T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
R Ö P O R T A J 7 MART 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Hal bu ki
Fadime ÖZKAN

Şöhret denilen sanal şey beni çok geriyor


FOTOĞRAF: FERHAT ULUDAĞLAR

Türkiye'nin en iyi aktörlerinden olan, oyunculuğuyla büyük takdir toplayan Haluk Bilginer, şöhretten şikayetçi. "Şöhret mesleğimin yan etkisi" diyor.

Türkiye'de yetişmiş en iyi birkaç aktörden biri Haluk Bilginer. O yüzden tartışılmaz bir yeri var. Sahnelediği her tiyatro oyunu kapalı gişe oynuyor. Diziler tekrarlarında bile rating rekoru kırıyor, rol aldığı sinema filmlerindeki performansı büyük takdir ve beğeniyle karşılanıyor. Reklam filmleri ve seslendirmeleri de öyle. Hayatını sadece oyunculuk yaparak kazanıyor ve o, bu durumu "Keyif aldığım bir şeyi yapıyorum, üstüne bir de para alıyorum" diye açıklıyor. Karagöz'ü kukla olmaktan çıkarıp bir yüze kavuşturduğu Ezel Akay imzalı Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü filmi ile oyunculuktaki başarısını bir kez daha yineleyen Bilginer, bugünlerde, eski eşi Zuhal Olcay ile birlikte kurdukları Oyun Atölyesi'nde Jean Dark'ın Öteki Ölümü adlı oyunla sahneye çıkıyor ve sahneden kan ter içinde ama dinmek bilmeyen alkışlarla iniyor. Özel hayatının magazin gündeminden düşmemesinden ise fena halde sıkılıyor. Haluk Bilginer ile Oyun Atölyesi'nde, bir kısmı oyundan önce, bir kısmı oyundan sonra olmak üzere uzun bir söyleşi yaptık. Şunu fark ettim: Sorularımı oyundan önce rahat rahat soruyordum, oyun sonrasında ise az önce sahnede devleşen adama soru sormak gerçekten cüret gerektiriyordu.

* * *

Kadri kıymeti bilinmiş bir oyuncu olduğunuzu düşünüyor musunuz?

En azından mesleğimi yapabiliyorum. İngiltere'deki, Amerika'daki örnekler gibi garsonluk yapıp 20 yıldır aktörüm, demek de var.

Çok beğenilmek, takdir edilmek, eleştirilme-mek bir süre sonra insanın hata yapma hakkını elinden alır. Tehlikeli değil mi bu?

Yapılan iltifatlara inanırsanız çöküş başlar. 'Vay ben neymişim' diye başlar yolculuğunuz, 'ıyyhh' diye biter. Her şeyin ördeğin sırtındaki su gibi akıp gitmesini sağlamak lazım. Ben ne yaptığımı, neyi, nasıl daha iyi yapabileceğimi, beş sene sonra olsa bugünkü rolümü nasıl oynayacağımı biliyorum.

Nasıl yani?

On sene önceki rollerime bakınca bugün olsa farklı oynardım diyorum. İnsan gelişen bir varlık. Ben de bir sene sonra daha iyisini yapacağım. İki sonra daha da iyisini. 35 yıldır oyuncuyum ama hala öğrenciyim.

Nereden öğrenirsiniz; insanlardan mı, kitaplardan mı, ustalardan mı, nereden?

Mesleğim söz konusu olduğunda yaparak öğrenirim. Oyunculuk yaparak öğrenilecek bir şey. Ancak kendinize öğrettiğiniz bir şey. Benim size bisiklete binmeyi öğretemeyeceğim gibi.

Tiyatronuzun adı o yüzden mi Oyun Atölyesi? Kendinizi yetiştirdiğiniz için mi?

Evet. Tam da öyle.

ŞÖHRET ÇOK RAHATSIZ EDİCİ

Büyük oyuncu olmak dokunulmaz bir alan oluşturur. Gözlemeye müsait sırça bir köşkte yaşatılırsınız . Ne zaman tökezleyeceğiniz de dahil, bir sürü beklenti birikir sırça köşkün etrafında. Bu, bir gerginlik yaratıyor mu sizde? Başarı, şöhret, ayak bağı oluyor mu?

Şöhret denilen sanal şey beni geriyor, doğru. Şöhret planladığım hele hedeflediğim bir şey değil çünkü. Mesleğimin yan etkisi. İşimi sahnede, ekranda ya da sinemada yaptığım için, insanlar başka insanlardan daha çok görüyor beni ve benim gibi olanları. Ve diyorlar ki "Aaa ben bu yüzü tanıyorum". Sonra da o kadar çok sahipleniyorlar ki hesap sorma yetkisi bile atfediyorlar kendilerine. Bu çok rahatsız edici.

Oyunculuğun şizofrenik bir tarafı yok mu? Başka insanlar oluyorsunuz. Canlandırdığınız karakterleri giyinip soyunup sonra kendiniz olurken, kendinize yabancılaştığınız olmuyor mu? Araya mesafe koyabiliyor musunuz?

Kendime sürekli yabancılaşıyorum elbette. Yoksa o rolün içine girip çıkamazsınız ve bazı oyuncular gibi 'rolümün etkisinde kaldım' falan dersiniz. Bu ya yalandır ya da psikolojik tedaviye ihtiyacınız vardır. Üçüncü bir şık yoktur.

STEVEN SEAGAL'İ REDDETTİM

Sizden çıkan karakterlerden hangisinde kendinizi çok başarılı bularak şaşırdınız?

On yıl önce 40 yaşımdayken, 85 yaşındaki Freud'u oynadığımda. Arkadaşlarım bile beni tanıyamamış, sahnede gerçekten 85 yaşında biri var zannetmişler.

Kendinizi oyunculuk açısından hayal kırıklığına uğrattığınız, 'hay Allah eksik oldu' dediğiniz bir rolünüz oldu mu?

Evet. Geçen yıl Cimri 'hay Allah, eksik oldu'.

Peki ya sinemada?

Rolüm eksik oldu dediğim olmadı ama keşke yapmasaydım dediğim işler oldu. Ama her filmi şimdi çeksem daha farklı oynardım.

Bir daha asla yapmam dediğiniz iş yok mu?

Asla bir yarışma programı sunmayacağım.

İngiltere'den dönmeseydiniz şimdi nerede ne yapıyor olurdunuz?

Bunu hiç düşünmedim ama benim bir ayağım dışarıda zaten. Daha dün menajerim aradı. Martla Nisan arasında Steven Seagal'in bir filmi için beş hafta boş musun, diye. Değilim, dedim. Burada tiyatro yapmak Steven Seagal ile oynamaktan daha çok heyecanlandırıyor beni.

DİZİLERDE ROL ALIYORUM ÇÜNKÜ...

Lise yıllarında oyuncu olmaya karar verdiğinizde, bir gün bugünkü Haluk Bilginer olacağınızı hayal eder miydiniz?

Elbette. Bir yönetmenle ilk film görüşmesinde Oscar teşekkür konuşmanız yoksa cebinizde, sizden bir şey olmaz zaten.

Bir gün tiyatro yapamıyor olsanız ne olur, ne eksilir hayatınızdan?

Büyük bir düş kırıklığı yaşarım ve çok şey eksilir hayatımdan. Akıl sağlığımı yitirmemek için elimde dürbün kuşları gözleyebilirim mesela.

Para ihtiyacınız olmasa, tiyatro dışında da oyunculuk yapar mıydınız?

Bu kadar sıklıkla olmasa da yapardım çünkü o keyfi de almayı isterdim. Kamerayla çalışmayı seviyorum. Özellikle sinemada. Televizyonda da sevdiğim projelerde eğlenmek için rol alırdım.

"Yine de Aşığım" da dizi başına 35 bin YTL aldığınız söyleniyor, doğru mu?

Yalan. Kim kaybetmiş ki biz bulalım.

Kurtlar Vadisi Irak'ı yapanlar samimi değil

Kurtlar Vadisi Irak filmini izlediniz mi?

Hayır, izlemeyi de düşünmüyorum. Amerikan karşıtı film yapanların en azından Amerikan karşıtı olması gerekir diye düşünüyorum, çünkü. Önce samimi olsunlar.

Olmadıklarını mı düşünüyorsunuz?

Sizce öyleler mi? Derin devlet, milliyetçilik Amerika'nın beslediği ideoloji değil mi? CIA ödemedi mi parayı? Türkiye'de milliyetçiliğin yükseldiği döneme dikkat edin. Güneydoğu'da savaş varken, PKK Kürt milliyetçiliğini öne çıkardığında Türk milliyetçiliği alevlendi. Milliyetçilik milliyetçiliği doğurur. İnsanlar benim milliyetime laf etti diye birbirlerini yerler. Sonunda olan yine bu kifayetsizlere olur.

Irak'ta, Ortadoğu'da olanlara ve olacaklar için yapılan hazırlıklara da bu gözle mi bakıyorsunuz?

O kadar net bir tezgah var ki ortada! Hepsi hesaplanmış. Irak'ı kimyasal silah var diye işgal ettiler. Dünyanın en büyük teröristi ABD. Kendi ikiz kulelerini yıktı adamlar. Bunun aksini kimse ispat edemez.

Gündemde karikatür krizi var şimdi, büyük resimde.

Bu kadar ince hesaplanmış çok az örnek gördüm yakın geçmişte. Karikatür basılalı beş ay olmuş. Niye şimdi patlıyor kriz? Hepimiz göreceğiz. Amerika İran'a girecek çok yakında. Ondan sonra Suriye'ye sonra da başka yerlere. Haritayı baştan çizecek. Bahaneye ihtiyacı var çünkü kamuoyunu kandırabilmek için. Müslümanları kışkırtıyor. Müslümanlar da meydanlara dökülüp 'Kellenizi keseriz' diye bağırıyor. Amerika ellerini ovuşturup 'Güzeeel' diyor: 'Hadi devam, edin ki bende haklı çıkayım. Bu ilkellerin memleketine giriyorum işte, diyebileyim'. Müslümanlar da düştü bu tuzağa ne yazık ki. Niye düşünmüyorsun a be müslüman kardeşim?

Özelim değerli benim için

Mesleğiniz gereği göz önündesiniz ve magazin basının yaklaşımından da şikayetçisiniz. Sizi rahatsız eden ne? Magazincilerin varlığı mı, yaklaşımı mı?

Ben tüm hayatın magazinleştirilmesine karşıyım. Bana, hayatıma tecavüz etmeyin deme hakkım var, benim de.

Halk bilmek istiyor, diye de bir şey vardır magazin dünyasında.

Kimse kendine ikonlar üretmesin. Bu benim özelim ve herkesin önünde konuşulmayacak kadar da değerli benim için.

Bu dünyadan iyi bir oyuncu geçti desinler yeter

Ölüm gerçeğiyle ne kadar barışıksınız? Sık düşünür müsünüz?

Çok sık düşünmem ama şunu bilirim: Ölmeyi hak emek lazım. Bunun için de, doğru sahici, samimi ve inandığınız şeyleri yapmak gerekir. Ölüme inat yapıyoruz zaten ne yapıyorsak. İz bırakabilmek için.

Allah gecinden versin, emri hak vaki olduğunda nasıl anılmak istersiniz?

Bu dünyadan iyi bir oyuncu geçti, desinler yeter.

Neyi yapmadan, ne olmadan ömrünüzü tamamlarsanız gözünüz arkada kalır?

Son ana kadar oynayamazsam gözüm arkada kalır. İnşallah bana olmaz ama örneklerini duyuyorum, sahne korkusu geliveriyor aktörlere. Benim de böyle bir korkum var.

Bir oyunu bitirip de seyirciyi selamladığınız-da ne hissedersiniz?

Oh anıdır o. Sırtınızdan terler aka aka aldığınız büyük bir ödül, büyük bir hazdır.

Mizah artık daha steril

Karagöz Hacivat kendi zamanlarının stand-upçılarıydılar. Bugün stand-up yapanları Karagöz Hacivat ile kıyaslayınca ne görüyorsunuz, onlar kadar cesur buluyor musunuz?

Karagöz ve Hacivat kadar cesur olabilmek mümkün değil galiba. O devri geçtik artık biz. Bugün bazı şeyler yasak ve ayıp. Zihinlere kelepçeler takılmış, o kelepçelerle çıkılıyor sahneye. İstediğiniz kadar 'Aa ne yırtık çocuk, bak neler söyledi' deseniz de stand upçılardan Hacivat Karagöz kadar cesur olmalarını bekleyemeyiz. Bugün yapılan mizahın ciddi bir otosansüre ve erezyona uğramış halidir. Mizah artık daha hijyenik, daha steril.

Karagöz Hacivat için de keşkelerim var

Tatlı Hayat'taki İhsan Yıldırım ile Firuze'deki Hayri karakteri Hacivat gibiydi biraz; sevimli üç kağıtçı. Hacivat'ı oynamaktan rol üzerinize yapışmasın diye mi vazgeçtiniz?

Benzemese de anıştıracaktı, o da hayatta yırtmaya çalışan biri çünkü. Karagöz ise tam tersi. Seyirciyi de, beni de şaşırtacak bir karakterdi Karagöz. O yüzden beni daha fazla heyecanlandırdı.

Filmi izlediğinizde hem kendi rolünüz, hem Hacivat, hem de filmin bütünü için 'oldu bu iş' dediğiniz mi yoksa küçük de olsa 'keşkeler' kaldı mı içinizde?

Kalmaz mı? Hiçbir iş tam olmaz ki. Bir şeyler eksik kalır mutlaka. Ama güzel bir iş oldu. Karar seyircilerin. Bundan sonra bir şey söylemek benim haddim değil.


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi