https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Hayat Varoluşsal sorgulamalar

Varoluşsal sorgulamalar

İslam dünyası toplumları, siyasal bir model olarak ulus-devlet’in kendi icatları olmadığını hiç düşünmeksizin, kendi kendilerini bu model üzerinden kutsallaştırmaya devam ediyor. Toplumlarımızda geçmiş ve tarih, propaganda yoluyla politik pragmatizme hizmet edecek şekilde yeniden kurgulanıyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Müslüman olmak, içerisinde yaşadığımız dünyanın, tarihin, çağın ve insanlık durumunun bilincinde ve farkında olmakla başlar. Her Müslüman zihin ve ufuk, insanlık durumu ile, tarih ve zamanla ilgili bütünlüklü bir haritaya sahip olmak zorundadır. Günümüz dünyasında, Müslümanlar olarak İslami ufku, inceliği, derinliği kaybettiğimiz için, tarihe/zamana/insanlığa yansıtamadığımız, yansıtılması mümkün olmayan, anlamlı da olmayan melankolik bir din dili kullanıyoruz. Sözünü ettiğimiz melankolik dil-söylem, dünyaya/tarihe/zamana yönelik İslami ilgiyi, dikkati ve sorumluluğu kaybettiğimizi gösterir. Bu kayıplar sebebiyle bizler, hayata ve tarihe müdahil olmayan, olamayan bir İslami yaklaşımı temsil ediyoruz.

BATILI REFERANS VE PARADİGMANIN İŞGALİ

Doğuştan payımıza düşen çok yönlü bağımlılıklar sebebiyle bugün büyük ölçüde “din” gibi algılanan, dayatılan gelenek, geleneksel kültür, bilinçsizlik, ufuksuzluk ve yetersizliğimizle hiç bir şekilde yüzleşemiyoruz, yüzleşmek istemiyoruz. Müslüman bilincin affedilemez, mazur görülemez kayıtsızlığı sebebiyle, bugün bir tarafta popülizmler ve hamaset, öteki tarafta ise Müslümanların devletleştirilmesi, devlet önceliklerini İslami önceliklerin önüne geçirmesi, her nasılsa hiç sorgulanmıyor; yozlaşmalar ve bayağılaşmalarla mücadele edilemiyor; ahlaki bilince yabancılaştığımız için, ahlakın bağlayıcılığı bütünüyle kayboluyor.

REKLAM

Bugünün tarihini, dünyasını, siyasetini bütünüyle pragmatizmler belirliyor. Dünyaya/tarihe/insanlık durumuna yabancılaşan bir gelenek sebebiyle, küresel ırkçılığın ve emperyalizmin 1492’den beri farklı başlıklar, farklı kavramsallaştırmalar, farklı kurgularla aralıksız bir şekilde devam ettiğini, ettirildiğini; bu zaman zarfında Batılı referanslar ve paradigma tarafından dünyanın fethedildiğini görmüyoruz, anlamıyoruz.

PRAGMATİZM VE GÜCÜN ORTAKLIĞI

Emperyalist güç ve egemenlik, insanlık tarihinin benzerini görmediği en kapsamlı sömürgeci hırsızlıklar ve yağma yoluyla elde edilen servetlerle sürdürüldü. Sömürgecilik, güçlülerin kötülük yapma hakkına sahip olduğu bir dünya sistemi inşa etti. Sömürgecilik, modern insan’ın insanlıkdışına çıkışını, insanlıkdışını modernite adına meşrulaştırmasını sağladı. Kötülük, insanın insanlıkdışına çıkışıyla birlikte, sıradanlaştırıldı. Modern tarih boyunca sömürgecilik yoluyla, kolonyalizm yoluyla, emperyalizm ve küreselleşme yoluyla sürdürülen güçlülerin terörizmi, güçlülerin vahşeti ve barbarlığı gereği gibi sorgulanmadı, tartışılmadı. Bugün de bu sorgulamalar yapılmıyor, yapılamıyor; yalnızca ve ısrarla zayıfların terörizmi gündemde tutuluyor. Kana susamış modern-seküler uygarlık, şiddet kültürünün bütün araçlarına sahip olduğu için, ahlaki bütün ilkeleri yok ederek her tür yararcılığı ve çıkarcılığı vazgeçilemez bir ideoloji haline getirdi.

REKLAM

Modern dünya, modern uygarlık, modern dünya düzeni, kendisini daha çok güç kavramlarıyla tanımlıyor. Pragmatizm kavramı, bugünün put kavramı haline getirilmiştir. Pragmatizm, güçlülerin her istediklerini, hiç bir haklılaştırmaya, gerekçeye ve açıklamaya ihtiyaç duymaksızın yapabilmesi anlamına geliyor. Zayıf/güçsüz/bağımlı ülkeler de, emperyalist iradeye boyun eğerek, bir başka pragmatizmin gereğini yerine getiriyorlar. Güçlüler ne tür kötülük yaparlarsa yapsınlar, “haklı” olduklarını savunabiliyorlar. Bu nedenledir ki, modern zamanların sömürgeci Aydınlanma politikaları, Aydınlanma değerlerine dayalı ırkçı ve ideolojik evrensellik meşrulaştırılabiliyor. Bütün bu olup bitenler karşısında İslam dünyasında entelektüel hayat, ne yazık ki, varoluşsal sorgulamalar yapamıyor.

İSLAMİ BÜTÜNLÜĞE ULAŞAMIYORUZ

İslam dünyası toplumları, siyasal bir model olarak ulus-devlet’in kendi icatları olmadığını hiç düşünmeksizin, kendi kendilerini bu model üzerinden kutsallaştırmaya devam ediyor. Toplumlarımızda geçmiş ve tarih, propaganda yoluyla politik pragmatizme hizmet edecek şekilde yeniden kurgulanıyor. Halkların ilgileri, dikkatleri ve hassasiyetleri, bütünüyle, karizmatik dini ya da politik liderlerin söylemleri ve eylemleriyle şekillendiriliyor. Hangi toplumda olursa olsun, düşüncesizlik, fikirsizlik, ufuksuzluk, taklide dayalı bağlılıklar ve bağımlılıklarla birlikte başlıyor. Milliyetçilikler ve mezhepçilikler üzerinde yoğunlaştığımız için, İslami anlamda bütüncül/kuşatıcı büyük tasarılar üzerinde çalışmıyor, kendimizi Ümmet düzleminde, evrensel İslam ailesi düzleminde konumlandıramıyoruz. Müslümanların kendilerini Ümmet düzleminde konumlandırmaları, yerel/ulusal/bölgesel gerçekliklere/hassasiyetlere kayıtsız kalmaları manasını taşımaz. Etnik aidiyetlerin varoluşsal bir anlam ve değer taşımadığını bilmek gerekir. Etnik aidiyetlerin kutsallaştırılması, ulus-üstü kapsamlı kültürel-felsefi bütünlükleri, bütünlük mücadelelerini etkisiz kılıyor. Ulus-üstü kültürel-felsefi bütünlük sağlanamayınca, siyasal bütünlük hiç bir şekilde gündeme getirilemiyor.

REKLAM

Popülizm ve hamasetin kurumsallaştığı, resmileştiği, devlet himayesi altına alındığı toplumlarda ve kültürlerde, çokkültürlü, bağımsız, etkili, eleştirel fikir hareketleri, akımları, okulları gerçekleştirilemediği gibi, düşünsel/kültürel/sanatsal/felsefi üretkenlik de gerçekleştirilemiyor. Partizan/manipülatif propaganda dilinin/söyleminin tayin edici etkisi sebebiyle, hamaset söyleminin derin yanılsamalarını konuşamıyor, tartışamıyoruz. Gerçeklerin manipülasyona tabi tutulduğu, tek aklın, tek geleneğin, tek yorumun belirleyici olduğu toplumlarda genç kuşakların yeni bir düşünceyi, yorumu harekete geçirmeleri beklenemez. Eleştiri, ufuk açıcı büyük bir imkan olarak düşünülmelidir. Eleştiriye hayat hakkı tanımayan bir kültür, tekrar ve aynılaşmaya mahkum olur.

Atasoy Müftüoğlu