https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Hayat Vezin nabızla başlar

Vezin nabızla başlar

Koç Üniversitesi Yayınları arasından çıkan “Biçimler” kitabında zamana ve mekana bağlı olarak yapılan edebiyat, sanat faaliyetlerinin farklı alanlarla ilişkisi üzerine görüşler yer alıyor. Caroline Levine Bütün, Ritim, Hiyerarşi, Ağ olmak üzere 4 alt başlıkta tartıştığı konulara öneriler de getiriyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Biçimler
Caroline Levine
Çev. Didem Dinçsoy
Koç Üniversitesi Yayınları
Nisan 2017
240 sayfa
Biçimler Caroline Levine Çev. Didem Dinçsoy Koç Üniversitesi Yayınları Nisan 2017 240 sayfa

Edebiyat ve eleştiri, kadim kültürlerde insanların yaşama biçimleriyle ortaya çıkan, toplumların hayata bakış açılarını yansıtan, düşünce dünyalarından estetik değerlerine kadar geleceğe dair izler bırakan yargıların ve yazılı kaynakların bütünüdür denebilir. İlk çağlardan eski Mısır’a, Hint, İran ve Araplara, Mezopotamya yöresindeki kadim uygarlıklara kadar hemen her kültürün edebiyat sahasında çalışmalar yaptığını, literatürlerin oluştuğunu eski yazılı kaynaklardan okuyabiliyoruz. Arapların ve İranlıların şiire düşkünlüğü, dillerindeki ahengi ve yaşayış tarzlarıyla uyumunu ortaya koyduğu gibi, edebiyat, hemen her kültürde toplumların zihnî ve ruhî gelişimlerinin bir ürünü olarak varolagelmiştir.

USUL, ÜSLUP VE EDEBİYAT İLİŞKİSİ

Edebiyatın, eleştirinin, musikinin ya da diğer sanat dallarında altın çağlarını yaşayan bir toplumda ürün ortaya koymak demek, belirli bir üslubu, ahengi ve estetik bakış açısını da ortaya koymak anlamına geldiğinden, her sanat eseri, içinde yaşanılan zamanın ruhunu ve zenginliklerini taşımaktadır. Sözgelimi gerek klasik gerekse dinî Türk musikisinde muhteşem eserler bestelemiş, aynı zamanda hattat ve şair olan Buhurizade Mustafa Itri Efendi’nin eserlerinde, biz, hem o dönemin edebiyatını, hem şiirde geldiği noktayı, hem düşünme ve yaşam tarzını, hem tasavvufi imgeleri, hem de müzikte oluşan ahengi okuyabiliriz. Bir usul ve üsluptur Itri’nin eserleri bizim için. Edebiyat sahasında da Şeyh Galip’in şiirlerinden o dönemin üslubunu çıkarabilir, o üslubu oluşturan imgeleri ve yaşama biçimlerini analiz edebiliriz. Bir usul izlemek, üslubu ve bilgiyi gerektirir. Usul, günümüz diliyle yöntem ve metot, hem edebiyatta hem diğer sanat dallarında bilginin, ahengin, sanatın ve yaşama biçimlerinin özlerinden meydana gelir ve üslubu oluşturur. Üslup sahibi şairler, şiirleriyle yaşadıkları devirlerin zirve şairleri olarak anılırlar. Çünkü ortaya koydukları ürünler, salt anlamda bir sanat ürünü değildir, birçok anlamı ve metaforu da içinde barındırır. “Üslub-u beyan aynıyla insandır” diyen Yahya Kemal Beyatlı, üslubun kendisi kadar sunuş biçiminin de önemini ortaya koyar. Üslubu meydana getiren usul, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt eder. Üslup sahibi eserler, aynı zamanda bir ekol sahibi eserlerdir.

REKLAM

Peki, biçimler kültürü, siyaseti ve bilgiyi nasıl etkiler? 2016 Dorothy Lee Kültür Ekolojisi alanında üstün akademik çalışma ödülü’ne layık görülen Biçimler kitabı, edebiyat, eleştiri ve kültür çalışmalarının karşı karşıya olduğu bu önemli soruyu biçimin oluşumunu teşkil eden zaman ve mekân ölçeğini gözeterek siyaset, ekonomik ve sanatsal açılardan tartışıyor. Yazar Caroline Levine’e göre biçimler sadece kültürel ya da sanatsal alanlarda belirli eserleri ya da nesneleri değil, hayatın hemen her alanını etkiliyor. Dolayısıyla biçimler, dinamik hayatın çarklarından beslenirken, aynı çarkın dönüşümüne de etki ederek gelecekteki varlığını sürdürüyor. Hayatımızın her alanında karşı karşıya geldiğimiz tüm uyarılar, biçimlerin birer normları aslında ve bu biçimler birbirleriyle örtüşüyor, çekişiyor, çarpışıyor, işbirliğine giriyor ve sonuçta hem yaşadığımız dünyayı hem zihnimizdeki oluşturageldiğimiz uzamları inşa ediyorlar. Levine, kitabı dört ana biçimin –bütün, ritim, hiyerarşi ve ağ– üzerinden oluşturmuş. Tarihsel süreç içinde kültürün, siyasetin ve akademik bilginin farklı dönemlerde nasıl şekillendirmiş olduğuna bakarken, biçimciliği tarihselcilikle, edebiyatı da siyasetle ilişkilendirmek için zihin açıcı yeni yollar öneriyor.

REKLAM

RİTİM BAŞARILI ARTIRIR

Üslup, günümüz edebiyatında biçim, hatta biçem, stil gibi kavramlara dönüşmüş durumda. Rus yapısalcı eleştirmen Tzvetan Todorov, edebiyatta türlerin yok olmadığını, kabuk değiştirerek “biçim” ve “yapı” kavramlarıyla şekillenerek farklı kalıplara dönüştüğünü söylediğinde özellikle sanat camiasında büyük bir tartışma yapılmış, biçimin insan hayatındaki yeri daha görünür bir şekilde sanat araştırmalarında konu edilmeye başlanmıştı. Tadorov’un bakış açısında edebiyat ve eleştiri, toplumların kendilerine has değer ve medeniyet zenginliklerinden değil, pozitivizmin evrensel yasa ve kümeler anlayışına göre şekillendiğini; buradan hareketle Levine’nin de Todorov gibi pek çok yapı ve eserin arka planında işleyen “biçimsel hikâye”yi gözler önüne serdiği söylenebilir. Dilin ve üslubun değiştiği, düşüncenin harmanlanırken dominant olan toplumların algısına göre şekillendiğini belirten Todorov, bir yönüyle J.Baudrillard’ın gösterge toplumunun işlevleri olarak saydığı referansları da edebiyat kuramının tarihsel yapısını oluşturmaya çalışırken kullanır. Peki, edebiyat ve eleştiri, gösterge toplumunun işlevlerinden nasıl etkilenir? İmaj çağında kelimelerin zihinle olan ilişkileri nasıl başlar ve akılda nasıl tutulur? Edebiyata kelimelerin dilinden mi yaklaşmalı, türlerin dönüştüğü biçimlerin yapısal formlarından mı incelemeli? Levine, Biçimler adlı çalışmasında bu sorulara “ritim” kavramıyla cevap veriyor. Ritmik biçimlerin insan bedeninin yaşanmış zamanından çıkmış olduklarını ve dolayısıyla doğal göründüklerini ifade ederken de Ralph Waldo Emerson’un 1872’de söylediği şiirsel ifadeyle “Vezin nabızla başlar” önermesini kıstasa alarak geleneğe yaslanıyor. Bir anlamda şiirinin temelinde kalp atışlarımızın olduğunu, şiirin yürürken attığımız adımların ritmine bağlı olarak ortaya çıktığını savunan eleştirmenlere de kapı aralıyor Levine. Levine, ritmin hayatı tüm yönüyle etkilediğini, sadece olumlu anlamda değil, müzikal bir forma dönüşerek cezalandırıcı bir etkiye de sahip olduğunu belirtiyor. 1700’lerde Afrika’dan getirtilen kölelerin, şarkı söyledikleri zaman daha iyi çalıştıkları gerçeği ile modern dünyanın uyarımlarını karşılaştıran Levine, bizleri ortaçağ manastırlarından günümüzün tema parklarına, Charles Dickens’ın Kasvetli Ev’ine, ünlü TV dizisi The Wire’a kadar biçimin esir aldığı bir dünyanın izleğini sunuyor.

REKLAM

YUNUS EMRE TOZAL