarafından ulaşılmış olması. Örneğin, İngiliz manda yönetiminin Filistin’deki son Yüksek Komiseri, Sir Alan Cunnigham bu isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

REKLAM

Kitap, dönemin İngiliz İmparatorluğu’nun 1917’de işgal ettiği Kudüs’ün geleceğini, Balfour deklarasyonu ile nasıl ipotek ettiğine ve keyfi bir kararla, o dönem Filistin’deki toplam nüfusun yüzde 91’ini oluşturan Arap halkın fikrini dahi almadan karar verdiğini, ilerleyen yıllarda ise bu sorumsuz kararın nasıl çözümsüzlüğe sürüklendiğinin bir tefrikası. İngiliz İmparatorluğu’nun gücü 2. Dünya Savaşı sonrası zayıflayınca, onun yerine talip olan ABD’nin de kör bir politika ile siyonist stratejinin Filistin’de bir Yahudi devleti kurma planını kayıtsız şartsız destek olması ve Arapların sesine kulak asmaması da öne çıkan unsurlardan. Batı’nın kendi dışındaki coğrafyaları ve üzerindeki halkların geleceğine tıpkı bugün de olduğu gibi tek başına karar verebileceğine yönelik cüretin kurbanlarından birinin Filistin halkı olduğu kitabın ilerleyen satırlarda okunabiliyor. Yazarlar kitabın satır aralarında siyonist projenin niyetini açık ederek aslında, Filistinliler ve diğer Arap ülkeleri Birleşmiş Milletler’in 29 Kasım 1947 tarihli Filistin’in paylaşılmasına ilişkin kararı kabul etseydi, bölgede her şey daha farklı olurdu mitinin de geçerli olmadığını olamayacağını gösteriyor.

REKLAM

DÖNEME AİT ANEKDOTLAR

Buna karşın yazarların kitabın sayfalarında kim kurban kim gerçekte işgalci hususunda da bir kafa karışıklığı yaşadığı aşikar. Yazarlar, Filistinli Müslümanları kendi topraklarını savunan direnişçilerden ziyade, ilk fırsatta Filistin’deki Yahudileri hedef almaya and içmiş bir topluluk gibi resmetmiş. Buna karşın Haganah ya da İrgun gibi siyonist terör yapılarını kendi halklarını korumak için, kısıtlı imkanlarla mücadele eden, hatta ‘kahramanlıklar’ gösteren örgütler şeklinde tasvir edilmiş. Bu çerçevede yazarların kimi zaman siyonizme karşı duygusal bir yakınlık duydukları kitabın satırları arasında hissediliyor.

Kitapta, siyonist Yahudilerin 2. Dünya Savaşı sonrası ABD’de ihtiyaç fazlası olan savunma sanayiini nasıl binlerce parça halinde Filistin’e aktardığı, yine Çekoslavakya’dan binlerce silah ve mühimmatın nasıl Filistin’e sokulduğu gibi okuyucuyu hayrete ve düşünmeye itecek pek çok detay bulunuyor. Yine hem Arap ve hem de İsrail tarafındaki aktörlerin kişisel hikayelerine de sayfalar arasında odaklanılıyor. Filistinliler için efsanevi bir askeri lider olan ve gelecek nesiller tarafından örnek alınacak Ebu Musa yani Abdulkadir el Hüseyni’nin kitaptaki varlığı bu örneklerden sadece biri. Yine İsrail tarafında, David Ben Gurion, Golda Meir gibi siyonist stratejinin önde gelen ve daha sonraki yıllarda İsrail’i yönetecek isimlere ait tasvirler ve bilgiler de konuya ilgi duyanlar için bir hazine niteliğinde.

REKLAM

Sonuç olarak kitap, bölgesel ve uluslararası gündemin sıcak konularından Kudüs ve Filistin meselesine dair ufuk açıcı bir okuma imkanı sunuyor. Yazarların Filistin meselesine dair sunduğu ilginç anekdot ve bilgiler yeni okumalar için hem bir temel hem de merak kaynağı oluşturuyor.