T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
R Ö P O R T A J 31 OCAK 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Hal bu ki
Fadime ÖZKAN

19 bin çocuğum, hepsi için hayallerim var

FOTOĞRAF: FERHAT ULUDAĞLAR FOTOĞRAF: FERHAT ULUDAĞLAR
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, kadınlardan, çocuklardan, özürlülerden, yaşlılardan ve yoksullardan yani toplumun en dezavantajlı kesimlerinden sorumlu genç bir devlet bakanı.

Yanlış analiz ve yanlış yöntem nedeniyle yanlış yönetilen, yıllardır biriken sorunlarla içinden çıkılmaz hale gelen ama çıkış noktası ve amacı insana hizmet olduğu için de, her kötü uygulamada toplumun vicdanını sızlatan zor ama önemli bir alanda çalışıyor.

Onun çalışma alanı aslında hepimizin sorumlu olduğu ama unuttuğumuz hatta çok da görmek, bilmek istemediğimiz bir alan.

Nimet Çubukçu insan hakları savunucusu bir hukukçu olarak, yıllardır zaten bu alanda çalışıyor olmanın avantajıyla dosyasına son derece hakim. Yasal düzenlemelerin ardından uygulama için de gece gündüz çalışıyor.

Son olarak geçtiğimiz hafta sonunda dünyanın dört bir yanından gelen kadınlarla 'Medeniyetler İttifakında Kadın' başlıklı toplantıya ev sahipliği yaptı. Bir araya gelen kadınlar, hem durum tespiti yaptılar hem de hemcins dayanışması içinde kadının karar alma mekanizmalarında, demokratikleşmede ve kalkınmada, bilim ve teknolojide, barışın sağlanmasında rolünün ne olması gerektiğini konuştular.

Biz de onunla Sarıyar'deki evinde sorumlu olduğu alanları, kurum bakımındaki çocukları, kadın sorunlarını ve koltuğa oturduğu günden bu yana geçen sekiz ayda çözüm için neler yaptığını konuştuk.

* * *

FOTOĞRAF: FERHAT ULUDAĞLAR

2 Haziran 2005'ten bu yana Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapıyor, kadınlar, yaşlılar, çocuklar, özürlüler ve kimsesizlere yani ülkenin en dezavantajlı kesimlerine hizmet götürüyorsunuz. Bu alanla Bakanlığınız öncesinde de ilgileniyordunuz ama göreve geldiğinizde en büyük sorun olarak neyi buldunuz kaşınızda?

Türkiye'de yakın dönemde, hem iki büyük ekonomik kriz yaşandı hem de terör nedeniyle yoğun bir iç göç oldu. Bunlar toplumsal yapıda ciddi bir kırılmanın yaşanmasına yol açtı. Hükümetimiz göreve gelir gelmez bu alandaki çalışmalara hız verdi. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu ilk kez amacı doğrultusunda kullanılmaya başlandı ve toplumun dezavantajlı gruplarına sosyal yardım götürmek, şartlı nakit transferi yapmak, kömür yardımı, okul kitapları yardımı gibi yardımlarla hem varolan sosyal yaraların sarılmasına hem de yeni sosyal sorunların çıkmasına engel olmak istedik. Kendi Bakanlığım açısından bir devamlılık olduğunu söylemeliyim. Var olan çalışmaları yeni bir açılım ve perspektifle devam ettirdik. Benim en fazla yoğunlaştığım alan da çocuklar oldu.

Önceden de ilgilendiğiniz bir alan mıydı çocuklar yoksa Bakanlığınızın dördüncü ayında patlak veren Malatya olayı mı sizi çocuklara öncelik vermeye yöneltti?

Çocuklar benim için her zaman çok önemliydi. Siyaset öncesi hayatımda da çocuklarla ilgili çalışmalar yapmış biriyim ben.

