https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Hayat Yüzyıllık hasret Kudüs

Yüzyıllık hasret: Kudüs

Mukaddes belde Kudüs’ün 100 yıllık hasreti,tarihi gerçekler ve isimsiz kahramanlar eşliğinde kurgulandı. Nurettin Taşkesen imzalı “Kudüs 1917” bugünkü neslin tarihe olan ilgisini arttırmayı hedefliyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Yüzyıllık hasret: Kudüs
Yüzyıllık hasret: Kudüs

MUSTAFA DOĞU

Tam yüzyıl önce 1917 yılının Aralık ayında Kudüs’ü kaybetmiştik. Mart ve Nisan aylarında yapılan Gazze Muharebelerinde iki defa mağlup edip geri püskürttüğümüz İngilizler, altı ay boyunca çok büyük yığınaklar yaparak cephemizi yarmışlar, Bi’rüssebi, Gazze ve nihayet Kudüs’ü işgal etmişlerdi.

Kudüs Yılı ilan edilen 2017, neden önemlidir? Çünkü: Hazreti Ömer’in gönderdiği İslam Orduları Başkumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın, 637’de Kudüs’ü fethetmesinin 1380. yılı, Kudüs Fatihi Sultan Selahaddini Eyyubî’nin, 1187’de şehri Haçlılardan kurtarmasının 830. yılı, İlk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim Han’ın, 1517’de Kudüs’ü Osmanlı idaresi altına almasının 500. yılı, İngilizlerin Birinci Dünya Savaşında 9 Aralık 1917’de, Kudüs’ü işgal etmelerinin 100. yılı, İsrail’in 7 Haziran 1967’de, Kudüs’ün tamamını işgal ederek başşehir ilan etmesinin ise 50. yılıdır.

EN BÜYÜK HEDİYE

Birinci Dünya Savaşı’nda, Filistin-Sina cephesi hem İslam âlemi için, hem de Hristiyan ve Museviler için çok önemliydi. Müslümanlar için, Kudüs ve Mescidi Aksa, Fahri Kâinat Efendimizin (s.a.v.) Mi’raca yükseldiği yerdir. Müslümanların ilk kıblesidir. Hazreti Ömer’in (r.a.) fethiyle, bütün Müslümanlara emanet edilen mukaddes beldemizdir.

REKLAM

Haçlıların elinden şehri kurtarıncaya kadar hiç gülmeyen, çok az yiyip içen Sultan Selahaddin Eyyubî’nin İslam âlemine en büyük hediyesidir, Kudüsü Şerif.

Nihayet İslam birliğinin kurucusu Yavuz Sultan Selim Han, Kudüs’e girerek Mescidi Aksa’da kıldığı namazla, 1517’den 1917’ye kadar 400 yıl sürecek yeni bir devrin başladığını ve Osmanlı’nın kanının son damlasına kadar bu beldenin muhafızı olacağını bütün dünyaya ilan etmiştir.

Ne yazık ki bir asır önce, tek gayeleri Osmanlı İmparatorluğunu parçalayıp, İslam âlemini birbirine düşman olarak sömürge haline getirmek isteyenlerin büyük oyunu olan 1. Dünya Savaşı sahneye konulmuştu. Bütün devletler kendilerine biçilmiş olan rolü oynarken, hedefte birinci planda mukaddes beldeler vardı. Fransa, İngiltere ve Rusya’nın, savaş sonrası Osmanlı topraklarının nasıl bölüşüleceğini düzenleyen Sykes-Picot anlaşması, bu üç devlet arasında 16 Mayıs 1916’da gizlice imzalanmış, harita üzerinde bile gösterilmişti.

REKLAM

Kudüs 1917nNurettin TaşkesennMihrabad Yayınların2017

Lawrence gibi casusların kışkırtmaları sonucunda oyuna gelen bazı gafil Müslümanların İngilizlerle işbirliği yapması sonucunda, 9 Temmuz 1916’da Mekke-i Mükerreme elimizden çıktı.

Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa tarafından yıllarca müdafaa edilen Medine-i Münevvere ise, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında kaybedildi. General Maude kumandasındaki İngiliz ordusu, 11 Mart 1917’de halifeler şehri Bağdat’ı işgal etti.

Nihayet sıra Kudüs’e gelmişti. 1917 yılının Aralık ayına girildiğinde İngilizler bütün kuvvetleriyle Kudüs’ü kuşatmaya başlamışlardı. Kudüs’ün savunulup savunulmayacağı konusu, müttefikler arasında hayli münakaşalara sebep olmuştu. Yıldırım Ordular Grubu Kumandanı General von Falkenhayn, şehrin savaşarak savunulmasını söylediği halde bunun gereğini yapmıyordu.

REKLAM

Bazıları da şehrin savaşılarak savunulması halinde birçok mukaddes mabedin yıkılacağını, bunun da müttefikler için büyük bir prestij kaybı olacağını söylüyorlardı. Süreç içinde olumlu bir sonuç alınamayınca Avusturya-Macaristan yetkilileri, askeri ataşe General Pomiankowski’ye Enver Paşa ile görüşmesini ve Kudüs eğer bir muharebe sonunda harap olursa, Avusturya-Macaristan askerlerinin geri alınacaklarını ve askerî yardımın kesileceğini söylemesini istediler.

Maalesef Gazze’de olduğu gibi Kudüs’te de ordumuz verilen emir doğrultusunda, bir gecede siperlerini boşaltarak geri çekildi. İngilizler çok çetin savunma bekledikleri Kudüs mevzilerinin terk edildiğini görünce, hayretler içinde sevinç çığlıkları attılar.

Sevinç çığlığı atan sadece İngilizler değildi elbette. Kudüs’te asırlarca Osmanlı’nın âdil ve hoşgörülü idaresinde yaşayan bütün Hıristiyan ve Yahudiler de bayram yapıyorlardı. Londra, Paris, Roma, Vatikan’da çanlar çalıyor, Haçlı zihniyeti 1280 yıllık hasretini dindirmeye çalışıyordu.

REKLAM

Ama işin en garip tarafı, askerleri bizimle aynı cephede savaşan, ölen, yaralanan, esir olan müttefiklerimiz Alman, Avusturya ve Macaristan’ın durumuydu. Bu ülkelerin başşehirleri Berlin, Viyana, Budapeşte de diğer Avrupa şehirleri gibi Kudüs’ün işgali için bayram yapıyordu. (!)

MEHMED ÂKİF’TEN BİR HATIRA

Mithat Cemal Kuntay, yakın dostu İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un Kudüs’ün kaybedildiği haberini nasıl aldığını şu cümlelerle naklediyor: “Âkif, şöyle anlatıyor: Umumî Harp’te Viyana’da idim bir gece Viyana kiliselerinin çanları çalmaya başladı otelin penceresinden baktım caddede her elde bir mum, herkes haykırıyordu. Kendi kendime: ‘Müttefikimiz Viyanalılar galiba cephede bir muzafferiyet kazandılar.’ dedim. Sokağa fırladım. Bir dükkâncıya:

REKLAM

- Bir zafer haberi mi var! dedim. Adam:

- Zafer de söz mü? dedi. İngilizler Müslümanlardan Kudüs’ü aldılar. İngiliz ordusu Allenby’nin kumandasında Kudüs’e girdi. Mukaddes şehir Hilâl’den kurtuldu, Haç’a kavuştu.”

Dünü bilmeyen bugünü değerlendiremez ve yarını inşa edemez. 2017 yılında Kudüs’ü ve Filistin’i anlamak için, 1917’de meydana gelen olayların iç yüzünü bilmemiz gerekir. On binlerce vatan evladının şehit ve gazi olduğu, bir o kadarının da esir kamplarında yıllarca çile ve işkence çektiği o günleri bilmemek veya unutmak vatansever insanlara asla yakışmaz.

100 yıl önce “Kaybolan mukaddes topraklar” elimizden nasıl çıktı, kimler kapalı kapılar ardında hangi anlaşmaları yaptı, hangi casusluk örgütü bu savaşın sonucuna önemli etkide bulundu, hangi kumandanlar kahramanca savaştı, hangileri cephelerde bozguna sebep oldu? Bütün bu soruların cevabını, Nurettin Taşkesen’in araştırma yaptığı ve bölgeyi gezdikten sonra kaleme aldığı Kudüs 1917 kitabında bulacaksınız. Gerçek tarihî olaylar içinde isimsiz kahramanların fedakârlıklarını ve Gazze-Kudüs-Filistin cephesinin akıl almaz sıkıntı ve zorluklarını öğrenecek ve kahraman ecdadımızı rahmetle anacaksınız.

REKLAM