YORUM

İran’ın Musul ve Halep stratejisi

İran’ın Musul operasyonundaki temel hedeflerinden biri Telafer’i ve PKK kontrolündeki 1400 metre yükseklikte olan Sincar Dağı'nı kontrol ederek Suriye-Irak sınır hattında hâkimiyet kurmak olduğu ifade edilebilir.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Ali Semin • BİLGESAM Ortadoğu Uzmanı

Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Irak'ta iç dengelerin değiştiğini ve bölgesel güçlerin bu ülke üzerindeki rekabetinin de keskinleştiğini söylemek mümkündür. Irak, 2003 yılından bu yana Orta Doğu bölgesindeki denge oyununun önemli bir halkasını oluşturmaktadır. Bir taraftan İran, Irak'ta güneyden kuzeye, batıdan doğuya kadar olan hattın tamamında nüfuz sahibi olmanın mücadelesini vermektedir, diğer taraftan Türkiye ve Suudi Arabistan dolaylı veya doğrudan Tahran'ın nüfuzuna karşı bir güç mücadelesi içerisindedir. Söz konusu bölgesel güç rekabetinin neticesinde Irak'ta ortaya çıkan iç dengelerden ve güç boşluğundan en çok faydalanan ülke İran'dır.

Özellikle 2011 yılında ABD askerlerinin geri çekilmesiyle birlikte Irak'ta bölgesel anlamda doğan boşluğu İran doldururken, ülke içerisindeki iç dengelerdeki boşluğun çoğunluğunu da Şiiler kontrol etmektedir. Dolayısıyla ABD sonrası Irak'taki iç dinamiklerin üzerinde İran ve Şiiler etkinliklerini artırmıştır. Aslında 11 Eylül terör saldırısının ardından Ortadoğu bölgesinde üç önemli faktör veya olay İran'ın bölgedeki yayılmacı politikasını güçlendirmiştir. Bunlardan birincisi, Irak'ın Bush yönetimi tarafından işgalidir. İkincisi Aralık 2010'da Arap ülkelerindeki halk isyanlarının başta Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve Suriye olmak üzere Ortadoğu'ya domino etkisiyle hızlıca yayılmasıdır. Üçüncü faktör ise, DEAŞ terör örgütünün sözde Sünni bir yapılanma olarak Irak ve Suriye topraklarında ilerlemesidir. Sözü edilen her üç faktör de İran'ın Ortadoğu bölgesindeki yayılmacı emellerine hizmet etmiştir. Çünkü İran'ın; Irak'ta, Suriye'de, Yemen'de, Lübnan'da ve Bahreyn'de bulunan Şiiler aracılığıyla siyasi olarak aktif rol oynadığı açık bir şekilde ortadadır. Ancak İran'ın bölgesel gücünün anahtarının Irak ve Suriye'de olduğunu kabul etmek gerekir. İran'ın bölgesel stratejileri ve güç mücadelesi dikkatlice okunduğunda; Tahran'ın temel hedeflerinin Irak ve Suriye odaklı olduğu görülebilir. Başka bir ifadeyle Tahran'daki rejimin sürdürülebilirliği ve İran'ın bölgesel gücünün Bağdat ve Şam eksenindeki gelişmelere bağlı olduğu söylenebilir.

Bu nedenle 2011-2016 yılları arasında Suriye'de Beşar Esed rejiminin devrilmemesi için İran, 25 milyar dolar harcamıştır. Ayrıca İran, Suriye topraklarında 2013 yılından bu yana 15'i yüksek rütbeli olmak üzere toplam 1200 askerini kayıp vermiştir. Bu tablo İran'ın, Irak ve Suriye'de bölgesel gücünü muhafaza etmek amacıyla maddi ve manevi olarak kanlı bir savaşı göze aldığının bir göstergesidir.

İRAN İÇİN STRATEJİK OLAN KENT MUSUL MU, HALEP Mİ?