Daha icraatınızı ortaya koyamadan, basında ve kamuoyunda Nimet Çubukçu adı ile Malatya'daki olay bir şekilde örtüştü. Bu sizin için nasıl bir handikap oluşturdu, sizi, çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Malatya'da olanlar son derece üzücü, hırpalayıcıydı. Sadece kurum bakımındaki çocukların değil tüm çocukların ruh sağlığını bozacak görüntülerin tekrar tekrar kullanılması da bizi çok üzdü doğrusu.

Ama bulunduğum konum itibariyle infial içinde hareket edemem. Dolayısıyla en kötü olaylarda bile sağduyuyu kaybetmeden, yapılması gerekenlerin soğukkanlılıkla yapılması gerekir. Bu olayın yaşanması, insanların zihninde böyle bir şeyin oluşması, oluşturulması beni yapacaklarımdan, planladıklarımdan alıkoymadı.

MALATYA OLAYINDAN ÖNCE DE KONUYA HAKİMDİK

Malatya'da yaşananlar kamuoyunun dikkatini birden bire kurum bakımındaki çocuklara yöneltti ve eleştiriler gibi beklentileri de ortaya çıkardı. O üzücü olay yaşanana kadar ne yapmıştınız çocuklar için?

Doğrusunu söylemek gerekirse, meseleye bu hadiseyle vakıf olmuş değiliz. Olay olduğunda hükümet olarak zaten bu alanda bir değişikliğin ve yeniliklerin hazırlıkları içerisinde, toplumun ilgili kesimleriyle sorunu tartıştığımız bir süreçteydik. Başbakanlığa, Sosyal Hizmetler ve Kurum Kanunu değişikliğini göndermiştik. Değişiklik, hadiseden sonra imzaya açıldı. 150'yi aşkın kuruma habersiz gitmiş, çocukların yatakları, dolapları, battaniyeleri, her şeyleriyle ilgili bir bakandım. Hemen hemen her akşam, yemeğimi kurum bakımındaki çocuklarla yiyordum. Bunlar bilinmiyordu çünkü basına malzeme olmasını istememiştim. Çocuklarla kurmak istediğim dostluğu, yakınlığı, güvenilirliği zedelememesi için istemedim. Bunları basın önünde yapmadığım için bugün gelinen noktada bile pişmanlık duymuyorum.

Öyle yapmış olsaydınız, olay ortaya çıktığında insanlar en azından "Bakan dört aylık sürede zaten köklü bir değişiklik yapamazdı ama denetimlerini yapıyordu, çocuklarla ilgileniyordu" diye düşünebilirdi.

Kamuoyunda bir kanaat, bir imaj oluşturmak için belki de böyle bir şey gerebilirdi ama o çocukların kalbindeki kimliğimi, siyasetçi kimliğimden, toplum nazarındaki kimliğimden daha çok önemsiyorum.

Olaydan sonra ziyaret ettiğiniz çocuk yuvalarında basın yayınızdaydı ama.

Böyle bir kanaat de oluştu ama hayır. Olay Ramazanda olmuştu. Bayramda ise valiliklerin düzenlediği resmi programlarım vardı. Tüm bayramlarda resmi programlardan basın haberdar edilir. Basın takip eder ya da etmez. Malatya hadisesinden sonra kurum çok dikkat çektiği için geldiler ve haber yaptılar.

İSTİFA ETMEM İÇİN GEREKÇE YOKTU

Olaydan sonra muhalefet de, basın da sizi istifaya davet etti. Etmediniz ama istifa düşüncesi aklınızdan hiç mi geçmedi?

Hiç geçmedi çünkü istifa etmem için olayla kişisel sorumluluğum arasında bir bağlantı olması gerekirdi. Bu bağlantıyı ben kuramıyor olsaydım bile, beni bu göreve atayan Sayın Başbakan kurar ve istifamı isterdi. Nasıl ki ben sorumlu olduğunu düşündüğüm insanları açığa aldım ya da işten el çektirdiysem o da bunu yapabilirdi. Oradaki vakayla sorumluğum arasında ne hukuki ne vicdani bağ yoktu. Ben olayın hiçbir yerinde değildim.

