T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| R Ö P O R T A J | 24 OCAK 2006 SALI | ||
|
|
Onu, Cumhurbaşkanı Başkanı Turgut Özal'a olan yakınlığıyla tanıdık. Bosna yanarken o, Türkiye'nin bölgeye ilgisini tetiklemiş, Özal'a Balkanlar ve Kafkaslar konusunda danışmanlık yapmıştı. 1999 depreminde, Adapazarı'ndaki büyük yıkımdan sonra şehri boşaltmak gerektiğini söyleyenlere "Hayır" dediğini de hatırlayacaksınız. "Biz bu şehrin sokaklarında dolaştık. Bu şehrin kızlarına âşık olduk. Şehrimizi seviyoruz ve terk etmeyeceğiz" demişti. Annesini ve ağabeyini, kendisi doğmadan terk eden, Kanada'da evlenip geride bıraktıklarını arayıp sormayan babasına karşı öfke duymamayı başarmış biri o. Babasız geçen 45 yılın ardından geçen yıl kavuştuğu babasına hâlâ şefkatle yaklaşıyor. O, Meclisin sıra dışı üyelerinden, AK Parti Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz. 20'li yaşlarında sosyalist, 30'larında İslamcı. Şimdi kendini "Müslüman bir Türk" olarak tanımlıyor. Parlamenter, hekim, seyyah. Metal dinliyor, film çekiyor, fotoğraf sergileri açıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan felaketlerde ve savaşlarda mağdur olan insanlara yardıma koşuyor. Asıl mesleği diş hekimliği. Yeryüzü Doktorları'yla birlikte, din, dil, ırk ayrımı gözetmeden ihtiyacı olanlar için mesleğini icra ediyor. Ülkede toplanan yardımları kendi eliyle ihtiyaç bölgelerine götürüyor. Endonezya, Pakistan, Bosna, Sudan, Sri Lanka, Keşmir yardım amacıyla gittiği yerlerden birkaçı. Süleyman Gündüz aynı zamanda TBMM Başkanlığı'nın Nobel Barış Ödülü için Meclis içinden gösterdiği yedi adaydan biri. Ayrıca da 'taze' hacı.
Hac benim için hem dışa, hem içe, ruha doğru yapılan zengin bir yolculuk. Tüm sıfatlardan ve edinilmiş kazanımlardan soyunarak herkesle eşit olmak, milyonlarca insanın katıldığı büyük hareketin küçük bir parçası olmak, insanı nasıl etkiliyor? Siz neler hissettiniz? Hac şok edici bir ibadet. Tüm aidiyetlerinizi, kazanım ve statülerinizi bir kenara itip dikişsiz beyaz bir elbiseye bürünüyorsunuz. Kâbe etrafında tavafa başladığınızda kenarda bıraktıklarınızın ne kadar küçük şeyler olduğunu anlıyorsunuz. Ama tekilliklerin 'biz'e dönüşmesi ne kadar da büyük! Orada insanoğlunun yeryüzünde Allah'ın temsilcisi olmasının büyüklüğünü yakalayabiliyorsunuz. Bu çok yüceltici. Kendinizi arınmış hissediyor musunuz? Şüphesiz. Allah'ın mağfiret kapılarını daha da genişletmiş olduğunu bilmenin getirdiği bir yoğunlaşma yaşanıyor. Bu da sükunet ve arınmışlık duygusunu beraberinde getiriyor. İnsan hayatında beyaz bir sayfa açıyor. Hacca giden Süleyman Gündüz ile dönen Süleyman Gündüz arasındaki fark ne? Kutsal mekanın dönüştürücü bir gücü var. İnsanı iç muhasebesini daha sağlam yapmaya ve hoşgörüsünü artırmaya yöneltiyor. Benim üzerimdeki etkisi de bu oldu. Allah'ın ve Peygamber'in evinin misafiri olmak çok etkileyici ve sarsıcı. Bir şairimizin dediği gibi "Dert oldum Hira'ya beni teskine geldi Efendim". Arafat'ta edilen dualar kabul olunur, denir. 'Kul Süleyman' Arafat'ta ne için dua etti? Kendi özelimden çıkarak yeryüzünün esenlik ve barışına yönelik niyazda bulundum. 'VEKİL SÜLEYMAN'IN DUASI Peki ya 'vekil Süleyman'ın duası neydi? Milletimin kurtuluşa ve esenliğe kavuşması, tarihindeki o büyük medeniyetler seviyesine tekrar ulaşabilmesi için dua ettim. Siyasi düzlemde aldığımız kararların isabetli olması için yardım, eğer isabetli olmaz ise doğmuş veya doğabilecek sıkıntılardan dolayı da bağışlanma diledim. Dicle kenarında kurdun kaptığı kuzunun hesabının bile kendisinden sorulmasından korkan Hz. Ömer'in hassasiyeti Müslüman yöneticiler için temel bir ölçüdür. Milletvekili olarak bu ölçünün sizdeki karşılığı da bu derece midir? Ben inanıyorum ki bizim siyasetteki sorumluluğumuz da aynen böyledir. Eğer bunu yerine