Yukarıda sözü edilen gelişmelerin ışığında DEAŞ'in Haziran 2014'te Musul'u kontrol etmesinden sonra Irak'ta ortaya çıkan güvenlik sorunları ve milisleşme sürecinde İran bölgesel anlamda etkin bir aktördür. Irak'ta DEAŞ'e karşı seferberlik çağrısında bulunan Şiilerin Dini Merciisi Ali el Sistani'nin fetvası üzerine Şii milis gücü Haşd el Şaabi kurulmuştur. Haşd el Şaabi milis gücünün teşkil edilme ve organize aşamasında İran büyük rol oynamaktadır. Çünkü DEAŞ'in Musul'u kontrol etmesi sonucu Haşd el Şaabi Şii milis gücünün kurulmasıyla beraber İran, Irak'taki hem siyasi hem de askeri gücünü artırmıştır. Bu açıdan Haşd el Şaabi Şii milis gücü, İran Devrim Muhafızı güçlerine bağlı Kudüs Ordusu'nun Komutanı Kasım el Süleymani tarafından organize edilmektedir. Hatta İran Haşd el Şaabi milis gücüne Fecr 5 füzesi bile vermiştir. DEAŞ terör örgütüyle mücadele adı altında bölgesel ve küresel güçlerin Irak'taki yerel güçlere askeri eğitim, danışmanlık, silah ve lojistik açılardan destek vermesi Irak'taki Şii-Sünni mezhepsel gerilimleri tetiklemektedir. Dolayısıyla DEAŞ ile birlikte Irak üzerindeki bölgesel ve küresel güç rekabetinin arttığını söylemek mümkündür.
Bu çerçeveden bakıldığında İran açısından Musul ve Halep oldukça stratejik bir önemi haizdir. Özellikle 17 Ekim'de başlayan Musul'u kurtarma operasyonuna İran, desteklediği Şii milis gücü Haşd el Şaabi üzerinden katılmaktadır. Musul, jeostratejik konumu bakımından hem DEAŞ'in ülkedeki varlığı açısından hem de Irak'ın toprak bütünlüğü bakımından önemli bir kenttir. Musul operasyonu; Şii-Sünni Araplar, Kürtler ve Türkmenler için stratejik konumdadır. Musul bölgesel bağlamda Türkiye, Suudi Arabistan ve İran arasında ciddi rekabete yol açmaktadır. Türkiye açısından Musul ile tarihsel ve kültürel bağın olmasının yanı sıra kentte yaşayan Türkmenlerin varlığının da korunması gerekmektedir. Öte yandan Türkiye'nin sınır güvenliği bakımından ve PKK terör örgütü tarafından Sincar bölgesini ikinci Kandil'e dönüştürmesini engellemek amacıyla Musul operasyonunda etkin rol oynamalıdır. İran ise, Haşd el Şaabi milis gücünün Musul'un batısında bulunan Türkmen kenti Telafer'e Kasım ayında başlattığı operasyona destek vermektedir. Telafer'in İran ve Şii milis güçleri için stratejik olmasının ehemmiyetine bakıldığında söz konusu kent, DEAŞ'in Suriye topraklarına kaçışını ve örgüte gelen destek hattını kesecektir.

DEAŞ EN BÜYÜK ZARARI SÜNNİLERE VERDİ

Telafer'in Suriye sınırına yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta olması İran'ın Esed rejimine destek koridoru anlamını taşımaktadır. Eğer Telafer İran'ın desteklediği Haşd el Şaabi milis gücü tarafından DEAŞ'ten geri alınırsa, Tahran'ın Halep'te kanlı operasyon başlatan Esed rejimine askeri ve lojistik desteği ulaştırmasını kolaylaştıracaktır. Şu noktaya dikkat çekmek gerekir; İran'ın Musul operasyonundaki temel hedeflerinden biri Telafer'i ve PKK kontrolündeki 1400 metre yükseklikte olan Sincar Dağı'nı kontrol ederek Suriye-Irak sınır hattında hâkimiyet kurmak olduğu ifade edilebilir. Telafer'deki çatışmalar Türkmenler arasındaki Şii-Sünni mezhepsel gerilimi tırmandıracaktır. Bu sebeple Türkiye'nin bilhassa Telafer'deki Türkmenler arasında mezhepsel intikam çatışmalarını önlemesi gerekir. Sonuç itibariyle Irak'ta DEAŞ terör örgütüyle mücadelenin yerel güçler, bölgesel ve küresel güçler arasındaki güç rekabetinden dolayı her geçen gün başarı şansının kaybedileceğini söylemek mümkündür. DEAŞ; Irak'ta daha önceden var olan milisleşme sürecini hızlandırdı ve pekiştirdi. Şii-Sünni gerilimini tırmandırdı. Irak'ta siyasi ve ekonomik olarak ciddi manada krizlere sebep oldu. DEAŞ'in Irak topraklarında tahrip ettiği alt yapının yeniden inşası için 63 milyar dolara ihtiyaç vardır. Dahası DEAŞ, en büyük zararı Sünni Araplara ve Türkmenlere verdi. Söz konusu örgütün, İran'ın Irak'ta ve Orta Doğu'daki siyasi ve askeri varlığını güçlendirdiği görülmektedir. Özetlemek gerekirse İran için hem Musul hem de Halep stratejik konumdadır.

Yorum

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.