İstifa etmeniz için ne olması gerekirdi?

Bir siyasinin istifa etmesi için meydana gelen olayla kendisi arasında sorumluluk ilişkisi ya da kamuoyunun vicdanında bu olayla ilgili yoğun bir şüphe oluşması gerekir. Kişisel insiyatifimle birini kayırarak bir kuruma müdür atamışsam ve onun bir kusuru olmuşsa o zaman istifadan söz edilebilir ama böyle bir durum yok. Genelde yolsuzluklarla ilgili konularda istifa istenir. Avrupa'da da benzer pek çok olay yaşandı. Her gün yüzlerce araç yakılıyordu, Fransız İçişleri Bakanı istifa etti mi? İngiltere'de bir kız çocuğuna tecavüz olayı oldu. Bakan istifa etmedi. O yüzden istifa müessesesinin de tartışılması gerekir.

Siz bu olayda size haksızlık yapıldığını, mağdur olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Haksızlık yapıldığını düşünüyorum ama kavram olarak mağdurluğu doğru bulmuyorum. Bu olayın mağduru çocuklardı.

Peki bir cinsiyet ayrımcılığına uğradığınız düşünüyor musunuz?

O dönemde hakkımda yazılan olumsuz yazılarda böyle bir ayrımcılık vardı gibi bir algım olmadı doğrusu. Eğer olsaydı medyadaki kadınların desteklemesi gerekirdi diye düşünüyorum. Ama yanlış bir şey varsa kadın olduğum için desteklemeyi de istemem. Kadın olduğum için, ne desteklenmeyi ne de kösteklenmeyi istemem.

HEDEFİMİZ ÇOCUKLARI AİLELERİNE KAVUŞTURMAK

İlgilenmeniz gereken çocuklar sorunları itibariyle birbirinden farklı değil mi? Kurum bakımındakiler, sokak çocukları, sokakta çalışan çocuklar, suçlu çocuklar... Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan başlayalım, onlar için ne yapıyorsunuz?

Bir çocuğu 0 yaşında alıp 18 yaşına kadar kuruluş sistemiyle koğuş bakımında tutmak dünyanın hiçbir yerinde olmayan, bizim de hızla terk etmemiz gereken bir sistem. Öncelikli hedefimiz tüm dünyada olduğu gibi kurumdaki çocuğu ailesine teslim etmek ve ya bir aile ortamı yaratmak. Varsa gerçek aile, yoksa aile yakınları, yoksa evlat edinme, yoksa koruyucu aile ama mutlaka aile. Türkiye'de kurum bakımında kalan çocuklar yüzde 80 ile 90 aralığında aile sahibi çocuklar. Kurum bakımına bırakılan çocuklar için tek gerekçe maddi yoksunluk ise, herhangi bir istismar, şiddet ve ya çocuğu aileden korumamızı gerektiren bir durum yoksa asgari tutarı 300 milyon olan maddi yardımla çocukları ailelerine kavuşturuyoruz. Bu bizim verdiğimiz yardım. Bunun dışında başka yollarla da yardım yapılıyor ailelere. Çocuk üzerindeki koruma kararımız sürüyor ama. Ailesinin yanındaki çocuk sosyal hizmet uzmanlarımız tarafından kontrol ediliyor. Şu ana kadar 1622 çocuk bu şekilde ailesine kavuştu.
Böylelikle hem çocukların sağlıklı duygusal gelişimini sağlıyoruz hem de ailelerin maddi yoksunluk nedeniyle yaşadığı dramı sonlandırıyoruz.

ÇOCUĞUN AİLE YANINDA OLMASI DAHA AZ MALİYETLİ

Çocuğun ailesinde olması, kurumda olmasından daha mı maliyetli?