getiremez isek, rahmeti ve bağışlaması bol olan Allah'a iltica ediyoruz. PARALARA "HAREMİ ŞERİFİN HİZMETKARI" YAZMAKLA OLMUYOR Hacda her yıl yaşanan ölümlerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Suudi Arabistan, hac organizasyonunu hakkıyla yapabiliyor mu sizce? Çöken otel, çürük bir binaydı ve servis araçlarımız orada duruyordu. Binanın altında biz de olabilirdik. Ben bile arkadaşlarıma 'üçüncü gün şeytan taşlamada cinayet işlenecek' diyebiliyorsam bu bilgiye Suudların da sahip olması gerekir. Hacıların ibadet heyecanıyla ölüm korkusunu aynı anda yaşamak zorunda bırakılması bir organizasyon bozukluğu. Paranın üzerine "Suudi Arabistan emiri / Haremi Şerif'in hizmetkarı" yazmakla olmuyor bu iş. Gereğinin de yapılması lazım. Suudi Arabistan devleti neyi yanlış ya da eksik yapıyor? Orada tecrübesiz askerler ve organizatörler görev alıyor. Şeytan taşlamaya gidilen yoldaki sıkışmanın nedeni, gelir seviyesi düşük hacıların çadırlarının orada olması. Bu, akışı bozuyor. Sosyo-ekonomik durumu iyi olmayan hacıların kalacağı yerlerle ilgili düzenleme yapılmamış. Ama yüksek olanlar için her şey düzenli, güvenli ve kontrollü. Diğer Müslüman ülkelere de görev düşmüyor mu? İslam Konferansı Örgütü devreye girmeli. Ayrıca Türkler orada diğer ülke hacılarından daha çok sıkıntı çekiyor. O yüzden bu, bir devlet organizasyonu olarak ele alınmalı. Mutlaka bir bakanla temsil edilmeli. Orada normal çadırlarda mı kaldınız yoksa ayrıcalıklı bir durum söz konusu muydu? 39 milletvekili bir aradaydık. Herkesin kaldığı çadırlarda kaldık, herkes gibi beslendik. Hatta bir dezavantajımız vardı. Diyanet'in lüks çadırlarının jeneratörü çadırlarımızın hemen yanında, kulağımızın dibindeydi. Korkunç bir gürültü vardı ama bundan bile yüksünmedik.
Hayır dua almak Nobel Barış Ödülü'nden daha değerli Yıllardır yardım amaçlı sivil toplum kuruluşlarında çalışıyorsunuz. Bu nedenle TBMM tarafından, diğer altı adayla birlikte Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildiniz. Kendinize şans veriyor musunuz? İnsanlara yardım edebilmek bu milletin karakteri. Ben de hem savaşlarda, hem doğal afetlerde bu milletin bir ferdi olarak yardım çalışmalarında yer almaya çalıştım. Ben bir aracıyım. Seçici kurulun nasıl davranacağını bilmiyorum ama aday gösterilmek millet adına gurur verici benim için. Diğer adaylar kadar bir şansım var benim de. Ödülü Türkiye'den bir başka aday alırsa kıskanır mısınız? Yo, hayır. Bunu bu millet adına çok önemli ve değerli bulurum. Yaptığınız yardımlar karşılığında Nobel almak mı daha değerli sizin için yoksa hayır dua almak mı? Biri hayata özgüdür, biri Allah'a özgü. Nobel almak önemlidir elbette ama, hayır dua almak daha da önemlidir. Nobel'in siyasi nedenlerle verildiği düşüncesi yaygın bir düşünce. Kazansanız bile reddetmeniz gerektiğini düşünenler de var. Tavrınız ne olur? Bütün büyük ödüllerin elbette siyasi bir düzlemi vardır. Ödülün hangi saiklerle verildiğini herkes bilir. Alınması gerektiğini söyleyenlere olduğu gibi reddedilmesi gerektiğini söyleyenlere de saygı duyuyorum. Elbette ben de içimde pek çok paradoksu bir arada yaşatıyorum. Biz aday olmadık, bizi millet adına TBMM aday gösterdi. O yüzden ödülden çok, bize yüklenen misyonun çok daha fazla anlamlı olduğunu düşünüyorum. YARDIMLARIM BENİM SİGORTAM Bir yerde, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in yardım ettikleri kişileri 'ahiret azığımızın taşıyıcıları' diye selamladıklarını okumuş, çok etkilenmiştim. Siz yardım ettiğiniz kişileri nasıl görüyorsunuz? Bir anlamda aracı bir konum benimki. Millet adına yapılan yardımlar da bu milletin sadakaları. Benim katkılarım ekonomik gücüm itibariyle azdır. Ben yardıma ihtiyacı olanlara bu milletin birikimlerini taşıyorum. Onları sigortalarım, bağışlanma kapılarım olarak görüyorum.
BABAMA KARŞI HİÇ ÖFKE DUYMADIM 45 yıl boyunca hiç görmediğiniz babanıza geçen yıl kavuştunuz ve içinizde ona karşı öfke olmadığını söylediniz. Bunu nasıl başardınız? Terk edilen çocukların öfke biriktirmesi daha normal bir durumdur oysa. Annem bizi nefrete, öfkeye yönlendirseydi böyle olabilirdi belki ama o bizi merhamete, şefkate yöneltti. Ağabeyimle ben babamıza nasıl öfke duyacağımızı bile bilmiyorduk. Babanızla 45 yaşınızda değil de, 15 yaşınızda karşılaşmış olsaydınız, yine böyle düşünüp davranabilir miydiniz? İçimde farklı fırtınalar olabilirdi elbette. Ama 45 yıl sonra, üstelik de baba olduktan sonra, yaşı 70'i aşmış bir adamla karşılaşmak insanı farklı bir noktaya getiriyor. BULDUĞUM BABA UMDUĞUM BABA DEĞİLDİ Karşılaştığınız baba, zihninizde yaşattığınız baba mıydı? O hayatımızda hep vardı. Bir özlem, bir merak olarak. Serüven dolu bir hayat sürmüş, dışa dönük birini bekliyordum ama hayatını dışa dönük olmama üzerine kurmuş birini buldum. Bunun onu yalnızlaştırdığını gördüm. Buna yaşadığı travma ve suçluluk duygusu neden olmuş olabilir mi? Bunu bir hata olarak görmüş ve kendini suçlamış. Bu da hayatını şekillendirmiş. Değilse 1960'larda makine mühendisi olmuş bir adam daha farklı bir konumda olmalıydı. Normal bir baba-oğul ilişkisine geçebildiniz mi? Babamla, eşiyle ve kız kardeşimle henüz çok sağlıklı bir ilişki geliştiremedik. Telefonla görüşmek yeterli olmuyor. Görüşmelerimiz henüz anı oluşturmaya yetmiyor. Olaya dışarıdan bakmaya, onu anlamaya çalışıyorum. Kâbe'de onlar için çok dua ettim. BAYRAM SABAHLARI ÇOK HÜZÜNLENİRDİK Babanızı bulduktan sonra ne değişti hayatınızda? Bayram sabahları çalınan "Aşağıdan gelir omuz omuza / çiğdem de karışmış güle nergise / baba, bayramınız mübarek ola" türküsü bizi çok hüzünlendirirdi. Şimdi de hüzünlendiriyor. Babam ve Oğlum filmini izlediniz mi? Hayır henüz vakit bulup izleyemedim ama içimizdeki hüznü deşeceğine eminim. Siz nasıl bir babasınız? Çocuklarınızı şımartıyor musunuz? Çocuklarımla daha çok arkadaş gibiyiz. Çocukluğumda eksikliğini hissettiklerim nedeniyle onlarla daha farklı bir ilişki biçimimizin olduğu da kesin.
Madem öyle danışmanı yarı yarıya bölüşelim Aliya İzzetbegoviç'e de çok yakındınız. Onunla ile ilgili özel bir anınız var mı? 1983'de Dakar'da İKÖ'nün başkanlar zirvesi yapılıyordu. Gündemde iki sorun vardı, Filistin ve Bosna Hersek. Türkiye daha çok Bosna Hersek sorunuyla ilgileniyordu. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal da, kendisini temsilen Aliya İzzzetbegoviç'i Cenevre'den almamı istedi ve uçağını tahsis etti. Yolda da Bosna meselelerini konuştuk. Aliya İzzetbegoviç bana "Sen Boşnak mısın, bu konuları nasıl bu kadar iyi biliyorsun?" diye sordu. Ben, "Hayır" dedim: "Bizler Boşnak değiliz ama Bosnalıyız. Bosna biziz." Sonra Aliya ile Turgut bey sorunu konuşmak için bir odada buluştular. Ben de oradaydım. Aliya, Turgut beye "Süleyman, seyahat boyunca bana çok iyi danışmanlık yaptı" deyince Turgut bey de "O benim danışmanım zaten. Ama madem öyle, yarı yarıya bölüşelim." O an, benim için çok anlamlı bir andır.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |