HayatTartışmanın yeni eşiği Neoliberal islamcılık

Tartışmanın yeni eşiği: Neoliberal islâmcılık

Ercan Yıldırım’ın hayli hacimli çalışması Neoliberal İslâmcılık, çeyrek yüzyıllık bir zaman dilimini kapsayan 1980 sonrasını ele almış olması hasebiyle İslâmcılık tartışmaları ve bunların şekillendiği eleştiri düzleminde farklı bir tezi gündeme getiriyor.

Haber MerkeziYeni Şafak
ERKAM KUŞÇU

Türkiye'de öteden beri İslâmcılık tartışmaları konusunda iki baskın eğilimin olduğu söylenebilir. İlki anlamaya dönük ikincisi ise onu türlü kalıplarla mahkûm etmeye yöneliktir. Önceden İslâmcılığı açıktan mahkûm etme stratejisi daha çok sol Kemalistlere has bir durumken 2010 sonrasında bu görevi Fethullah Gülen hareketinin kanatları altına sığınanlar yapar oldu. Ayrıca bir iç tartışma olarak farklı İslâmcılık yorumlarının varlığından da bahsetmemiz mümkün fakat bugün bu yorumlar eskiden olduğu kadar birbirinden uzak değil, hatta bir cephe mücadelesinin bileşeni durumundalar. Hal böyle olunca iç içe geçişler de 1970'ler yahut 1990'ların başlarına nazaran daha fazla.

2010'dan bu yana İslâmcılığın Arap dünyasında yaşananların da etkisiyle durdurulamaz bir hızla tartışıldığı bir dönemin içindeyiz. Meseleyi kendi fikrî ekseninde kesinkes bir yere oturtabilmiş bir çalışma Pınar Yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde “Neoliberal İslâmcılık: İslâmcıların Dünya Sistemine Entegrasyonu 1980-2015” başlığıyla yayımlandı. Ercan Yıldırım tarafından kaleme alınan eser eleştirel ve son derece net tarzıyla dikkat çekici bir konuma sahip.

DEĞİŞEN OKUMA BİÇİMLERİ

Bizce eleştirinin gerçeğe sadakati, araştırmacımızın dünya görüşü, fikrî arka planı çerçevesinde şekillenen ve ahlakilik ile son derece yakından bağları olan bir husus. Öncelikle meseleyi aklıselim üzere soğukkanlı bir tarzla ele almanın zarureti üzerinde mutabık kalmak gerekiyor. Neoliberal İslâmcılık, son çeyrek yüzyıldaki İslâmcılık tartışmalarıyla ilgili farklı bir tezi gündeme getiriyor. Sözgelimi çoğumuzun gündeminden çıkan hatta seksenler nostaljisiyle sevimli kılınan “İslâmî bankacılık” modeliyle Müslümanların faiz, sigorta yoluyla kapitalist ilişki biçimini içselleştirmelerinin bu süreçten bağımsız ele alınamayacağını belirtiyor.



Türkiye'de İslâmcılığın geçirdiği evreler iyi tahlil edilmeksizin İslâmcılık literatürü bilgi merkezli hale de getirilemez. Aslında bu bütün düşünce akımları için geçerli bir durumdur. Kitabın meselesi, İslâmcıların neoliberal doktrinle düşünce/hayat düzleminde kurdukları ilişkinin tezahür şekillerinin eleştirisi. Peki, meseleye yaklaşımda vurgulanan –kitabın isminde de yer alan- neoliberalizm nedir? Türkiye'de neoliberalizm, akademik çalışmalarda yahut sol ağırlıklı tercüme kitaplarda AK Parti sonrası Türkiyesi için kullanılan ve liberalizm ön yüzü cilalanmış hali olarak lanse ediliyor. Tabiî bu da sadece hükümet politikaları eleştirisi yahut Erdoğan karşıtlığı olarak bu kavramın yoğun fakat klişe kullanımını beraberinde getiriyor. Öyle ki neredeyse “Neoliberalizmi AK Parti icat etti” denilecek. Oysa İslâmcılığın eleştirisini bu kavrama yaslanarak yapmaktan yana olan çevrelerin dili, argümanları, kavramları ve karşılaşılan sorunlar için sundukları teklifler baştan sona neoliberal düşün dünyasının eseri. Nitekim kitapta yer alan “Neoliberal Solun İslâmcılara Bakışı” başlıklı yazı öteden beri solun İslâm'a ve İslâmcılar'a bakışında öne çıkan hususları özet bir biçimde sunuyor. Elbette bu durumun varlığı, neoliberal İslâmcılık olgusundan bahsedilemeyeceği anlamına gelmiyor.

Bununla beraber, İslâmcılığın serencamını sadece “dünya sistemine entegrasyon” şeklinde ele almak bana kalırsa pek doğru değil. Zira İslâmcılar'ın kavramlara yahut mevcut uygulamalara yaklaşım biçimleri yeknesak değil. 1960'lar ve sonrasındaki İslâmcılığın tecrübesizlikten kaynaklı bir takım değerlendirmeleri bugün en çok bizatihi bu süreci tecrübe edenlerce eleştirilmektedir. Özellikle iktidar öncelikli aceleciliğin merhale gözetmeyen hareket tarzının toplumsal dönüşümün zorluğunun pek farkına varamadığı belirtilmektedir. Artık daha dikkatli, ıslahın sadece bir söz değil her an yeniden geliştirilmesi gereken bir usul olduğu yönünde değişen kanaatler ve bu bağlamda gözetilen bir hareketlilik tarzı söz konusudur. Ancak tabiî ki alınacak daha çok yolun olduğu da göz ardı edilemez.

Ercan Yıldırım


Eleştirilerin (neo)liberallik potasından geliyor olması bizleri aydınların veya önde olması beklenenlerin kaybettikleri üzerinde yeniden
düşünmeye zorlamaktadır. Ne yazık ki, orta sınıflaşma, bolluk toplumu, vakit öldürme arzusu vb. bir dizi gelişmenin etkisi ve katkısıyla birtakım şahsi zaafların gün yüzüne çıkması İslâmcılığın kamusal alandaki temsilini olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Elbette şunun da farkında olunmalıdır: Siyasi mücadelenin kendine özgü tabiatını göz ardı ederek soft bir ahlakî noksanlık vurgusu yapmak çıkar yol değildir. Açıkçası müteahhitleşenler veya kafelerde vakit öldürenler, habire tüketenler, arzularının ve heveslerinin esiri olanlar zaten meselenin neresindeydiler diye sormak daha doğru olmaz mı? Dolayısıyla bu yozlaşma vurgusunun pek sürdürülebilir olmadığı kanaatindeyim. Tabiî ki burada bahsettiğimiz şey her şeyin güllük gülistanlık olduğu değildir. Böylesi bir durum var ancak İslâmcılığın temel aldığı referansların buradan yola çıkarak bir uzaklaşma-kopma halinden bahsetmek ideolojik bir tartışma açısında ne kadar doğru olur? Solun, lümpen bir tarzla yaptığı ve maalesef bazı çevrelerde de yankısını görebildiğimiz tutumların İslâmcıların önüne aslî bir mesele şeklinde sürülmesi çokta doğru gözükmüyor. Mesele yahut mücadele aslında hâlâ aynı hat üzerinde devam etmektedir. Yaşam tarzlarını Müslüman-İslâmcı çevreler üzerinde kabul ettirmeye çalışan sol-seküler zihnin yeri geldiğinde darbecilerden yeri geldiğinde aparat örgütlerden yardım dilenerek bunu yapmaya çalıştığı son derece açıktır. İslâmcı çevrelerde buna şu ya da bu ölçüde, doğru ya da yanlış bir tepki göstermektedir. Eskisinden eksik, eskisinden farklı bir şekilde ama hâlâ canlılığa hamledebileceğimiz bir tepkisi vardır İslâmcıların.

ELEŞTİRİNİN MAHİYETİ

Hiç şüphesiz eleştirel düşünme çok önemli bir kazanımdır. Klasik İslâmî ilimlerde büyük bir şerh geleneğinin varlığı aslında bizlerin bu kültüre hiçte uzak olunmadığının göstergesi. Ancak son dönem çalışmaları için aynısını söylemek güç. Bu açıdan bakıldığında düzeyli her eleştiri çok önemlidir. Neoliberal İslâmcılık çalışması bu alan üzerine yoğunlaşan herkes için önemli bir vazifeyi yerine getiriyor. Yer yer eleştirinin sarkacı biraz dengeden uzaklaşsa da bir tek bu alan üzerine yoğunlaşanlara değil İslâmcılık düşüncesini benimsemiş düşünürlere de önemli geriye dönüşler sağladığı söylenebilir. Demokrasiden kamusal alan tartışmalarına, dergilerden aydınlara, liberal kavramların fütursuz bir biçimde kullanılmasından etnik yönelimlere muhafazakârlıktan kapitalizme değin çeyrek asırlık bir dönem bu kitapta ele alınmaktadır. İslâmcılık ve iktidar tartışmalarının arttığı 2013 sonrasının “eşik” olarak görüldüğünü de göz ardı edemeyiz. Çalışmanın en önemli yanı afaki yahut retorik olmaktan ziyade dönemlerin önde gelen yayınlarına ve dergilerine müracaat edilerek hazırlanmasıdır. Bu yönüyle bahsettiğimiz ilim geleneğinde önemli bir yeri olan delilli konuşmak ilkesine sadakat gösteriyor yazar.

Bu noktada dinamik bir düşüncenin, bir hareketin eleştiriye çok fazla ihtiyacı vardır. Keza, Kur'an-ı Kerim en çok müminleri eleştirmektedir. Türkiye'deki İslâmcılık akımının kendi haliyle ilgili öz eleştirel bir noksanlığı olduğu aşikâr. Çoğu zaman öz eleştiri ile itirafçılık birbirine karışıyor ve maalesef umulan hayır bir türlü sadır olmuyor. Bu konuda çalışmalar tabiî ki var ancak bunların sayısı ve sistematik düzeyinin yeterliliği tartışmalı. Aslında son dönem İslâmcılık tartışmalarının dışardan gelen eleştiriler var olan durumu gün yüzüne çıkartıyor. Biraz da iyi niyetli bir okumayla bu tartışmaların İslâmcıların kendilerine yönelik eleştirel yaklaşım eksikliklerinden kaynaklı olarak doğduğu belirtilebilir. Tabiî ki bunlar bizim düşüncelerimizdir ama adil olmak adına İslâmcılığın tüm eksikliklerine rağmen hâlâ bir imkânı bilkuvve içerdiği ve iyiliği emredip, kötülükten alıkoyma ilkesine bağlı olduğu kanaatindeyiz. Ercan Yıldırım'ın çalışması da bu yönde kıymetli bir girişim.

Aslında bu noktada İslâmcılığın tartışılıyor olması enteresandır. Vakıayı incelediğimiz vakit örneğin; artarak devam eden yardım faaliyetleri ve yardım kuruluşları ekseninde, bunların İslâmcıların var olan eksikliklerine binaen “günah çıkarma”ya dönük eylemlilikler olduğu vurgusu doğrusu Müslümanca düşünüşe yakın değil. Toplumu ıslah ve tekrar fıtri ilkeleri üzerine inşa etme vurgusuna sahip İslâmcıların, coğrafyamızdaki açlık, yoksulluk, savaş ve felaketlerle mücadele etmek için hayırlı örneklikler koyma çabası küçümsenemeyecek derecede önemlidir. Elbette siyaseten bunlar üzerinden birtakım çıkar elde edenler olabilir fakat başkalarını düşünme/diğerkâm olma başlı başına önemlidir. Yoksa hiçbirimiz yozlaşma ve çeşitli dünyevileşme tesirinin varlığını yok saymamaktayız. Hiç şüphesiz dünya sisteminin icra tarzının yaşadığı kırılma ve dönüşüm, elan tecrübe ettiğimiz üzere İslâmcıları da bir yol ayrımına getirdi. Artık İslâmcılar, kendilerine hayat veren fikrî temellerine yaslanarak öncelikle bir hayat tarzı olarak kendi imkân ve çıkış yollarını aramak durumundadırlar.

Hâsılı kelam Ercan Yıldırım'ın çalışması bizlere yeni ufuklar açma gayretinde önemli bir yerde duruyor. Son dönem siyasal olaylar eşliğindeki İslâmcılık tartışmasını göz ardı etmeksizin 80'li yıllardan bu yana yaşanan bir takım tartışmaları da hatırlatıyor. Bunu yaparken de İslâmcılığın bir akım olarak kendini belirgin kıldığı son dönem Osmanlısına, oradan Cumhuriyet'in ilk yıllarına ve 1960'ların dünyasına uzanmayı ihmal etmiyor. Artık önümüzde, üzerinde düşünüp tartışabileceğimiz yeni ve çekinik olmayan Mehmed Akif'in deyimiyle “sözüm hakikat olsun tek!” demeyi önde tutan bir içerik var. Tabiî ki kitabı tüm argümanlarıyla tartışmak meselenin derinlemesine incelenmesi sürecinde yapılabilecek bir şey. Neticede Neoliberal İslâmcılık kitabı sadece kitaplıklardaki yerini almakla kalmamalı fikri tartışmalarda hak ettiği yerini de almalı.



• • •
Neoliberal İslamcılık:
1980-2015 İslâmcıların Dünya Sistemine Entegrasyonu
Ercan Yıldırım
Pınar Yayınları
Şubat 2016
616 sayfa