Hayır, çocuğun aile yanında olmasının maliyeti çok daha düşük kurum bakımından. Ailesinin yanına dönemeyenler için koruyucu aile sistemini özendirmeye çalışıyoruz. 70 milyonluk ülkede sadece 670 çocuğumuz koruyucu aile yanında bugün. Toplumun bu olaya bakışını değiştirmek, sosyal işbirliğine davet etmek ve koruyucu aileliği özendirmek için kampanyamız var; Var mısınız? diyoruz. Kalan çocuklar için de sistemi tamamen değiştiriyor, koğuş sistemini kaldırıyor ve "Sevgi Evleri" kuruyoruz.

Toplumun asırlara dayanan bir 'koruma' pratiği vardır ama bir yandan da evde o aileye ait olmayan, evin işlerinin gördürüldüğü çocuklar için üretilmiş 'besleme' algısı vardır, romanlarımıza, filmlerimize de yansıyan. Bu algıyı değiştirmek için ne yapıyorsunuz?

Sizsiz olmaz, var mısınız? kampanyamızı bu algıyı değiştirmek için yapıyoruz. Bu konuda medyaya çok ihtiyacımız var. Arzu ediyoruz ki bunu medyayla paylaşalım, dönüşümü toplumla birlikte yapalım. Topluma çağrımızda "Biz bu çocuklara bakıyoruz, besliyoruz ama sizin şefkatinize de, kucağınıza da, onların başlarını okşamanıza da ihtiyaç duyuyorlar" diyoruz ve 'gönüllülük' sistemini uygulamaya çalışıyoruz.

BU ÇOCUKLARIN GİYSİDEN ÇOK İLGİYE İHTİYACI VAR

Nasıl bir sistem 'gönüllülük'?

Bu çocuklarla oyuncak, giysi, yiyecek gibi nesneler aracılığıyla bir ilişki kurmaktan çok ilgi ve sevgiyle kurulan ilişkilere ihtiyacı var. O yüzden biz, çocukların yüksek yararını önceleyerek yardımseverlerin ilgisini koordine etmeye çalışıyoruz. Mesela bir yıl boyunca hafta da iki gün, 4'er saat gibi, belli zamanlarda belli süreyle gelsinler istiyoruz. Sanal ortamda en çok üyesi olan 800 üyeli Çocuk İstiyoruz Derneği ile bir protokol yaptık. 800 gönüllü anne ve 3 gönüllü baba yuvalarda başladılar. Gönüllülük sadece annelik değil. Bayramda babalardan biriyle karşılaştım, çocuklarla ilişkisini gördüm. Bu çocukların sosyalleşmek için yaşlılarla, gençlerle, yaşıtlarıyla yani toplumun bütün kesimleriyle iletişim kurmaya ihtiyaçları var. Bu uygulamayla sistemi de şeffaflaştırmış oluyoruz

Çocukları belli sürelerde mesela hafta sonlarında gönüllü aile yanına göndermek tercih ettiğiniz bir yöntem değil mi?

Bilim adamlarıyla konuşuyoruz, bunun bazı sakıncaları var. Bir süre sonra çocuk yuvaya dönmek istemiyor ama aile de sürekli almak istemiyor. Bu da çocuğu daha çok hırpalanıyor. O yüzden 'hayrı da çocuğun iyiliğini düşünerek biz yönlendireceğiz' diyoruz.

Evlat edinme de sorun var mı?

Evlat edinen, edinmek için sırada bekleyen pek çok insan var. Burada tek sıkıntımız çocukların yaş grubuyla ilgili. Evlat edinmek isteyen aileler küçük yaştaki çocukları almak istiyorlar, kendi çocukları gibi yetiştirmek için. Onlara buradan seslenmek istiyorum: 11 yaşındaki bir kız çocuğunun da 14 yaşındaki bir erkek çocuğunun da sevgiye ihtiyacı var.

Ya sokak çocukları için neler yapıyorsunuz?

