YENİ ŞAFAK PAZAR

Eftelya'm, denizin nazlı kızı

Halen küçük Ayasofya'da ney dersleri veren neyzen İlyas Çelikoğlu, bu anıyı seneler sonra, öğrencisi Gamze Estim'e anlattı… O da bu kavurucu aşkı elektronik ortamda yayınlanan Ney Dergisi için yazdı… Mevlana'nın “Ol da görünme” sözünü düstur edinen İlyas Bey, görünmeyi istemeyince Gamze Hanım bu yakıcı aşkı ve hikayeyi bizimle de paylaştı.

Gamze Estim Yeni Şafak
Gel ey denizin nazlı kızı nuş-i şarab et

Çık dahile gel sinede bir alem-i ab et

Mestane bakışlarla beni mest-ü harab et

Çık sahile gel sinede bir alem-i ab et

ALEKO BACANOS (Eftelya'nın sesine aşık onlarca gençten biri)

Sofrada üç tabak, üç kaşık ve üç çatal vardı… Bir de Muhayyer Kürdi Saz Semasi'nin bestekarı Sadi Işılay ile o eseri ney ile icra ederek Sadi Bey'den 'Aferin' alarak birlikte akşam yemeği yemeyi hakeden neyzen İlyas Çelikoğlu… 'Bir misafirimiz daha mı var?” diye sordu İlyas Bey.. 'Hayır' dedi Sadi Bey.. “Onlar eşim için…”

Oysa Eftelya Hanım çoktan ötelere göçmüştü… İlyas Bey o zaman anladı, Muhayyer Kürdi Saz Semaisi, Sadi Bey'in Eftelya Hanım'a duyduğu kavurucu aşkın tınılarıydı…

Denizin nazlı kızı Eftelya... Yaradan'ın yarattıklarının en güzeli sen miydin; yoksa ben mi yüklemiştim sana o "en güzel" olma sıfatını bilmiyorum. Ama kalbimin baş köşesine kuruverdin otağını. Günler geceler seninle anlam kazandı, sende kemale erdi... Hayatın tadına seninle vardım... Seni tanıdığım günmüş meğer benim doğduğum gün... Ve 'ahh!' ölüm... En beklenmedik zamanda çıkar ya karşımıza, en onulmaz yerimizden yaralar ya yüreklerimizi... İpek bir mendil gibi kayıp gittin avuçlarımdan... Senden yadigar bir teninin sıcaklığı kaldı bir de içinde boğulduğum gözlerinin derinliği... Eftelyam... Denizin nazlı kızı... Güzellik ikliminin sultanı... Gönlümün nazlı gülü... Kalp sızım, derdim, hüznüm,sevincim... Gelsem peşinden kadem kadem takip etsem seni, bilmem ki gücüm yeter mi! İsyanım yok denizin nazlı kızı, ummanların söndüremediği iç yangınlarım var... Şimdi baksın insanlar gözlerime de, anlasınlar ölüler nasıl yaşar...

BOĞAZI ÇINLATIRMIŞ SESİYLE…

Sadi Işılay'ın Muhayyer Kürdi Saz Semaisi'ni ve onun hüzünlü öyküsünü dinleyince zihnimde bir sağa bir sola koşuşturmaya başladı bunca sözcük... Sadi Işılay 1899'da, Eftelya Hanım ise 1881'de ilk selamlarını vermişler dar-ı dünyaya... Bize kalsa 18 yıl geç kalmış Sadi Bey Eftelyasına... Oysa onlar öylesine ve ölesiye uyumlu bir çiftmiş ki, tek çekirdekteki iki badem misali... İkisi de İstanbulluydu; hani aşkların, acıların ve hatta ölümlerin en belasının, en karasının yaşandığı şehir var ya... O zaman ne boğaz demir ve betondan müteşekkil köprüler, ne de boğazın yamaçlarında plazalar varmış. Hanımlar, beyler ve sair halk ulaşım için sandalları kullanırmış boğaz hattında... Sıcak yaz gecelerinde mehtap turlarına çıkılırmış o sandallarla… Mehtap ve yakamozlara hanımların billur sesleri eşlik edermiş. İşte o billur seslilerden biriymiş deniz kızı Eftelya... Daha küçük kız iken kimi babasının sazı eşliğinde, kimi tek başına, çınlatırmış tüm boğazı ve yükselirmiş sesi fezanın karanlıklarına... Bir sandalla çıkılan bu mehtap turlarına çoğu zaman 20 sandal daha eşlik edermiş, Eftelya'nın büyüleyici sesiyle cezbeye gelmiş insanları taşıyan 20 sandal... Kimse adını bilmezmiş bu güzel sesin sahibinin. Denizden geldiği için deniz kızı demişler Eftelya'ya... O söyleyince her şey susar, hayat dururmuş...

14 VAPUR AŞKA KOŞMUŞ

Sadi Bey de Eftelya'nın sesine vurulanlar içinde maşukuna kavuşabilen biriymiş. Ta ki 1936”nın 4 Agustos'unda Şirket-i Hayriyye Eftelya Hanım'a şükranlarını ifade için bir mehtabiyye tertip edene dek. Eftelya Hanım için ışıklar ve çiçeklerle donatılmış özel bir sal hazırlanmış… Deniz kokusu, mehtap ve denizin nazlı kızı Eftelya'nın billur sesini dinlemek için 37,5 lirayı veren herkes iştirak etmiş bu geceye.. Talep o kadar fazlaymış ki Şirket-i Hayriyye tam 14 vapur kaldırmış... Bu özel geceden sonra ayrılık dayanmış kapıya… Rivayete göre Eftelya Hanım o gece soğuk algınlığı geçirmiş... Boğaz havası çarpmış... Ve bir daha da toparlayamamış kendini... Karşılaştıkları ilk günden itibaren Eftelya'dan bir an ayrılmayan Sadi Bey içinde yanan ateşle pişen gözyaşları yanaklarından süzülürken 'güneşi'nin guruba kaymasını izlemiş... Aynı gelişi gibi gidişi de derinden olmuş Eftelya Hanım'ın... Ne o gün ne de ondan sonraki günlerde içindeki kalp yangını sönmemiş Sadi Bey'in... Hiçbir ilaç merhem olmamış yarasına. Ve bir gün alıp kalemini eline, acısını, teslimiyetini ve çaresizligini anlatıvermiş...

ÜÇ TABAK, ÜÇ BARDAK, ÜÇ KAŞIK

Bir gün hocamın, İlyas Çelikoğlu'nun kulağına ilişmiş bu güzide eser... Merak etmiş, kimdir bunun sahibi ve niye bu kadar can yakıcıdır nağmeleri... Araştırmış ve gidip Sadi Hoca'yı bulmuş. Eserin notalarını rica etmiş. "Müsadeniz olursa hocam" demiş, "Ben bu eseri ney ile icra etmek istiyorum" Sadi Bey ise "Evladım ben bunu keman için yazdım ney ile icra edilmez" cevabını vermiş. Hocam bir ümitle tekrar istemiş Sadi Bey'den: "Hocam ben deneyecegim." Notaları almış ve bir hafta çalışmış üzerinde.. 'Ney'ini ve yüreğini alıp Sadi Hoca'nın kapısına varmış bir hafta sonra… İlyas Bey üflemiş, ney inlemiş, sırlar açığa çıkmış. Feryat göğe yükselmiş... İcra bittiginde de Sadi Bey oturduğu yerden kalkmış ve İlyas Bey'i alnından öpmüş.. “Afferin evlat! Sen yemeği hakettin” demiş ve İlyas Bey'i de alıp evinin yolunu tutmuş.. Eftelya Hanım'a olan aşkının şahidi ev var ya, oraya... Yemekler hazırlanmış, masa kurulmuş, Sadi Bey üç tabak, üç bardak, üç kaşık, üç çatal koymuş masaya. İlyas Bey şaşırmış ve “Hocam” demiş “Başka misafiriniz de mi var?” Sözler boğazında düğümlenmiş, gözleri buğulanmış Sadi Bey'in...“Eşim için...” demiş... İşte o tabak, o bardak da, o kaşık ve o çatal Eftalya içinmiş ve Muhayyer Kürdi Sez Semaisi de… İşte bu eser bir büyük aşkın usaresi, bir büyük aşkın feryadı, bir büyük aşkın gözyaşıdır... Şimdi insan şu soruyu sormaktan alıkoyamıyor kendini, günümüzde de yaşıyor mu Sadi Beyler, Eftelya Hanımlar ve yaşanıyor mu böyle sevdalar…?

Bilen beri gelsin...

Yorum

Hindistan cevizinden topraksız çileğe

Hindistan cevizinden topraksız çileğe

1

Eskişehir'de seracılık yapan Rıza Tek, hindistan cevizi kabuğu liflerinden oluşan özel maddede yetiştirdiği çilekten yılda 4-5 kez ürün alıyor. Normal..

Koltuğa sığmayınca 68 kilo verdi

Koltuğa sığmayınca 68 kilo verdi

2

Denizli'de oturan 28 yaşındaki Ezgi Çetin, iş başvurusu için gittiği kurumda yöneltilen "Koltuğa sığmıyorsun, nasıl çalışacaksın?" sorusu ardından tüp..

Gıdıya göbeğe elveda!

Gıdıya göbeğe elveda!

3

Op. Dr. Mehmet Gökhan Şahin, sağlıksız beslenme ve hareketsizlikle ortaya çıkan fazla yağlanmalar ve şekil bozukluklarından, diyet ve spora rağmen kur..

Burayı tedavi amacıyla kullanıyorum

Burayı tedavi amacıyla kullanıyorum

4

Yurt dışından getirdiği saat parçalarını satan, bunun yanında imalat da yapan Kemal Özcan, 61 yıllık ‘Saatçılar Yuvası’nı 1989’da kızı Yüksel Özcan’a ..

Tarihi eserler parmakların ucunda

Tarihi eserler parmakların ucunda

5

Müzelerde kullanılmaya başlanan görüntü işleme ve artırılmış gerçeklik teknolojisiyle, ziyaretçiler yüzlerce yıllık eserlere adeta dokunma deneyimi ya..

'8 köşe kasket'leri temsil ediyor

'8 köşe kasket'leri temsil ediyor

6

Malatya'da 13 yaşında başladığı, unutulmaya yüz tutmuş kasketçilik mesleğini 55 yıldır sürdüren Tatu, kasketlere yoğun ilginin olduğu, her gün yaptığı..

Okumadan çiğ köfte yemeyin!

Okumadan çiğ köfte yemeyin!

7

Geleneksel lezzetlerimizden çiğ köfte 7'den 70'e pek çoğumuzun vazgeçilmezi. Lezzetli olmasının yanı sıra besleyici özelliği ile de öne çıkıyor. Bağış..

"Schweinfurt'a Türk tiyatrosunu getirdik"

"Schweinfurt'a Türk tiyatrosunu getirdik"

8

Almanya'da kurduğu "The Companies"te Türkçe oyunlar sahneleyen oyuncu ve yönetmen Engin Seçgin, "İnsanlar sürekli kötü haberler alırken sahnede bu yar..

İran, Iraklı Şiilerden  neden korkar?

İran, Iraklı Şiilerden neden korkar?

9

Abdülmecit 8 yaşında yaşlandı

Abdülmecit 8 yaşında yaşlandı

10

Batman’da ikamet eden ve “Erken yaşlanma hastalığına” yakalanan 8 yaşındaki Suriyeli Mehmet Adem Abdulmecit’in dramı yürek burkuyor. Yaşından oldukça ..

Kendini onaran asfalt ürettiler

Kendini onaran asfalt ürettiler

11

Gazzeli kadın mühendisler, kendi kendini onaran asfalt üretti. “Nasır bin Hamad Al Halife Genç Mucit” Ödülü'nü kazanan asfaltı üreten mühendislerden R..

Ölmeden kendi mezarını da yaptı

Ölmeden kendi mezarını da yaptı

12

Bartın'da mermerden mezar yapan 77 yaşındaki Mehmet Fazlıoğlu, özel ve farklı olmasını istediği kendi mezar taşını hazırladı. 23 torun sahini Fazlıoğl..

Erdoğan ile anısını anlatırken ağladı

Erdoğan ile anısını anlatırken ağladı

13

Gençlik yıllarında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın alışveriş yaptığı Kasımpaşalı bakkal Emin Turan, Erdoğan ile olan hatıralarını anlatırken duygulandı.

Havuç ye sıhhat bul!

Havuç ye sıhhat bul!

14

Obezite doktoru Dr. Fevzi Özgönül, havucun son yıllarda erken bunama, alzheimer, kalp krizi, kronik baş ağrısı, deri ve akciğer kanserine karşı kullan..

Nobel'i üniversitesine bağışladı

Nobel'i üniversitesine bağışladı

15

DNA onarımıyla ilgili çalışmasıyla 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü alan Prof. Dr. Aziz Sancar, Nobel Madalyası ve Sertifikasını mezun olduğu İstanbul Üniver..

Köy halkı inat etti kayayı yıktırmıyor

Köy halkı inat etti kayayı yıktırmıyor

16

Balıkesir'in İvrindi ilçesinde tehlike arz eden kaya, üzerindeki leylek yuvası yüzünden yıkılamıyor. Kayayı yıkmak isteyen valilik mahalle halkının ka..

'Erişilemeyen ilaç' ortadan kalkıyor

'Erişilemeyen ilaç' ortadan kalkıyor

17

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ile SGK, 'erişilemeyen ilaç sorununun çözümü için yeni düzenleme yaptı. Yeni düzenlemeye göre Sağlık Uygulama Tebli..

Kötü koku akciğer yetersizliği nedeni!

Kötü koku akciğer yetersizliği nedeni!

18

Ağız kokusuna diş ve diş etlerinin yanı sıra vücuttaki herhangi bir hastalığın da sebep olabileceğini belirten uzmanlar, kokunun hafife alınacak bir s..

+