İrtica İttihatçıların bulduğu bir silah

Mehmet Altan 21. kitabı 'Kürtler Şeytan Soyundan mı?'da Türkiye'nin yakın tarihine dair tespitlerini ortaya koyuyor. Kitabı üzerine konuştuğumuz Altan, irticanın İttihat ve Terakki'nin bulduğu bir silah olduğunu söylüyor.

İrtica İttihatçıların  bulduğu bir silah
HALE KAPLAN ÖZ
Mehmet Altan, bundan on yıl önce Türkiye'nin gündemine dair yazdıklarını bir kitapta topladı. Altan, 'Kürtler Şeytan Soyundan mı?' isimli kitabında, yakın Türkiye tarihine dair tespitlerindeki ortaya koyduğu duruşu sergiliyor. Bu kitap Altan için bir prestij kitap olma özelliği taşıyor. "Bu kitap benim duruşumu ortaya koyuyor. Bugün Babıali'dekiler on yıl öncekileri yayınlasalar rezalet çıkar. Benim saydamlığımı okur görsün istedim" diyor Altan. Kitabın arka kapağında yer alan satırlar da bunu doğruluyor: "Hayat, bu kitaptaki her satırı haklı çıkardı. Eğer, bu kitapta yazılmış olanlar on yıl önce uygulansaydı Türkiye bugün çok daha zengin ve özgür bir ülke olacaktı."

Mehmet Altan'la, Kurtuluş Savaşı'nın anti emperyalist bir nitelik taşıyıp taşımadığından İttihatçı anlayışın bugün süren izlerine, Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki kesinti ve bu kesintinin açtığı sorunlardan bölücülük, şeriatçılık ve düşünce özgürlüğüne, militer anlayıştan sol analize varan birçok konudaki tespitlerini okuyabileceğimiz kitabı üzerine konuştuk.

'Kürtler Şeytan Soyundan mı?'da yer alan yazılar bundan on yıl önce kaleme alınmış. O günün Türkiyesi ve bugün arasında ne gibi paralellikler var ki bu kitabı bugün yayınlıyorsunuz?

Bu kitabı iki nedenle yayınlıyorum. Birincisi bu sorduğunuz soruya okur rahatlıkla cevap verebilsin, 1995 ile 2006 yıllarını rahatlıkla kıyaslasın, aynı zamanda da değişen ve değişmeyenleri zihninde netleştirsin diye yayınlıyorum. Bu kitap benim duruşumu ortaya ko-yoyur. Babıali'dekiler on yıl öncekileri yayınlasalar rezalet çıkar. Okur benim saydamlığımı görsün istedim.

Önümüzdeki on yıl için öngörüleriniz neler?

Gelecek ile ilgili umutluyum, eğer dünyalaşma süreci istikrarlı bir şekilde izlenirse son dönemlerde hızlanan toplumsal değişim süreci bizi daha özgür ve zengin bir hayata rahatlıkla taşıyacak. On yıl sonra Türkiye bugünden daha iyi olacak.

Kürt sorunundan ve buna dair çözüm önerilerinden bahsederken genelde bir sonraki cümleniz şeriatla ilgili. Her ikisinin de ortak paydası ancak demokratikleşme ile çözülebilmeleri. Türkiye'de gerçekten bölünme ya da şeriat korkusu var mı? Sizce bu iki önemli korkunun başka ortaklıkları neler?

Türkiye'de askeri zihniyet kendi konumunu güvence altında tutmak için sürekli korkular üretir. Benim gençliğimde bu korkunun adı komünizmdi. Sonra bölücülük oldu, şimdi de irtica var. Ama irtica yeni çıkan bir korku değildir, İttihat ve Terakki'nin bulduğu bir silahtır. Yüzyıldır zaman zaman kullanılır. Bu konularla ilgili benim temel sorum şudur: Atatürk devrimleri oturduysa irticadan korkmanın gereği yoktur. Eğer oturmadıysa bu kez de neden oturmadığının sosyo-ekonomik boyutunu tartışmak gerek. Tabiî burada bu korkuların yanına ilave edilmesi gereken bir başka sorun da Türkiye'deki rejimin askeri niteliğidir. Demokratikleşme yersiz korkuların üretilmesini de engeller. Toplumun demokrasi dışı arayışlarını da güçsüzleştirir.

Kitapta İttihatçı anlayışın devam ettiğine ve Türkiye'de adalet anlayışının hâlâ İttihat ve Terakki örgütünün kriterlerine göre işlediğine vurgu yapıyorsunuz. Bu durumun Türkiye'de yarattığı en önemli sıkıntılar neler?

Türkiye hukuk üretmiyor ayrıca yeryüzünün ürettiği hukuku da gerektiği gibi uygulamıyor. Bu açıdan en temel sorunumuz adalet, gerçek bir hukuk devleti olamamamız. Hukuk üretmeyince de burada orman kanunları geçerli hale geliyor. Pazusu güçlü olan haklı kabul ediliyor. Türkiye'nin hukuk üretebilmesi için köylülükten uzaklaşıp çağdaş bir üretim düzeyine zıp laması gerekir. Bu da yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesi ve dünyalaşmayla ilgili çabaların terkedilmemesine bağlı.

Altan neden Kürtlerin soyuna eğildi?

Adından anlaşıldığı gibi kitap Kürtlerin soyunu tartışmıyor. 'Kürtler Şeytan Soyundan mı?', adını kitap içindeki bir makaleden alıyor. Prof. A.Haluk Çay'ın yazdığı, Diyanet'in katkılarıyla yayınlanan 'Her Yönüyle Kürt Sorunu' adlı kitapta geçen şu hurafe Altan'ın konuya eğilmesine neden olmuş: "Hz. Süleyman şeytan tarafından kutsal yüzüğü dereye atılarak tahttan indirildiği ve iktidarsız yaşadığı 40 günlük bir süre içinde, balıkçıların Hz. Süleyman'a sunduğu bir balığın içinden kutsal yüzük çıkınca, meleklerin de gayreti ile Hz. Süleyman tekrar tahta çıkar. Ne var ki Hz. Süleyman'ın haremindeki cariyeler bu arada boş durmamışlar, şeytanla cinsel ilişki kurup hamile kalmışlardır. Bunu farkeden Hz. Süleyman cariyelerini dağlara bırakarak cezalandırmış. Çocuklar doğmuş, birbirleriyle evlenip üremişler ve şeytan soyu Kürtler böyle peydahlanmış." Altan'ın bu konu hakkındaki yorumu ise şöyle: Kürt vatandaşlarının "ırkını" inkar ederek, resmi yayınlarda onları "şeytan soyundan gelme" ilan eden, Alevi vatandaşlarını Diyanet İşleri çatısı altına sokmayan, dindarları "şeriatçı", marksistleri "Moskovacı", liberalleri "bölücü" kabul eden bir devlet düşünebiliyor musunuz? Bizimki neredeyse, "milleti" olmayan bir devlete dönüşmekte.

02.11.2006

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı haberin tüm hakları Diyalog Gazetecilik San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Haberi PaylaşFacebookGoogle BookmarksTwitterMixxLiveDel.icio.usDiggYahoo! My WebStumbleUponRedditTechnoratiSlashdotHaber.gen.trOyylaTusulMynet EksenimLimklinkibolBuzla

KÜLTÜR-SANAT