Türkiye'de bir sokakta çalışan çocuklar, bir de sokakta yaşayan çocuklar var. Ayrıca bağımlı çocuklar ve 'kapkaççı çocuklar' denilen kanunla ihtilafa düşmüş çocuklar da var. Suç işleyen çocukların sokakla ilgisi yok aslında. Yüzde 85'i aileleriyle yaşıyor. Çalışan çocuklar da aileleriyle birlikte. Ama hepsi birbirine karıştırılıyor. Bütün bu gruplar için beş bakanlıkla birlikte çalışıyoruz. Uygulama yaptığımız sekiz ilde çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Ayda ulaştığımız çocuk sayısı bin küsuru geçiyor.

HEDEFİM ONLARIN HAYALLERİNE KAVUŞMASINI SAĞLAMAK

Kurum bakımında siyaseten ve vicdanen sorumlu olduğunuz 19 bin çocuk, bir de oğlunuz var. Oğlunuza ilişkin mutlaka hayalleriniz vardır. Bu 19 bin çocukla ilgili nasıl hayaller kuruyorsunuz?

Hepsiyle ilgili gerçekleştirmeyi istediğim ve bunun için mücadele ettiğim hayallerim var. Onların üzüntüleri, sıkıntıları, benim de üzüntüm, sıkıntım. Onların kendi hayallerine ulaşmaları benim en büyük hedefim.

19 bin masum, savunmasız, korumasız ve ilgiye, sevgiye, şefkate muhtaç çocuktan sorumlu olmak vicdani açıdan size nasıl bir yük yüklüyor, ne hissediyorsunuz?

Onların başarılı, huzurlu ve mutlu olması için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Vicdan azabı çekmem için yapmam gereken bir şeyi yapmamış olmam gerekir. Büyük bir çabayla zamanımın büyük bölümünü bu işe ayırarak çalışıyorum ama insani açıdan her biriyle ilgili beni çok üzen şeyler de oluyor tabii. Ama yine de yapmam gereken çoğu şeyi yaptığımı düşünüyorum.

VİCDANİ RETÇİLER SOSYAL HİZMETLER DE ÇALIŞSA OLUR MU?

Vicdani ret sıcak bir tartışma konusu. Hem sosyal sorumluğun paylaşımı hem de duyarlılığın artması için askerlik yapmak istemeyenlerin bu SHÇEK'de belli süre ve şartlarda görev alması iki yönle bir çıkış yolu gibi görülemez mi?

Bu tartışılabilir elbette ama bunun şu anki askerlik sistemimizde bir karşılığının olmadığını düşünüyorum. Biz bütün kurumların, sosyal yardım ve sosyal hizmetler alanındaki çalışmalara her açıdan etkin katılımını istiyoruz. Kurumsal kimliği itibariyle de askeri sistemimizin kapasitesi çok yüksek. Eğer eğilim ve katılım olursa çok da iyi olur doğrusu.

AİLE İÇİN ŞİDDETİN HİÇBİR GEREKÇESİ MAZERETİ OLAMAZ

Türkiye'de en önemli kadın sorunu nedir sizce? Daha önce "sadakatsiz eş" demiş ve tepki almıştınız. Hala aynı düşüncede misiniz?

Böyle bir şey söylemedim ben ve 'söylemedim' demekten de çok sıkılıyorum. Bir insan hakları savunucusu olarak söylediğim şey şuydu: Hakları bir sıralamaya koyarsanız eğer, bazıları az ihlal edilir ama çok vahimdir. İşkence, yaşama hakkı böyle bir şeydir. İfade hürriyeti çok daha yaygın bir ihlaldir ama o kadar vahim değildir. Önem sırasını vehamete göre mi, yaygınlığa göre mi yapacağız? Ben ikisini de önemli kabul ediyorum ama en önemliyi söylemem gerekirse şiddeti birinci sıraya koyuyorum. Kadına yönelik şiddet, en vahimi olduğu için. Ama en yaygın ihlallerden biri de sadakatsizliktir. Sonuçta sadakatsizlik de kadınların uğradığı bir tür duygusal şiddettir. Çünkü sosyal yapı nedeniyle bu da kadın için bir çıkmazdır. Ağır depresif haller de buna katlanmak zorunda kalabiliyorlar. Bunu da çok önemsiyorum demiştim.

Türkiye'de tek bir kadın sorunu yok. Güneydoğudaki kadının sorunu başka, Karadeniz'deki kadının başka. Köydeki kadının başka, şehirdeki kadının başka. Eğitim alan alamayan kadının sorunu başka çalışan kadının ki bambaşka. Kadın sorunlarına için ne yapıyorsunuz?

Kadınların sorunlarını aşmak için evrensel öneriler getirilmiş olsa da söylediğiniz gibi sorunlar lokal, bölgesel sorunlar. Ya da bazı gruplara özgü. Bunların çözümü için yerelle iş birliği yapmayı çok önemsiyorum. Dünyada bu anlamdaki çalışmalar yerel yönetimle halledilirken biz tam tersine merkeze topladık. Oysa ki belediyelerle çalışmak çözümde daha süratli sonuç almayı sağlıyor. Bakan olduktan sonra 81 il valisine ve 1400 belediyeye bir yazı yolladım ve kadın politikaları konusunda yerel merkezlerin oluşturulmasını ve belli ölçeklerde kadına yönelik çalışmaların yapılmasını istedim. Kadın çalışması yapmak demek yoksul kadına yardım götürmek demek değil. Bunu da önemsiyorum ama asıl amaç kadınların sosyal hukuki ve ekonomik statülerini, eğitim düzeylerini güçlendirecek çalışmaların yapılmasıdır. Hedef budur. Belediyelerin bu alanda deneyimi olmasa da olumlu geri dönüşler aldık ve Başbakanlık Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü uzmanları kanalıyla yerel çalışmaları koordine ettik. Yerel mekanizmaları yani o bölgedeki kanaat önderlerini, sivil toplum kuruluşlarını hareket geçirdik.

Kadına yönelik şiddetin önüne geçmek için 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde camilerde hutbe okutuldu. Siz de Genelkurmay'a başvurdunuz kışlada 'kadın dövmeyin' dersi verilebilmesi için. Nasıl bir sonuç almayı bekliyorsunuz?

Kadını koruyan yasalar var. Peki yasaların uygulanabilirliği için nelere ihtiyacımız var diye düşündük ve erkeklerin dünyasına hitap etmek istedik. Her Cuma yaklaşık olarak 15 milyon erkeğe hitap etme imkanı var. Toplumun olumlu dinamiklerini harekete geçirerek bu konudaki değişimi sağlamaya, şiddet algısını değiştirmeye çalışıyoruz. Erkeklere nasıl ulaşır ve algıyı nasıl değiştirebiliriz diye düşündük. Toplumsal algıların değişmesi için aynı şekilde dizi yapımcıları ile de görüştük. Genelkurmay da önemli gördüğümüz konuların başında geliyor. 20'li yaşlardaki erkeklerin hayata ve aileye dair bilgileri belki de ilk kez edindikleri bir kurum. O kurumda edinecekleri bilgilerin onlara gelecekteki hayatlarında, yapacakları evliliklerde onlara ışık tutacağını düşündük. Ayrıca içişleri bakanlığımıza kurum içi eğitim seminerleri için teklif götürdük. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bir enstitü gibi çalışır. Planlar, koordine eder. Teklif götürdüğümüz kurum da kendi mekanizmaları içinde bunu gerçekleştirir. Genelkurmay ile görüşmeler çok olumlu gidiyor. Prensip de evet, nasıl gerçekleştireceğimizi konuşuyoruz. Ümitliyiz bu konuda.

BATIDA KADINA ŞİDDETİN ORANI YÜZDE 29 İLE 44 ARASINDA

Ekonomik gücü olmayan, az eğitimli kocasına bağımlı kadınların aile içi şiddet gördüğü sanılırdı ve veriler de bunu doğrulardı. Ama artık kendi kendine yetebilen kadınlar da şiddeti gördüklerini dile getirmeye başladılar. Bu dile getiriş, kadına yönelik şiddetin önüne geçebilmeniz için işinize yarayan bir şey mi oldu?

Şiddetin sadece belli kesimlerdeki kadınların başına gelen bir şiddet türü olduğuna yönelik yanlış kanıyı değiştirmesi bakımından yararlı. Şiddetin psikolojik nedenleri üzerinde durmak lazım. Batıda şiddetin sosyal ve dini değerleri nedeniyle doğu toplumlarına özgü olduğu yönünde bir kanı vardır. Oysa Batı hiç de masum değil. Avrupa'daki kadınların hepsinin ekonomik durumu iyi ama şiddet oranları yüzde 29 ile 44 arasında değişiyor. Demek ki kadınların ekonomik durumunun iyi olması, devletin hukuk sisteminin koruyan ve işleyen olması gibi nedenlerden ziyade algı endeksleri dediğimiz şiddetin toplumsal algı nedenleri üzerinde durulması gerekiyor.

BANU ALKAN'I BEYAZ'IN PROGRAMINDA İZLEDİM

Son bir iki aydır kadına yönelik şiddetin çok popüler bir örneği var televizyonda: Banu Alkan. İzleme imkanınız oldu mu hiç?

Bir kere Beyaz'ın programında izledim.

Siz de, kadın dernekleri de iğneyle kuyu kazıyorsunuz. Canlı yayında, yüksek reyting alan bir programda Banu Alkan şiddet görüyor ve buna itiraz etmiyor. Kendisine sahip çıkan İnsan Hakları Derneği'ne 'siz kendi işinize bakın' diyebiliyor. Bu tür yayınlar yaptığınız işi nasıl etkiliyor?

Birkaç yıldır bu tür yayınlar git gide artıyor. Bunun bir tükenme noktası olacaktır diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Bunu kendi sorunu gibi içselleştirmiş insanlar izliyor, O programdakilerin de, stüdyodakilerin de sosyal bilimciler tarafından analiz edilmesi gerekiyor. Kadın meseleleri için bu kadar çok çalışılırken, kadına şiddetin insan onuruna uygun olmayacak bir şekilde veriliyor olmasını doğru bulmuyorum. Yapımcıların işine elbette karışmıyorum ama bu kadar reyting ve reklam alan programlarda, biraz da bu ülke kadınlarına, insanlarına doğru mesajların doğru yöntemlerle verilmesi gerekir. Bazı şeyler var ki bu toplumun kalbine hançer saplıyor. Kurum olarak konunun uzmanlarıyla birlikte televizyon ve şiddet konusunda bir çalışmaya hazırlanıyoruz.

Stüdyodaki kadınlar ya da telefonla görüş bildirenler Banu Alkan'ın Murat Taşdemir'i sinir ettiğini söylüyorlar. Bu, şiddetin hak edilebilir olduğu yönünde bir kanaat oluşturuyor.

Şiddetin gerekçesi mazereti olmaz. Kimse şiddeti dayağı hak etmez. Orada problem, birbiriyle anlaşamayan iki insanın bir yere kapatılması. Sanki evlilikler de bu geçerliymiş gibi bir kanıya yol açıyorlar. Bir arada yaşamak zorunda değiller ki, birbirine katlanamayan iki insan bir arada durmaz.

TÖRE CİNEYATLERİNDE ERKEKLER DE KURBAN

Töre cinayetlerinde de devreye, toplumsal kültürel algılar ve bundan kaynaklanan zorunlulukların girdiği söylenir. Öldüren öldürmeye mecburmuş gibi. Cinayet cinayettir oysa.

Elbette. Yaşama hakkının ihlali en önemli insan hakkı ihlalidir. Hiçbir şekilde kabul edilemez. İktidar olur olmaz bu konudaki tutumuzu net olarak ortaya koyduk. Yeni TCK 2005'te yürürlülüğe girdi ama biz 2003 yılında yasal düzenleme yaptık ve töre cinayetlerinde indirim öngören maddeyi kaldırdık. Yargı 2003'ten sonra bu konuda işlenen suçlarda çok ağır cezalar verdi. Yargıtay, töre cinayeti suçlusundan değil mağdurundan yana hükümler verdi. Toplum da bu konularda hassasiyet göstermeye başladı. Bir babanın 15 yaşındaki kızını, 'baba yapma' diye yalvarırken bile gözünü kırpmadan öldüren anlayışın önüne geçmek lazım. Öldürülenler olduğu gibi, erkekle de kurban. Onların da zihniyet algılarının değişmesi lazım. Kadınları korurken, erkekleri de değiştirmek lazım. O yüzden bütün mekanizmaları devreye sokuyoruz.

ÇALIŞMALAR PLANLADIĞIM GİBİ GİDİYOR

7 ay içindeki icraatınızı beğeniyor musunuz? Hedeflerinizin neresindesiniz?

Çalışmalar planladığımız şekilde gidiyor. 2005 sonuna kadar 550 çocuğu ailesine kavuşturacağım demiştim, şu anda 1620 çocuğu kavuşturduk. Yasa tasarısının hazırlanması ve imzaya açılmasını planlamıştım, bu tamamlandı. Özürlüler ve yaşlılara yönelik hedeflediğimiz 'evde bakım hizmetleri' planlamamız vardı, başlattık. Tüm özürlü çocukların okullara taşınması projemiz vardı, gerçekleştirdik. Özürlülerle ilgili yasa tasarımız vardı, bu döneme kalacaktı ki Meclis kapanmadan çıktı. Çocuk Koruma Kanunu da öyle. Sevgi evleri projemiz vardı hem bu dönemdeki bütçede karşılığı var hem de hayırseverler aracılığıyla yaptırmayı düşündüğüz çalışmalarda karşılığı var.
Olmasını istediğim ve planladığım işler gerçekleşti.

ERKEKLER DE KADINDAN SORUMLU BAKAN OLABİLİR

Daha önce Hasan Gemici örneği olmuştu ama Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı'nın ille de kadın olması gibi bir kanı var sanki. Kadınlar daha şefkatli ve yatkın olduğu kanısından mı kaynaklanıyor bu?

Bu, kadınların daha iyi görevler yapabilecekken daha az önemli bir göreve getirilmeleri gibi bir algıdan kaynaklandığı gibi kadınlar sadece bunu yapabilir gibi bir algıdan da kaynaklanıyor olabilir. Ama bence her ikisi değil. Türkiye Cumhuriyeti devletinde bakanlık yapmak çok onurlu bir görev. Söylediğiniz gibi toplumun en dezavantajlı grupları yaşlılar kadınlar özürlüler çocuklar çok geniş bir kesimi ilgilendiren çok önemli bir görev. Ben yaptığım işi çok önemsiyorum. İnsani vicdani açıdan da bulunduğum yer için de iyi ki böyle bir bakanlık yapıyorum diyorum. Başka alanlarda bakanlık yapan kadınlar da oldu, bu ülke kadın Başbakan da gördü. Cinsiyet karşılaştırmalarından yana değilim ben. Çok merhametli kadınlar olabileceği gibi merhametsiz kadınlar da olabilir. Aynı şekilde çok merhametli erkekler de olabilir.

PARTİMDEN DESTEK GÖRÜYORUM

Muhafazakarlığın en çok kadın ve aile değerlerinde açığa çıktığı, kadın ve aile konusunun AK Parti'nin yumuşak karnı olduğu yönünde bir kanı da var. Muhafazakar bir partide Kadından Sorumlu Devlet Bakanı olmak sizi nasıl etkiliyor, zorluyor mu?

Tam tersine. İşimi zorlaştırıcı hiçbir şey olmadığı gibi bilakis kolaylaştırıcı çok şey var. Bu bize Avrupa'da da çok soruluyor. Siyasette yaptığım ve yapacağım işleri kolaylaştıran bir ortamdayım. Samimiyetle söylüyorum ki partinin çok olumlu katkısı olmuştur üzerimizde.


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi